tgindex
Çağla Üren
@caglaurenВидеотурецкий

Dünya genelinden bilim, teknoloji ve sağlık haberlerini aktardığım Telegram kanalım. Zaman zaman sinema/TV'deki gelişmelerden de bahsederim. | İletişim: @urencagla | Dış haber editörü: https://www.indyturk.com/article-author/çağla-üren

Последний пост
12 авг.
Последнее чтение
15 авг.
Постов за неделю
1
Всего постов
20
Тип
открытый
Язык
турецкий
Категория
Видео (по похожим)
В каталоге с
13 авг.
Подписчики
1 354
0 за 2 дн.
Сутки
0
0,00%
Неделя
 
Месяц
 
Просмотров на пост
582
20 постов
Вовлечённость
43,0%
к подписчикам
Постов в день
0,1
всего 20
Упоминаний
0
каналов
Охват размещения
оценка
1/24сутки в ленте
149
1/48двое суток
170
1/72трое суток
184

Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.

Посты

  • Bugünkü Güneş tutulmasını izleyemedik çünkü Türkiye saatiyle 20.46 civarına denk geldi. Ama yakın zamanda bir tanesini izleyebileceğiz :) ☀️ Bu tutulmaya hep "tarihi" dendi ama aslında astronomi açısından 12 Ağustos tutulmasını diğer tüm tam tutulmalardan ayıran bir şey yok. Avrupa merkezleri en son 27 yıl, İber Yarımadası ise 114 yıl önce gördüğü için bu tutulmaya "tarihi" dediler. Biz de hemen kopyaladık :) ☀️ Türkiye'den görülebilecek bir sonraki Güneş tutulması ise 2 Ağustos 2027'de medyana gelecek. Dünya ölçeğinde bu da bir tam Güneş tutulması, fakat Türkiye tam tutulma koridorunun biraz kuzeyinde kaldığı için burada parçalı Güneş tutulması olarak gözlemlenebilecek. Yine de Güneş'in önemli bir kısmı kapanacak. Tutulma saat 11.20 civarında başlayacak ve yaklaşık 14.13'e kadar görülebilecek. ☀️ Ayrıca gelecek seneki tutulma, bu seneye göre daha özel. Bugünkü tutulmanın tam kapanma evresi yaklaşık 2 dakika 18 saniye olarak hesaplandı. Seneye tam 6 dakika 23 saniye sürecek. .... Güneş tutulmasını Türkiye'den izleyemiyoruz (gelecek sene bir tane izleyebileceğiz) ama bu, ambiyansı yaşayamayacağımız anlamına gelmiyor. NASA canlı yayınını izlemek istemeyenler için tutulmayla ilgili bir korku filmi tavsiyesi: Veronica (2017). Ayrıca bu gece Perseid meteor yağmuru var. Yine ambiyansı yaşamak isteyenlere kıyıda köşede kalmış müthiş bir bilimkurgu önerelim: Coherence (2013). Beyin yakma garantili

  • Avrupa günlerdir yanıyor. Şimdi Türkiye'de de 6 ilde yangınlar başladı. Bu yıl bölgemizdeki yangınlar özellikle tehlikeli. Çünkü Fransa'da ilk kez "ateş bulutu" oluştu. Türkiye'de de uygun koşullar oluşursa bu mümkünmüş. 📌 Bilim insanlarının "pirokümülonimbus" diye adlandırdığı ateş bulutları, bir orman yangınının artık kendi hava durumunu/sistemini oluşturması demek. Bunlar alevleri daha da büyütebiliyor, hatta şiddetli rüzgarlar ve yıldırımlar üreterek yeni yangınları tetikleyebiliyor. 📌 İki aşamada oluşuyorlar: - İlk aşama yapı pirokümülüs diye adlandırılıyor. Yangının ürettiği yoğun ısı, yerdeki havayı hızla yukarı kaldırarak duman sütununun üzerinde bir bulut oluşturuyor. - İkinci ve çok daha tehlikeli aşama ise pirokümülonimbus. Bu aşamada yükselen sıcak hava atmosferin üst katmanlarına, hatta stratosfer sınırına kadar ulaşıyor ve bulut dev bir gök gürültülü fırtınaya dönüşebiliyor. 📌 NASA bu bulutları şöyle açıklıyor: "Uzun, karnabahar şeklinde olup uydu görüntülerinde daha koyu dumanın üzerinde asılı duran opak beyaz lekeler olarak görünürler. Pirokümülüs bulutları, kümülüs bulutlarına benzer, ancak havanın yükselmesine neden olan ısı, güneşle ısınan topraktan değil, ateşten gelir. Belirli koşullar altında, pirokümülüs bulutları tam teşekküllü fırtınalar oluşturabilir ve bu da onları pirokümülonimbus bulutları haline getirir." 📌 Türkiye'de daha önce resmen doğrulanmış bir vaka yaşanmadı. Ancak fırtına oluşturabilecek hava koşulları, orman yangınlarıyla denk gelirse ateş bulutu oluşmasının önünde engel yok. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde daha uzun sıcak hava dalgaları yaşanmaya ve daha kuru bitki örtüsü görülmeye başladı. Ayrıca daha büyük ve daha şiddetli orman yangınları da görülüyor. Eğer bunlar uygun atmosferik koşullarla birleşirse, gelecekte pirokümülonimbus oluşması mümkün. 📌 Aslında sadece bu yıl değil, her geçen yıl orman yangınları açısından daha tehlikeli. Çünkü bilim insanları, iklim krizi nedeniyle Avrupa genelinde bu olayların daha sık görülebileceğini söylüyor. Çünkü hem aşırı sıcaklar ve fırtınalar gibi hava olayları hem de orman yangınları giderek sıklaşıyor.

