tgindex
Farsça Arapça ve Türkçe beyitler güzel sözler

Farsça Arapça ve Türkçe beyitler güzel sözler

Статистика
@kaymak72турецкий

Farsça türkçe şiir beyit..... Demirhan KAYMAK

Последний пост
3 авг.
Последнее чтение
14 авг.
Постов за неделю
0
Всего постов
20
Тип
открытый
Язык
турецкий
В каталоге с
13 авг.
Подписчики
1 155
−2 за 3 дн.
Сутки
0
0,00%
Неделя
 
Месяц
 
Просмотров на пост
733
20 постов
Вовлечённость
63,5%
к подписчикам
Постов в день
0,0
всего 20
Упоминаний
0
каналов
Охват размещения
оценка
1/24сутки в ленте
226
1/48двое суток
258
1/72трое суток
279

Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.

Посты

  • Hamr‐ı rûy‐i yâr ile sekrân olan anlar bizi Katresin bahr eyleyip ummân olan anlar bizi Câhil anlamaz zevi'l‐irfân olan anlar bizi Vâkıf‐ı esrâr olup hayrân olan anlar bizi Anlamaz hayvân olan insân olan anlar bizi Halkın artık eksiğine keylimiz yokdur bizim Kimseye ta’n etmeğe hiç dilimiz yokdur bizim Lâ‐mekândan gelmişiz bir ilimiz yokdur bizim Bu fenâ gülzâra hergîz meylimiz yokdur bizim Her seher bülbül gibi nâlân olan anlar bizi Sırr‐ı vasl‐ı yâri yol azanlara açılmazız Biz hakîkat şemsiyiz revzenlere açılmazız Biz ricâl esrârını şol zenlere açılmazız Zâhid‐i leffâf olan rehzenlere açılmazız Açılıp güller gibi handân olan anlar bizi Sanmanız zâhid gibi havf u recâ abdâlıyız Geçmişiz andan şehâ bezm‐i likâ abdâlıyız Tekye‐i iklîm-i lâhûtda bekâ abdâlıyız Bâş açık yâlın ayak râh‐ı fenâ abdâlıyız Ref’ edip ten cübbesin üryân olan anlar bizi Mısriyâ şehr‐i fenâya uğradı râhım bugün Şems‐i rûy‐i yâr ile bedr oldu çün mâhım bugün Kuluna rahm eyleyip kıldı nazar şâhım bugün Lî‐me'allâh sırrına mahremdir İbrâhim bugün Ol sarây‐ı vahdete mihmân olan anlar bizi Niyâzî Mısrî Kuddise Sırruh

  • Dervîşlik başdadır tâcda değildir Kızdırmak oddadır sacda değildir Eğer bir mü'minin kalbin yıkarsan Hakk'a eylediğin secde değildir Ararsan Mevlâ'yı kalbinde ara Kudüs'de Mekke'de Hac'da değildir Kabûl et Yûnus'un ergen sözünü Tezce gelir başa yaşca değildir Yûnus Emre Kuddise Sırruh

  • Bir kez gönül yıkdın ise bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil Erenler gelüp geçdiler dünyâyı koyup göçdüler Havaya ağup uçdular bular hümâdır kaz değil Cân odur kim Hakk'a ere ayak odur yola gire Er oldur alçakda dura yüksekden bakan göz değil Münkir ile müddeîyi sayma buçuğa koyanı Git ahıra tak bunları her kim 'âşık-bâz değil Erden sana nazar ola için dışın pür-nûr ola Belî kurtulmuşdan ola şol kişi kim gammaz değil Doğru yola gitdin ise er eteğin tutdun ise Bir hayır da etdin ise birine bindir az değil Yûnus bu sözleri çatar sanki balı yağa katar Halka metâ'ların satar yükü güherdir tuz değil Yûnus Emre Kuddise Sırruh