  • Türkiye siber güvenlikte ciddi bir dönüşüme gidiyor. BTK artık sadece telekomünikasyon düzenleyicisi olarak kalıyor. İnternetle ilgili yetkilerinin büyük kısmı Siber Güvenlik Başkanlığı'na devredildi. İnternet politikalarını merkezileştirecek bir hamle. Kısaca açıklayalım ⬇️⬇️ 📌 Dijital oyunlara yönelik güvenlik faaliyetleri ve internet alan adlarına ilişkin strateji belirleme/düzenleme yetkisi başkanlığa geçiyor. Başkanlık, gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine ya da resen tedbir kararı alabilecek; erişim sağlayıcıları, veri merkezleri ve ilgili içerik sağlayıcılar bu kararları iki saat içinde uygulamak zorunda olacak. Anayasaya göre o durumlar şöyle: - Milli güvenlik - Kamu düzeni - Suç işlenmesinin önlenmesi - Genel sağlık - Genel ahlak - Başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması 📌 Siber Güvenlik Başkanlığı'nın bu durumlarda hangi tedbirlere başvurabileceği açıkça belirtilmiyor. Yani, kurumun hangi durumlarda hangi önleme (örneğin, bant daraltma, DNS engellemesi, IP engellemesi, URL engellemesi gibi) başvurabileceği konusu açık bırakılıyor. Bu da sivil toplumda "sınırları belirsiz tedbir yetkisi" tartışmasına yol açtı, zira eski yasada bu daha net bir hükümdü. 📌 Peki erişim engeli kararlarını kim alacak? En karmaşık kısım burası. Zira yasalarda erişime engelleme yetkisi; sulh ceza hâkimlikleri, bazı durumlarda Cumhurbaşkanı kararı ve yine bazı durumlarda BTK Başkanı'na ait. Ama yeni kanun; kararı veren makamı değil, ama o kararın uygulanmasını sağlayan teknik altyapıyı açıkça Siber Güvenlik Başkanlığı'na devrediyor. Peki bu durumda nasıl bir iş bölümü yapılacak? Bu, karmaşaya yol açmayacak mı? İkincil düzenlemeler gerekecek. Ama o düzenlemeler gelene dek iki kurum birbirinin yerine geçebilecek gibi duruyor. Şöyle bir madde var: "Siber Güvenlik Başkanlığına devredilen görev ve yetkiler bakımından Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından ikincil düzenlemeler çıkarılana kadar mevcut düzenlemelerin uygulanmasına devam edilecek ve bu düzenlemelerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına yapılan atıflar Siber Güvenlik Başkanlığına; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kuruluna, Telekomünikasyon Kuruluna, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına ve Telekomünikasyon İletişim Başkanına yapılan atıflar Siber Güvenlik Başkanına yapılmış sayılacak." Bu da erişim engeli gibi görevler bakımından karar merciinin değişebileceğini düşündürüyor. 📌 Peki tüm bunlar ne demek? 2012-2024 arasında Türkiye'de siber güvenlik yetkileri; BTK, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, USOM ve çeşitli bakanlıklar arasında dağılmış durumdaydı. Yeni modelde ise tek koordinasyon merkezi oluşturmak, kritik altyapıları tek elden korumak, siber saldırılara daha hızlı müdahale etmek, NATO ve birçok ülkedeki ulusal siber güvenlik ajanslarına benzer merkezi bir yapı kurmak mümkün hale gelecek. Eleştiriler de "erişim engelleme, içerik çıkarma ve bant daraltma yetkilerinin aynı güvenlik kurumu etrafında merkezileştirilmesi" üzerine yoğunlaşıyor. 📌 Haberimizde diğer birçok ayrıntıyı bulabilirsiniz: https://tr.euronews.com/next/2026/07/27/siber-guvenlik-baskanliginin-yetkileri-genisliyor-internet-artik-nasil-kontrol-edilecek

  • Hindistan'da eğitim bakanının istifasıyla sonuçlanan gençlik protestolarında önemli bir ayrıntı var. İnternet kesintileri karşısında protestocular Bluetooth teknolojisini kullandı. İlk kez böyle kitlesel ölçekte kullanılıyor sanırım. Aslında bu bu teknoloji afetler için de çok önemli, telekom şirketlerinin deprem sınavını hatırlarsınız. Ancak Hint hükümeti hemen harekete geçip Github'a ihtar yollamış. Biraz açalım mevzuyu: 📌 Bridgefy, Briar ve Bitchat gibi uygulamalar var. Sonuncusunu Jack Dorsey babamız kurdu. Bu uygulamalar, WhatsApp veya Signal'dan farklı olarak internet bağlantısı olmadan da mesaj iletilmesine olanak tanıyor. Telefonlar, Bluetooth Low Energy (BLE) bağlantısını kullanarak birbirleriyle doğrudan iletişim kuruyor. Sistemde uygulamayı kullanan her akıllı telefon küçük bir aktarma noktası görevi görüyor. Bir kullanıcı tarafından gönderilen mesaj, internet sunucularına gitmek yerine yakındaki telefonlar arasında sırayla aktarılıyor ve böylece hedef kullanıcıya ulaşıyor. 📌 Bluetooth son dönemde GPS yerine kullanımıyla da çok öne çıktı biliyorsunuz. Airtag, smart taglerimiz aynı işleyiş sayesinde bize konum bildiriyor. 📌 Ancak sistemin önemli bir sınırlaması var: Mesajların ilerleyebilmesi için aynı uygulamayı kullanan yeterli sayıda kişinin fiziksel olarak birbirine yakın olması gerekiyor. Kalabalık ortamlarda mesajlar çok sayıda cihaz üzerinden ilerleyebilirken, kullanıcı sayısının az olduğu bölgelerde iletişim zinciri kolayca kopabiliyor. Yine de Bluetooth mesh ağı, etkin çalışmak için belirli sayıda kullanıcı gerektirmiyor. İki telefon birbirine doğrudan mesaj gönderebiliyor. Ancak ağa katılan her yeni cihaz, mesajların farklı güzergâhlardan ilerleme ihtimalini artırıyor ve ağı daha güvenilir hâle getiriyor. 📌 Mobil şebekelerin çalışmadığı protestolar, doğal afetler veya büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde Bluetooth mesh uygulamaları geçici bir iletişim ağı oluşturabiliyor. Bitchat'te kullanıcılar ayrıca, şifre korumalı ve hashtag ile adlandırılabilen grup sohbetleri de oluşturabiliyor. 📌 Tabii protestoların ardından Hint hükümeti Microsoft'un iştiraki GitHub'a gönderdiği resmi bildirimle Bitchat uygulamasının platformdan kaldırılmasını istemiş. Github, yazılımcılar için ne kadar büyük bir kütüphane, bilirsiniz. Hindistan da yazılımcılar için ne kadar büyük bir insan kaynağı, onu da bilirsiniz. İki taraf da sanki birbirini gözden çıkaramaz. Ne olacak bu durumda, takipteyiz. 📌 Ayrıntılar için haberimiz https://tr.euronews.com/next/2026/07/27/hindistanda-protestocular-internet-kesintisine-karsi-bluetoothla-iletisim-kurdu

  • Şu manşetleri görmüşsünüzdür: OpenAI o kadar güçlü bir yapay zeka ajanı geliştirmiş ki bu ajan test düzeneğinden "kaçarak", gidip bir başka platform olan Hugging Face'i hacklemiş. Peki yapay zeka gerçekten de kontrolümüzden çıktı mı? Aslında tablo pek öyle değil gibi. Biraz uzman yorumlarına bakındım. Gördüğüm kadarıyla OpenAI, şirketin zaafiyetine atfedilebilecek bir durumu biraz da PR'a dönüştürmüş durumda. Gerçekte olan şu: 📌 16 Temmuz'da Hugging Face, hacklendiklerini düşündüklerini açıklıyor. Saldırgan bazı dahili veri setlerine ve erişim bilgilerine ulaşmış. Şirket dedi ki "saldırı büyük olasılıkla otonom bir yapay zeka ajanı tarafından gerçekleştirildi." Aslında flaş bir açıklama ama asıl flaş 5 gün sonra OpenAI'ın yaptığı duyurular patladı. Şirket kabaca, "bu benzeri görülmemiş saldırıyı bizim modelimiz kontrolümüz dışında yaptı" dedi. 📌 Olay şu şekilde oluyor: OpenAI, henüz yayımlanmamış güçlü bir model ile GPT-5.6 Sol'u, gerçek sistemlerdeki güvenlik açıklarını istismar etme becerisini ölçen ExploitGym adlı test platformunda değerlendiriyor. Bu testler normalde dış dünyadan tamamen izole edilmiş "sandbox" (kum havuzu) ortamlarında yürütülüyor. Ancak OpenAI'ın yapay zeka ajanı, yazılım paketlerinin kurulmasını sağlayan dahili sistemdeki daha önce bilinmeyen bir güvenlik açığını kullanarak bu izole ortamdan çıkmayı başarıyor ve internete erişim sağlayarak gidip Hugging Face'e saldırıyor. 📌 Tabii şaşırıyoruz. Vay arkadaş, yapay zeka uyandı, güvenlik sistemlerinden kaçtı, gidip dünyaca ünlü bir başla platformu hackledi, yapay zeka kıyameti başladı, makineler uyandı vs vs. demeye başlıyoruz. Ama aslında bu iş, yapay zeka uyanışından ziyade bir virüsün laboratuvardan sızmasını andırıyor. Ve bir virüs laboratuvardan sızdığında ona kahramanlık affetmek yerine labın güvenliğini sorgularız. 📌 Siber güvenlik uzmanlarının büyük bölümü de olayın temel nedeninin yapay zekanın "isyan etmesi" değil, OpenAI'ın test ortamını yeterince izole edememesi olduğunu savunuyor. Bazı alıntılar: "Gerçek anlamda bir sandbox'ın internete fiziksel olarak hiçbir bağlantısı olmamalıydı." "Model sandbox'tan kaçmadı. Asıl sorun sandbox'ın doğru inşa edilmemiş olmasıydı." Diğer bir deyişle OpenAI'ın test ortamına internete açılan filtrelenmemiş bir çıkış yolu bıraktığı, yani tasarım aşamasında yeterli özeni göstermediği düşünülüyor. 📌 Bu tür testlerde siz (insan) yapay zekaya zaten hack görevi verir. Yani ortada "kendi amacı doğrultusunda" giden bir yapay zeka yok. Yapay zeka denileni yapıyor ama bunu yaparken bir arka kapı bulup kullanıyor. 📌 Asıl sıkıntı ise şu: Hugging Face, bu saldırıya karşı, elindeki GPT-5.6 Sol veya Claude Fable 5 gibi gelişmiş modelleri kullanmak istediğinde bu modellerdeki güvenlik kısıtlamaları, savunma amaçlı analizleri de engelliyor. Saldıran kim? OpenAI ajanı. Saldırıyı engellemek için kullanılmak istenen sistem ne? OpenAI ajanı. Ama saldırı sırasında diyor ki, "Benim güvenlik önlemlerim var, sana yardım edemem." :) Bunun üzerine Hugging Face, Çinli Z.AI şirketinin geliştirdiği açık kaynaklı GLM5.2 modelini kullanarak saldırıyı analiz edebiliyor. 📌 Tüm bunlar sektördeki bir anlayış sorununun ortaya çıkardığı bir kaosa işaret ediyor. Bu anlayışın değişmesi lazım. Zira OpenAI'ın elinde yapay zeka ajanlarının tüm hareket zincirini analiz eden bir izleme sistemi de var. Bu sistemin derhal entegre edilmesi ve AI yeteneklerinin saldırıya karşı kullanımının daha iyi değerlendirilmesi elzem.

  • 17 июл.1 060122

    Bugün biraz IMAX araştırması yaptım. Gerçekten görüntü bu şekilde kırpılacak mı, miğferi görebilecek miyiz, neden ekrana dikey formatta yansıtılmıyor, bu IMAX formatının mevzusu nedir, neden bu kadar nadir? Bu gibi sorulara yanıt aradım ve bulduklarımı burada anlatayım: 📽️ The Odyssey'i ender kılan ne? The Odyssey, tamamen IMAX 1570 kameralarla -en yüksek çözünürlüklü analog film formatıyla- çekilen ilk uzun metrajlı film. MAX 1570 kameralar, 270 kilograma kadar ağırlığa sahip devasa makineler. Bunların sette tekerlekli platformlara yerleştirilmeleri için bile en az beş kişiye ihtiyaç duyulmuş. 📽️ Nedir bu IMAX? Bildiğiniz üzere IMAX (Image Maximum), standart sinema salonlarına göre çok daha büyük perde, daha gelişmiş görüntü ve ses sistemi sunan bir sinema teknolojisi. Ancak "IMAX" tek bir teknoloji değil. Aynı marka altında farklı sistemler var: - IMAX Digital (çift dijital projektör) - IMAX Lazer (en yeni lazer projektör sistemi) - IMAX 70 mm film (çok az sayıda salonda bulunan analog film sistemi). İlk ikisi Türkiye'de var. Sonuncusu ise dünyada sadece 41 salonda var. Nolan da diyor ki "bence gidin bunlarda izleyin" :) Bir filmin IMAX'te gösterilmesi için 2 yol var: - Nolan'ın yaptığı gibi, film doğrudan IMAX kameralarıyla çekilir. - Normal kameralarla çekilip sonradan IMAX'e uyarlanır; görüntü ve ses, IMAX'in özel "remastering" sürecinden geçirilir. Filmi IMAX kameralarıyla doğrudan çekmenin avantajı ise çok daha fazla görüntü ayrıntısı ve daha büyük görüntü alanı. IMAX kameralarıyla çekilen sahneler, "gerçek" IMAX salonlarında 1.43:1 en-boy oranında gösterilebiliyor. 📽️ IMAX 70 mm farkı ne? - Yaklaşık 20-30 metre yüksekliğinde dev perde - 1.43:1 kare format görüntü oranını gösterebilme - IMAX 70 mm film projektörü veya çift lazerli (Dual Laser) sistem - Yönetmenin çektiği IMAX görüntüsünün tamamını gösterebilme 2008'den sonra IMAX firması, çok daha fazla şehirde salon açabilmek için daha küçük salonlara uygun dijital sistemler geliştirdi. Bu salonlarda perde daha küçük ve görüntü oranı çoğu zaman yatay 1.90:1 çerçevesinde. Buralarda eski dev IMAX salonları kadar büyük bir deneyim sunulmuyor. IMAX 70mm'nin görüntü oranı ise 1.43:1 olduğu için, üst ve alt kısımlarda siyah şeritler olmadan, yerden tavana uzanan ekranları dolduracak şekilde tasarlandı. 📽️ Peki filmi gerçekten göremeyecek miyiz? Aşağıdaki gibi paylaşımlar temsili görüntü arkadaşlar. Agamemnon'un miğferini görebileceksiniz yani. Yapım ekibi, her ekranda en iyi deneyimi sağlamak için orijinal film öğelerini diğer formatlara uyarladı. Nolan demiş ki "özellikle lazer projektörler gibi yeni projektör formatlarına mükemmel bir şekilde yansıyor." Yapım ekibi görüntülerini farklı sinemalarda eşit başarıyla sunulabilmek için çalışıyor. Mal mı bu adamlar filmi yarım göstersin. Bu arada lazerli IMAX, Türkiye'de var, meraklısı için. 📽️Standart sinema salonlarında kare format gösterilemez mi? Gösterilebilir. sağ ve solda siyah boşluklar bırakılabilir. Buna “pillarbox” deniyor. Ama yan tarafları bomboş siyah çerçeve izlemek istemezsiniz. Bu salonların olayı ekrana baktığınızı unutturmaktır zaten. Bir de mesele sadece perde değil. Parlaklık, kontrast, ses sistemi, pikseller vs vs. 📽️ Madem böyle güzel bir şey var, neden daha fazla salon yok? Çünkü kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser. Bu aslında eski bir teknoloji. Bu projektörleri üretmek için gereken özel parçaların çoğu artık mevcut değil. Orijinal tasarım dosyaları yaklaşık yarım yüzyıl öncesine dayanıyor ve düzgün bir şekilde muhafaza edilmemiş. Yeni çağın gerekliliklerine cevap vermek için TV ekranı gibi sinema perdelerinde film izletiyorlar bize. 70 mm mevzunu fotoğrafçıların analog kamera tutkusuyla kıyaslayabilirsiniz. Nolan'ın, Denis Villeneuve'nun filan da böyle tutkuları var işte. Ama Nolan bu konuda iyi hype yapıyor. Kubrick tarzı bir PR yapıyor kendine. Sık sık Spielberg'le kıyaslansa da Spielberg dede, iPhone kamerasında film çeken bir insan, unutmayın :) Bu IMAX konusunu, Euronews Türkçe'de bir dosyada irdeledik. Orada daha pek çok ayrıntı var.

  • Bir distopyayı yaşadığımızı yüzümüze çarpan bir iddia var. 26 kişilik davacı grubu, Meta'nın topluca işten çıkarma yaptığı birkaç ay önceki dönemde, yapay zekayı kullanarak sağlık sorunları olan/olabilecek kişileri belirleyip seçtiğini ve işten attığını öne sürüyor! 📌 Mayıs ayında 22 Temmuz'dan itibaren işlerine son verileceği bildirilen bu çalışanlar kabaca şunu iddia ediyor: "Çıkarılan 8 bin kişi arasında engelli veya sağlık izni kullanan çalışanlar orantısızca yer alıyor. Çünkü bu kişileri seçerken yapay zeka token kullanımı gibi faktörleri esas aldınız ve yine yapay zeka destekli yazılım kullanarak verimlilik ölçmeye çalıştınız." Anonim olarak dava açan 26 davacı, Meta'yı engelli, sağlık izni alan veya hamile çalışanlara karşı ayrımcılığı ya da misillemeyi yasaklayan yasaları ihlal etmekle suçluyor. 📌 Meta, Reuters'a açıklama yapmış ve iddiaları reddetmiş. 📌 Dava, ABD'li büyük bir şirkete karşı, işten çıkarmalarda yapay zekanın kullanıldığı iddiasıyla açılan ilk dava. Bu açıdan önemli olabilir sonucu.

  • Yapay zeka şirketlerinin kitap talanı nasıl dönüşmüş... Ben de geçen yıl Anthropic'in gizli Panama Projesi'ne dair yazmıştım. Binler değil, milyonlarca kitabı böyle harcadılar. Korsan online kitaplar da cabası. 📌 Etik yapay zeka anlayışıyla tanıdığımız Anthropic, 2024'te Panama Projesi'ni başlatıyor. Şirket içi belgelerde böyle adlandırılıyor bu proje. Geçen sene şirkete bir telif davası açtılar. Kayıtların gizliliği kaldırıldı. Ortaya çıkan bir iç planlama belgesinde şu ifade yer alıyordu: “Project Panama, dünyadaki tüm kitapları yıkıcı biçimde tarama çabamızdır. Bu proje üzerinde çalıştığımızın bilinmesini istemiyoruz.” 📌 Mahkeme belgelerine göre Anthropic, yaklaşık bir yıl içinde milyonlarca dolar harcayarak milyonlarca kitabı satın aldı, kitapların ciltlerini kesti ve sayfalarını tarayarak Claude dil modellerini eğitmek için kullandı. Yazışmalarda şirketin, kitapları kütüphanelerden veya ikinci el kitapçılardan temin etmeyi değerlendirdiği görülüyordu. Kitaplar, yapay zeka şirketleri için kritik bir kaynak olarak değerlendiriliyordu. Ocak 2023 tarihli bir belgede Anthropic’in kurucu ortaklarından biri, kitaplarla eğitilen modellerin “düşük kaliteli internet dili”ni taklit etmek yerine “iyi yazmayı öğrenebileceğini” savunuyordu. 📌 Meta ile ilgili bir sızıntıda da online kitap arşivlerinin talanı gündeme gelmişti. Buna göre, şirketler dijital kitap arşivlerine erişmeye çalışırken, yayıncılardan ve yazarlardan doğrudan izin almayı pratik bulmamıştı. Açılan davalara göre Anthropic, Meta ve diğerleri, kitapları yazarların bilgisi olmadan toplu şekilde elde etmenin yollarını aradı; buna korsan kopyaların indirilmesi de dahil. 📌 Geçen yıl ABD basınına sızan bir mahkeme belgesine göre Anthropic kurucu ortağı Ben Mann, Haziran 2021’de LibGen adlı korsan kütüphaneden 11 gün boyunca kurgu ve kurgu dışı kitaplar indirmişti. Dosyalara giren ekran görüntülerinde Mann’ın dosya paylaşım yazılımı kullandığı görülmüştü. Anthropic ise mahkemeye sunduğu savunmada, LibGen verilerinin gelir getiren ticari modellerin eğitiminde kullanılmadığını savunmuştu. 📌 Bu arada Meta çalışanlarının, milyonlarca kitabın izinsiz indirilmesinin telif hakkı ihlali olabileceğine dair çalışanları defalarca uyardığı da belgelerde yer alıyordu. Tüm bunları yazarların, yayınevlerinin şirketlere açtığı telif davalarında öğrendik. Anthropic geçen sene çoğuyla anlaşmaya vardı ve yazarlara 3'er bin dolarlık ödemeler yaptı. Ancak bu aşağıdaki haber, kitap toplama, kullanma ve yok etme faaliyetinin devam ettiğini gösteriyor. 📌 O yayınevlerinden satın alınan kitapların yazarları haklarını aramaya devam etmeli. Ama ne yazık ki, anlaşıldığı kadarıyla, taşeron firmalar üzerinden yürümüş faaliyet. Singapur, Kanada merkezli abilik gubidik firmalar Hollanda'dan kitap alıyor çeşitli bahanelerle. Ara hakkını arayabilirsen. 📌 https://haber.sol.org.tr/haber/yapay-zeka-sirketleri-sahaflari-bosaltiyor-milyonlarca-kitabi-alip-tarayip-imha-ettiler

  • Biliyorsunuz, internet ortamında silinen içerikleri kayıt altına almak, yok edilemez hale getirmek için elimizdeki en büyük koz Archive (Wayback Machine). Ancak yapay zeka eğitimi için makaleler izinsiz kullanıldığından, siteler artık arşivleri de engellemeye başladı. Bazı makaleler arşivlenemiyor! 📌 Bu arşiv hizmetlerinin botları siteleri tarayarak yazıları silinemez şekilde kaydediyor. Arşiv, 1996’ya kadar uzanan ve sayısı bir trilyonu aşan web sayfası barındırıyor; bu da onu dünyanın en büyük ortak kamusal bilgi kaynaklarından biri haline getiriyor. Buna CNN, The New York Times, The Guardian ve USA Today gibi büyük haber kuruluşlarının geçmişte yayımlanmış makaleleri de dahil. 📌 Ancak pek çok haber kuruluşu, yapay zeka şirketlerinin Internet Archive'daki içerikleri, adil bir ödeme yapmadan veya izin almadan Büyük Dil Modellerini (LLM) eğitmek için kullanması nedeniyle bu tarayıcıları engellemek için bastırıyor. 20’den fazla büyük haber kuruluşu, Internet Archive’in Wayback Machine için kullandığı ana web tarayıcısı "ia_archiverbot"u şimdiden engellemiş. 📌 Internet Archive'ın kullandığı dört tarama botundan en az biri, dünya genelinde 241 haber sitesi tarafından engelleniyor. Bu sitelerin önemli bir kısmı, ABD’nin en büyük gazete yayınevi USA Today Co’ya ait. Bu da yüzlerce yerel yayının fiilen tarihsel kayıtlardan silinmesi demek. 📌 Wayback Machine’in direktörü Mark Graham, kendilerinin sadece “yan hasar” olduğunu, asıl sorumluların ise geçmiş içeriklere arşivin arayüzleri üzerinden erişen yapay zeka şirketleri olduğunu savunuyor.

  • Apple ve OpenAI arasında ciddi bir hukuk savaşı başladı. Apple çok açıkça OpenAI'ı şirketin ticari sırlarını çalmakla suçluyor. Yargıçlar Elon'un benzer dava taleplerini reddetmeye alışık ama Apple o kadar kolay lokma değil. Ayrıca iddialar çok çarpıcı ve detaylı. Sıralayalım: 🚩Cuma günü sunulan dava dosyasında Apple, OpenAI Donanım Direktörü Tang Tan ile şirketin teknik çalışanlarından Chang Liu'yu, Apple'a ait gizli bilgileri OpenAI'ın donanım projelerinde kullanmak üzere çalmakla suçladı. Ayrıca şirketin bütününü de hırsızlık kampanyasını yürütmekle suçluyor. İddialara göre; - OpenAI, kendi donanım üreticilerine Apple'ın özel metal kaplama tekniğini kullanmaları için baskı yapmış ve bu konuda "Apple'ın onayı olduğuna" dair üreticileri yanıltmış. Apple'a göre OpenAI'ın henüz emekleme aşamasındaki donanım faaliyetleri, "yasadışı biçimde ele geçirilen ticari sırlara dayandığı için en başından çürük bir temel üzerine kuruldu." - Apple ayrıca, iddialarını dava açmadan önce OpenAI ile tartışmaya çalıştığını ancak şirketten herhangi bir yanıt alamadığını ileri sürüyor. - OpenAI, Apple çalışanlarını sistematik biçimde hedef almış ve güvenlik prosedürlerini aşarak gizli donanım bilgilerini, bileşenleri ve teknik çizimleri elde etmeye teşvik etmiş. - Dava dosyasında ayrıca OpenAI'ın işe alım görüşmelerini kurumsal sırları toplamak için kullandığı iddia edildi. Apple'ın iddiasına göre şirket, adaylardan fiziksel Apple prototiplerini getirmelerini, üretim süreçlerine ilişkin gizli bilgileri paylaşmalarını ve Apple'ın tedarikçi ağına ilişkin detayları aktarmalarını istemiş. Bu bilgiler, OpenAI'ın gizli tüketici elektroniği projelerini hızlandırmak amacıyla kullanılmış. 🚩 Gelelim OpenAI çalışanları Tang Tan ile Chang Liu'ya yönelik suçlamalara. - Öncelikle, Tang Tan, yapay zeka firmasına geçmeden önce Apple'da 20 yılı aşkın süre çalışmış ve iPhone, Apple Watch ile iPod'un tasarım süreçlerinde önemli rol oynamış. 2024'te Apple'dan ayrıldıktan hemen sonra yapay zeka cihazları geliştiren io Products Inc. adlı girişimi kurmuş ve sonra OpenAI'a geçmiş. io Products Inc. de davada sanık konumunda. - 8 yıl boyunca Apple'da elektrik mühendisi olarak çalışan Chang Liu'nun da şirketin en hassas ürün geliştirme bilgilerine erişimi varmış. Chang Liu'nun, başka bir iş arkadaşının bilgisayarını kullanarak Apple ağına sızdığı ve piyasaya sürülmemiş ürünlere ait onlarca gizli donanım dosyasını indirdiği iddia ediliyor. 🚩 İki şirket 2024'te ortaklık kurmuştu. Ortaklık kapsamında kullanıcıların karmaşık istekleri, Siri tarafından onay alınarak doğrudan ChatGPT'ye yönlendiriliyordu. Bu sayede Siri, metin oluşturma, özet çıkarma ve görsel üretimi gibi gelişmiş yapay zeka görevlerini yerine getirebiliyordu.

  • Bu hafta Akdeniz'de "et yiyen bakteri" alarmı var. İklim krizinin etkisiyle denizimiz ısınıyor ve Vibrio bakterisi kendine daha geniş bir yaşam alanı buluyor. İspanya'da bazı plajlar kapatıldı bile. Yorum almak için Sağlık Bakanlığı'na yazdım ama henüz cevap alamadım. Türkiye kıyılarında tehdit olup olmadığı veya konunun nasıl değerlendirildiğini bilemiyoruz. 📌 Vibrio, deniz ürünlerinde bulunabilen bir bakteri türü ve bazı suşları gastroenteritten ağır hatta ölümcül enfeksiyonlara kadar çeşitli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Avrupa’da en dikkat çeken türler arasında Vibrio vulnificus, Vibrio parahaemolyticus ve bazı Vibrio cholerae varyantları yer alıyor. Vibrio sıcak ve acı (tuzlu-tatlı karışık) sularda, nehirlerin denizle birleştiği bölgelerde gelişiyor ve insanlara iki yolla bulaşıyor: Açık yaranın suyla teması ya da özellikle çiğ kabuklu deniz ürünleri, mesela istiridye tüketimi. 📌 Ağır vakalarda, enfeksiyon nekrotizan fasiit'e yol açabilir. Bu durumda yaranın çevresindeki doku hızla parçalanır, cilt altı bağ dokusu, yağlar ve kaslar hızla tahrip olur. Bu yüzden halk arasında "et yiyen" diye niteleniyor. Bakteri ayrıca kan dolaşımına girerek sepsise neden olabiliyor ve bazı durumlarda hastaların etkilenen uzvun kesilmesine ihtiyaç duyuluyor. 📌 Küresel ısınmaya karşı en hassas bölgelerden biri Akdeniz. Üstelik bu hafta biliyorsunuz Avrupa ısı kubbesi nedeniyle kavruluyor. Bazı yorumculara göre bu sistem haftasonu itibarıyla Doğu Avrupa ve Türkiye'yi de etkilemeye başladı. 📌 Uzmanlar özellikle düşük tuzlulukta ya da haliçlerde, Vibrio'nun deniz ürünlerinde görülme sıklığının hem dünya genelinde hem de Avrupa'da artacağı uyarısında bulunuyor. 📌 Sağlıklı bireylerde enfeksiyon genellikle yalnızca mide ve bağırsak semptomlarına yol açıyor. Ancak risk, bağışıklık sistemi zayıf olanlar, karaciğer hastaları, diyabet hastaları ve ileri yaştaki kişilerde artıyor. Bu grupta bakteri saatler içinde sepsis ve doku ölümü (nekroz) oluşturabiliyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne (CDC) göre ağır enfeksiyon vakalarında ölüm oranı birkaç gün içinde yüzde 20’ye kadar çıkabiliyor.

  • İngiltere'de HPV aşılaması başladığından beri 30 yaş altı kadınlarda rahim ağzı kanserinden ölüm sayısı sıfıra inmiş. Harika bir haber. Ancak aşı karşıtı bir eleştiri çılgınlığı başlamış habere dair ne yazık ki. Hadi o tezlere tek tek yanıt bulalım ⬇️⬇️ 📌 Tez 1: 30 yaş altında zaten ölen yoktu Bunun nesine yanıt bulacağız ben de anlamış değilim. Rahim ağzı kanseri dünya genelinde kadınlarda en sık görülen 4. kanser türü ve nedeni de HPV. Araştırmada 30'dan genç kadınlarda her yıl 20'den fazla ölüm kayda geçtiği hesaplanmış. Ve tarihte ilk kez 2020-2024 arası kimse ölmemiş. Aşılama programı bu tarihlerde başlamış ve yüzde 90 aşılanmış kadınlar. Ayrıca bu aşılanan yeni bir nesil. Aşılanan nesiller yaşlandıkça, rahim ağzı kanserinden kurtarılan hayatların sayısının da artacağını göreceğiz, diyor ekip. 📌 Tez 2: Sıfırlanmanın sebebi aşı değil başka faktörler Ölümlerin düşüşünü aşıya değil, aynı dönemdeki tarama programlarına veya tedavi kalitesine bağlamaya çalışanlar var. Bu yüzden düşüşün aşı kaynaklı olmayabileceğini savunuyorlar. Bu tür çalışmalarda bu değişkenler (smear tarama sıklığı, sosyoekonomik düzey vb.) istatistiksel modellerle kontrol edilir ve elenir. Yazarlar şöyle der: "Diğer faktörler hesaba katıldığında sonuç yine de bu". Bu araştırmada da hesaba katılan faktörler var. Mesela İngiltere'de son 10-15 yılda, özellikle genç kadınlar (20-29 yaş arası) arasında smear tarama testlerine katılım oranları yükselmemiş, aksine belirgin şekilde düşmüş. Nasıl tarama kaynaklı olacak? Ancak elbette aşının yanı sıra baika bir faktörün de bu başarıya katkı koymuş olması mümkündür, bu neredeyse her gözlemsel araştırmada standart bir uyarı. 📌 Tez 3: "Bu randomize çalışma değil, gözlemsel çalışma" Tez temelde doğru ama yanıltıcı. Bir aşının veya ilacın piyasaya çıkmadan önceki etkinliği Randomize Kontrol Çalışmaları (RCT) ile ölçülür. Dolayısıyla HPV aşısınınki de zaten ölçüldü ve sağlık otoritelerinden onay aldı. Yani HPV aşısının koruyuculuğu zaten onaylandı. Bu kadar yaygınlaşmış bir aşıya daha ne randomize araştırması yapacaklar? Randomize ne demek? Açıklayalım. Rastgele seçilmiş bir gruba aşı yapacaksınız, bir gruba ise yapmayacaksınız. Sonuçları karşılaştıracaksınız. Bu zaten yapılıyor aşı piyasaya çıkmadan ama halihazırda piyasada olan bir aşı için artık bunu yapmazsınız. Halk sağlığı takipleri gözlemsel (observational) popülasyon çalışmalarıyla yapılır. Bu standart metodoloji, bir eksiklik falan değil. Son dönemde aşı karşıtları bu tür gözlemsel çalışmaları itibarsızlaştırmaya çalışıyor özellikle. Bilim böyle işler, iki türden araştırma da elzem. Çalışmanın yapıldığı İngiltere'de genç jenerasyonun yüzde 90'ı aşı olmuş zaten. 10 kişiden 9u aşı olmuş. Daha ne randomizesi. 📌 Tez 4: Milyonda 1 riskten milyonda 0 riske düştü, aman ne büyük ilerleme! Evet çok büyük ilerleme. HPV kaynaklı rahim ağzı kanseri kadınlarda en yaygın 4. kanser türü. Erkeklerin yüksek müsadesini almadan hayat kurtardıkları için aşıyı geliştirenler adına özür dileriz. Araştırma, aşılama programının başlangıcından bu yana İngiltere'de yaklaşık 200 kadının hayatının kurtulduğunu gösteriyor. Üstelik bu sadece bir jenerasyon ve tek bir ülke. https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(26)00918-9/fulltext?dgcid=twitter_organic_globalhealth_red_lancet

  • Bana göre The Backrooms insanların ortak "hafıza kartı". Sonsuza dek uzanan katlardan aşağı indikçe tanıdık mekanların ve nesnelerin giderek kuma gömüldüğü ve ayrıntıların silikleştiği boş odalara ulaşıyoruz. Bu devasa mekan, birbiriyle temas etmiş her insan için yeni bağlantılar ve geçitler açıyor. Bambaşka geçmişlere, hatıralara ve travmalara sahip bu iki karakterin tek ortak noktası ise kendi reel mekanlarını kaybetmiş olmaları. Dönecek bir evimiz olmadığında, hatıralardan veya kendi zihnimizden başka neye sığınabiliriz ki? Karakterlerin önünde iki seçenek var: Geçmişlerinde yaşamaya devam mı edecekler, yoksa geçmişi kuma gömülmek üzere geride mi bırakacaklar? Öte yandan, geçmişimize saplanıp kalmasak bile sistem bizi anılarımıza, arzularımıza, travmalarımıza göre algoritmalarla sömürmeye devam ediyor. Böyle bir sistemde geçmişi geride bırakıp yeni bir yol açmak mümkün mü? Async için insanların iç içe geçmiş anılarından, hayal kırıklıkları ve arzularından oluşan bu devasa alan adeta değerli bir maden gibi. Ne Mary'nin ne de bir başkasının bu sistemden gerçekten kurtulma şansı var mı ki? The Backrooms, Exit 8, insan bilincine dair araştırmalar, geçiş alanları ve tekinsizlik üzerine bir şeyler karaladım. Okursanız ne mutlu 💜 https://www.wired.com.tr/video-oyunundan-insan-zihninin-derinliklerine-gecis-the-backrooms-ve-digerleri-h

  • 9 июн.853332

    Exit 8'i de çok sevmiştim. The Backrooms'u da yeni izledim. Bence filmin asıl sorusu şu: Sığınacak bir evimiz olmadığında nereye gideriz? Filmdeki Async firmasını da kapitalizmin insan zihnini sömürüsü üzerinden okumak mümkün. Geçmişimize saplanıp kalmasak bile sistem bizi anılarımıza, arzularımıza, travmalarımıza göre algoritmalarla sömürmeye devam ediyor. Böyle bir sistemde geçmişi geride bırakıp yeni bir yol, bir pencere açmak mümkün olabilir mi? Mary'nin bu sistemden çıkması zaten mümkün müydü ki? İncelemem çok yakında yayında olacak. Okuyun lütfenko 💜

  • Sağlıkta ve aşıya erişimde eşitsizlik krizi yeni pandemilere zemin hazırlıyor. Aşılardan korkuyorsunuz ya arkadaşlar, eğer aşılar öyle tehlikeki olsaydı emin olun bu eşitsizliği görmezdik. Şimdi size maymun çiçeği krizini nasıl kendi elimizle büyüttüğümüzü anlatayım. Daha net anlaşılacaktır. 📌 2022'den önce maymun çiçeği hayvandan insana geçen zoonotik bir hastalıktı. Bir hayvan rezervuarı vardı ama insanlar arasında tek tük yayılmalar görülüyordu ve büyük ölçüde ihmal edilmişti. Kimsenin umurunda değildi. 2022'de bir varyant bu tabloyu değiştirdi. O dönemde dünyayı etkileyen maymun çiçeği salgını, Klad IIb varyantı ile yayılmış ve daha çok cinsel temas yoluyla erkekleri etkilemişti. Salgın, küresel acil durum yarattıktan sonra aşılar ve takip mekanizmalarıyla 2023 sonuna doğru kontrol altına alınmıştı. 📌 O salgın sırasında çiçek hastalığına karşı korunma fikriyle geliştirilmiş aşıların maymun çiçeğinde de işe yaradığı anlaşıldı. Aşı stokları vardı ve çoğunlukla Amerika kıtasında ve Avrupa'da kullanıma sunuldu. Ancak bu aşıların hiçbiri, hastalığın asıl yerleşik olduğu yoksul bölgelere ulaşmadı. Batı ülkeleri kullandı bunları. 📌 Sonra ne oldu? Virüs, Afrika'da endemik bölgelerde sessizce varlığını sürdürdü ve çok daha ölümcül olan Klad I varyantının mutasyona uğramasıyla 2023 sonlarında yeniden ve daha tehlikeli bir biçimde patlak verdi. Şu an virüs insan rezervuarına yerleşti. 📌 Yakın zamanda benim de takip ettiğim bir zirvede DSÖ danışmalarından Helen Clark şöyle demişti: "Aslında daha fazla ve daha agresif varyantların ortaya çıkması için mükemmel ortamı kendi ellerimizle yarattık." 📌 Covid-19 aşılarının paylaşımına da bakalım. Pandemi döneminde aşı çıkınca AB üyesi ülkeler bunlara hücum etti ve ihtiyaçlarından fazlasını aldılar. Sonra omicron varyantıyla salgın hafifledi ve o stokların tarihi geçti. En az 215 milyon doz Covid-19 aşısını son kullanma tarihi geçtiği için doğrudan çöpe attılar. Almanya, Estonya gibi ülkelerde bu israf, kişi başı 1 doz aşı ediyor. Hatta bu israf yüzünden Von Der Leyen bir dönem koltuğunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 📌 2021'de 5,7 milyar doz aşının sadece yüzde 2'si Afrika'da uygulanmıştı. 2022'de kıtanın aşılanma oranı yüzde 16,8'di. 📌 Güya "genetiğimizi değiştirip bizi kalp krizinden öldüren" aşıları gelişmiş devletler ve Batılı ülkeler kapış kapış alırken dünyanın geri kalanı etkin aşılamadan yoksundu. Covid-19'da salgın hafifledi ama yeni tehditler söz konusu olduğunda bu eşitsizlik pandemi riskini artırıyor. "Yeni pandemiler hangi patojenlerden bekleniyor ve yeni bir pandemiye hazır mıyız?" sorusunu masaya yatırdığımız bir dosya hazırladık. Aşağıya linkini bırakıyorum. https://www.wired.com.tr/maymun-cicegi-hantavirus-ebola-ve-digerleri-bir-sonraki-pandemi-nereden-cikacak-h

  • Sağlıkta devrimsel bir gelişme var: Pankreas kanserinde yaşam süresini 2 katına çıkaran hap. Müthiş ilerleme! Biraz açalım: 📌 Biliyorsunuz, pankreas kanseri belki de en ölümcül tür. Hastaların yarısı teşhisten 3 ay sonra hayatını kaybediyor. Doktorlar, hastalar çaresiz kalıyor. 📌 Amerikalılar Daraxonrasib diye bir akıllı hap geliştirmiş, günde bir tane alıyorsun. Yaşam beklentisini 2 katına çıkarıyor. Çalışmada kemoterapi alan hastaların ortalama hayatta kalma süresinin 6,6 ay, daraksonrasib alan hastaların ise 13,2 ay olduğu tespit edilmiş. Üstelik yan etkisi daha az. 📌 Bu ilaç, pankreas tümörlerinin yüzde 90'ından fazlasında bulunan ve kanser gelişimini tetikleyen mutasyona uğramış KRAS genini hedef alıp devre dışı bırakarak kanserin yayılmasını önlemeyi sağlıyor. 📌 Daraksonrasib kullanan hastaların yaklaşık üçte birinde ilaca "nesnel yanıt" görülmüş. Bu, tümörlerinin BT taramasında yüzde 30 veya daha fazla küçüldüğü anlamına geliyor. 📌 İlaç ayrıca, kanserin ilerlemediği yaşam süresini de uzatmış. İlacı kullanan hastalar için ortalama ilerlemesiz sağkalım süresi 7,2 ay iken, kemoterapi alan hastalar için bu süre 3,6 ay olmuş. 📌 İlaç başka kanser türleri için de umut veriyor. Çünkü bu genin mutasyonları, pankreas kanseri hastalarının yüzde 90'ından fazlasında, kolorektal kanser hastalarının yüzde 40-45'inde ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hastalarının yüzde 30 kadarında bulunuyor. Tüm kanserlerin yüzde 20'sinden fazlasında bulunduğu belirtiliyor. 📌 İlacı daha erken evrelerde kullanmanın daha iyi sonuçlar vereceği umuluyor. Burada da teşhis teknolojilerinin önemi ortaya çıkıyor. 📌 Şimdi önümüzdeki en büyük zorluk ilaca erişim. Doktorlar bile hastaları için bu tür ilaçlara erişemeyebiliyor. Erişilebilenler ise çok pahalı.

  • 1 июн.662101

    Zayıflatan iğneleri kullananlar için ciddi bir damgalama trendi var ne yazık ki. Bu aşağıdaki çok güzel bir soru. GLP 1 agonisti diye bilinen Ozempic vb. ilaçlar üzerine bir dosya hazırlamıştık. Çalışma biçimlerini ve ne yaptıklarını özetleyelim: 📌 Bunlar, insan vücudunda doğal olarak oluşan GLP-1 hormonunu taklit eden yarı sentetik bir moleküle dayanıyor. 📌 Ozempic örneğinde, etken madde olan semaglutid, insan vücudunda yemeklerden sonra salgılanan bu GLP-1 hormonunu taklit ediyor. (Vücutta doğal olarak üretilen GLP-1 çok kısa sürede -yaklaşık 1-2 dakika içinde- parçalanıyor. Bu yüzden bu doğal hormonu tedavi amaçlı kullanmak mümkün değil. Bilim insanları da onu taklit edenini yapmış.) 📌 Bu hormon insülin salımını artırırken, glukagon (kan şekeri yükselten hormon) üretimini azaltıyor, mide boşalmasını yavaşlatıyor ve beyne tokluk sinyalleri göndererek iştahı azaltıyor. Yani sadece iştah keserek çalışmıyorlar. İnsülin salınımını artırıp kan şekerini düzenliyor ve beyindeki ödül/iştah merkezini baskılayarak çok yönlü bir kilo verme sağlıyor. 📌 Kilo kaybı etkisinden dolayı kamuoyunda "zayıflama iğnesi" olarak bilinse de Ozempic, aslında tip 2 diyabet tedavisinde kullanılmak üzere tasarlandı. (Sadece obezite tedavisi için olanları da var.) Diyabet, vücudun insüline yeterince cevap verememesi (insülin direnci) veya yeterli insülin üretememesi sonucu oluşan kronik bir hastalık. Normalde bir kişi yemek yediğinde kan şekeri (glikoz) yükselirken pankreas, insülin hormonu salgılar. İnsülin, hücrelerin bu şekeri alması ve enerjiye dönüştürmesi için anahtardır. Diyabetli hastalarda ise hücreler insüline dirençlidir. Yani insülin varken bile şekeri içeri almazlar. Veya pankreas yeterince insülin üretemeyebilir. Bunun sonucunda şeker kanda birikir ve yüksek kan şekeri (hiperglisemi) ortaya çıkar. 🧷 İnsülin direnci sadece diyabette değil, kadınlarda PCOS gibi sendromlar etkisiyle de yaşanabiliyor mesela. 📌 Haftalık kullanılan Ozempic enjeksiyonu, insülin salınımını artırıp glukagon salgısını azaltarak kana fazla şeker salınmasını engelliyor. Aynı zamanda mide içeriği ince bağırsağa daha yavaş geçerken, beyindeki tokluk merkezini de etkileyerek yemek yeme isteğini azaltıyor. Bu da dolaylı olarak kilo kaybı sağlıyor. Tip 2 diyabetli bireylerde bu çok önemli, çünkü kilo kaybı insülin direncini azaltan bir faktör. İnsülin kilo vermeyi zorlaştırıyor siz çok yemeseniz bile 📌 Uzmanların çok büyük kısmı, bu tür ilaçları kullanırken yaşam tarzı düzenlemeleri, spor ve diyet yaptırıyor zaten. İlaçları da yavaş kesiyorsun ki vücudun geri gelen açlık hissine direnmeye yavaş yavaş adapte olabilsin. Aksi takdirde evet, verilere göre kilolar hızla geri alınır. 📌 Şimdilerde bilim insanları bu iğnelerin hap versiyonlarını yapmaya çalışıyor. Geçenlerde çok dikkat çekici bir araştırma haberleştirdik. Hap versiyonları beynin ödül merkezini de etkin biçimde düzenleyerek, yeme bozukluğu, yeme bağımlılığı, zevk için yeme davranışını engelleyebiliyormuş. İleri çalışmalar doğrultusunda bu ilaçların bağımlılık tedavisinde kullanılabilme olanağı bile var! 📌 Sonuçta, sağlıkta bilim her zaman fayda-zarar hesabıyla işler. Bu ilaçları kullanmanın faydaları, mevcut durumunuzun getirdiği risklerden fazlaysa kullanırsınız. Değilse, yani zaten riskiniz yoksa ama sadece daha zayıf olmak istiyorsanız doktorlar tavsiye etmez. 📌 Peki GLP 1 agonistleri obezitenin çözümü mü? Bu bir tedavi evet. Ama çağımızın obezite salgınının arkasında fastfood ekonomisi var. Yoksul bölgelerde çocukların boyları daha uzun, aynı zamanda obezite daha yaygın hale geliyor. Bu bir sistem krizi. Yukarıda bahsettiğimiz dosyayı aşağıya link olarak bırakıyorum. Umarım yardımı dokunur. https://tr.euronews.com/saglik/2025/05/30/ozempic-ve-alternatiflerine-dair-merak-edilen-her-sey-zayiflama-ilaclari-yeni-normal-mi

  • Belki birazdan konuşulmaya başlar. Ne olur ne olmaz, VPN uyarılarımızı tekrarlayalım. 🚩 Bedava VPN görünümlü uygulamalar kimlik avı olabilir, dikkat. 🚩 VPN'ler sizi oltalamadan korumaz (şüpheli mesajlara tıklamamaya devam). 🚩 VPN şirketleri verilerinizi toplar, bazıları verilerinizi reklamcılara bile satabilir. 📌 Hangi VPN'nin ne yaptığını nereden bileceğiz? Açık kaynaklı uygulamalara bakacağız. Araştırmacılar bunların kodlarına bakıp geçer not verebiliyor. Proton önde gelen bir örnek. En iyisi ise kendi VPN'nizi kurup kullanmanız. 📌 Tor (mobilde Orbot diye geçer ama Proton'un içinde de var) merkeziyetsizdir. Verilerinizi toplayıp satamaz. BBC, Rusya'nın kısıtlamasını aşmak için Tor kullanmıştı mesela. 🚩 Kendiniz birçok VPN kullanmış, fayda görmüş olabilirsiniz. Ben herhangi bir VPN'i söyleyemem, bu sorumluluğu alamam! (Tor bir VPN değildir.) 📌 Not: VPN genelde böyle gündemlerde konuşulsa da aslında bir aktivizm aracı değil, güvenlik aracıdır. Kendi güvenliğiniz için sitenizi ve hesaplarınızı her daim VPN ile koruyor olmanız iyi. Zaten bu yüzden her VPN görünümlü uygulamayı indirmeyin. 📌 Not 2: Amacınız sitelere gizlenen kötü amaçlı yazılımlardan veya reklam şirketlerinden kaçınmaksa tarayıcınızın bıraktığı parmak iziniz de önemli. Bu gibi durumlarda NetShield önlemi de alın, VPN tek başına yetmez. (Bildiğim kadarıyla NetShield, Proton'da var.)

  • Google, önümüzdeki Salı günü arama motorunu tamamen AI yapacak. Üstelik Google'ın yapay zeka özetleri muhtemelen her dakika binlerce yanlış bilgi üretiyor. Yakın tarihli bir analize göre, Google’ın yapay zeka özetleri, her 10 sonucun 9’unda doğru ve güvenilir kaynaklara dayalı özetler sunuyor. İlk başta iyi bir oran gibi gelebilir ama şirketin 2026'da 5 trilyondan fazla arama işleyeceği öngörülüyor. Bu da her saat on milyonlarca, her dakika ise yüz binlerce hatalı yanıt anlamına geliyor. Analize göre bu özelliğin güvenilirliğini değerlendirmek de başlı başına bir sorun. Aynı arama sorgusu tekrarlandığında, ilk etapta yanlış olan bir yanıtın daha sonra doğru bir özetle değişebilmesi, sistemin öngörülemezliğini artırıyor. Şimdi bu kusurlu sistem, başat arama motorunun kendisi haline gelecek. İnternete erişimin yüzde 65'inin Google'da başladığını da düşünün. İşte ölü internet teorisi!

  • Selamlar dostlar, belki görmüşsünüzdür Google'ın dün geliştirici konferansı vardı ve arama motorunu iyiden iyiye yapay zekalı bir tarayıcıya çevirdiler. Bunun web siteleri üzerinde tabii ki önemli etkileri olacak. Naçizane durumu ve beklentilerimi özetlemeye çalıştım: https://x.com/i/status/2057099546363125957