  • Ben dost ile dost olmuşam kimseler dost olmaz bana Münkirler bakıp gülüşür selâm dahî vermez bana Ben dost ile dost olayım cânımı fedâ kılayım Ölmezden evvel öleyim dünyâ bâkî kalmaz bana Terk eyledim cümle işi Hakk yoluna kodum başı Dost yüzünü göreliden sabr ü karâr olmaz bana Ben âşık-ı bîçâreyem başdan ayağa yâreyem Ben bir deli dîvâneyem aklım da yâr olmaz bana Kimseler bilmez hâlimi aşk odu yaktı cânımı Seçemem soldan sâğımı nâmûs ü âr olmaz bana Sanmanız beni deliyem dost bahçesinin gülüyem Mevlâ'nın kemter kuluyam kimse bahâ saymaz bana Bülbül oluban öterem dost bahçesinde biterem Gül alıram gül sataram bâğ u bostân olmaz bana Dervîş Yûnus bir nic'edem fânî cihânı terk edem Yâne yâne dosta gidem perde hicâb olmaz bana Yûnus Emre Kuddise Sırruh

  • Aceb bu benim cânım âzâd ola mı yâ Rab Yoksa yedi tamuda yana kala mı yâ Rab Aceb bu benim hâlim yer altında ahvâlim Varup yatıcak yerim akreb dola mı yâ Rab Allah olıcak kâzî bizden ola mı râzî Görüp habîbi bizi şefî' ola mı yâ Rab Cân hulkuma geldikde Azrâil'i gördükde Yâ cânımı aldıkda âsân ola mı yâ Rab Yûnus kabre vardıkda Münker Nekir geldikde Bana suâl sordukda dilim döne mi yâ Rab Yûnus Emre Kuddise Sırruh

  • واصل اولماز كيمسه حقه جمله دن دور اولمادن كنز آچيلماز شول گوكلده تا که پرنور اولمادن سور چیقار آغیاری دلدن تا تجلی ایده حق پادشاه قونماز سرایه خانه معمور اولمادن موتوا قبل أن تموتوا سرینی فهم ایله ین حشرونشر گوردی بونده نفخه صور اولمادن سن میسر ایله یا رب بزلره بیتك طواف علمكله عامل ايله وعده دولمادن حق جمالك كعبه سكي قيلدي عاشقلر طواف يرده كعبه گوك يوزينده بيت معمور اولمادن مست اولوپ مستانه گلدم تا ازلدن تاأبد ايچمشم عشقك شرابك آب انگور اولمادن مست اولانلرك كلامي كندندن گلمز ولي پس أنا الحق نيجه سويلر كيشي منصور اولمادن بر عجب سودايه دوشمش طوتوشر شمسي مدام حقه مقبول اولماق ايستر خلقه منفور اولمادن Her şeyi terk etmeden Hakk'a vuslat edilmez. Hakk'ın tecelliyâtı ile bir gönlün ihyâ olması için o kalbin tertemiz olması lâzımdır. Hakk'ın bir kalbe tecellî etmesi için o kalbden kibir, riyâ, hased, kîn, gadab, hubb-i dünyâ gibi kötü sıfatları çıkarmak gerekir. Nasıl ki yüksek makâm sâhibi kişiler kirli, yıkık-dökük yerlere gitmezlerse Cenâb-ı Hakk da mezmûm sıfatlarla dolu bir kalbe tecellî etmez. "Ölmeden evvel ölünüz" sözündeki sırrı anlayan kişi daha bu dünyâda iken haşrı ve neşri idrâk eder. Allah yolunda mücâhede-i nefs ederek "fenâ" makâmına erişmek ölmeden evvel ölmekdir...Bundan sonra haşrolmak ise "bekâbillah" makâmına ererek Hakk ile kâim olmakdır. Yukarıda tarif edildiği gibi "fenâ" makâmına erişenler tıpkı bir sarhoş gibidir, onların ağzından çıkan sözler artık kendi sözleri değildir. Tevhîd makâmında kuldan zuhûr eden söz ve fiiller Hakk'ın sözlerive fiilleridir. Tıpkı Hallâc-ı Mansûr'un "ene'l-Hakk" demesi gibi. Âşıklar, yerdeki Kabe'den de gökdeki "Beytü'l-Ma'mûr"dan da önce Hakk'ın cemâlini tavâf ederler. Kabe de Beytü'l-Ma'mûr da sonradan halkolunmuşdur halbuki Allah ezelîdir ve ebedîdir. Allah aşkı ile mest olanların mestliği ezelden ebede kadar sürer, dünyâ sarhoşluğu gibi geçici değildir. Şemsî, öyle bir aşka mübtelâ olmuşdur ki dâimâ yanmakdadır. Unutma ki, Hakk katında makbûl olmak isteyenler halk tarafından hor görülmeye, kötülenmeye râzı olmalıdır. Zîra âşıkların hâllerini görenler aşk-ı ilâhinin şaşılacak tesirlerini bilmedikleri için onları hep ayıplar ve kötülerler.

  • Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dûr olmadan Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ide Hakk Pâdişâh konmaz sarâya hâne ma'mûr olmadan "Mûtû kable en temûtu" sırrını fehm eyleyen Haşr u neşri gördü bunda nefha-i sûr olmadan Sen müyesser eyle ya Rab bizlere beytin tavâf İlmin ile amil eyle vâde tekmil olmadan Hak cemâlin ka'besini kıldı âşıklar tavâf Yerde Ka'be gökyüzünde Beyt-i ma'mûr olmadan Mest olup mestâne geldim tâ ezelden tâ ebed İçmişim aşkın şarâbın âb-ı engûr olmadan Mest olanların kelâmı kendinden gelmez velî Pes "Ene'l Hakk" nice söyler kişi Mansûr olmadan Bir acep sevdaya düşmüş tutuşur Şemsî müdâm Hakk'a makbûl olmak ister halka menfûr olmadan Her şeyi terk etmeden Hakk'a vuslat edilmez. Hakk'ın tecelliyâtı ile bir gönlün ihyâ olması için o kalbin tertemiz olması lâzımdır. Hakk'ın bir kalbe tecellî etmesi için o kalbden kibir, riyâ, hased, kîn, gadab, hubb-i dünyâ gibi kötü sıfatları çıkarmak gerekir. Nasıl ki yüksek makâm sâhibi kişiler kirli, yıkık-dökük yerlere gitmezlerse Cenâb-ı Hakk da mezmûm sıfatlarla dolu bir kalbe tecellî etmez. "Ölmeden evvel ölünüz" sözündeki sırrı anlayan kişi daha bu dünyâda iken haşrı ve neşri idrâk eder. Allah yolunda mücâhede-i nefs ederek "fenâ" makâmına erişmek ölmeden evvel ölmekdir...Bundan sonra haşrolmak ise "bekâbillah" makâmına ererek Hakk ile kâim olmakdır. Yukarıda tarif edildiği gibi "fenâ" makâmına erişenler tıpkı bir sarhoş gibidir, onların ağzından çıkan sözler artık kendi sözleri değildir. Tevhîd makâmında kuldan zuhûr eden söz ve fiiller Hakk'ın sözlerive fiilleridir. Tıpkı Hallâc-ı Mansûr'un "ene'l-Hakk" demesi gibi. Âşıklar, yerdeki Kabe'den de gökdeki "Beytü'l-Ma'mûr"dan da önce Hakk'ın cemâlini tavâf ederler. Kabe de Beytü'l-Ma'mûr da sonradan halkolunmuşdur halbuki Allah ezelîdir ve ebedîdir. Allah aşkı ile mest olanların mestliği ezelden ebede kadar sürer, dünyâ sarhoşluğu gibi geçici değildir. Şemsî, öyle bir aşka mübtelâ olmuşdur ki dâimâ yanmakdadır. Unutma ki, Hakk katında makbûl olmak isteyenler halk tarafından hor görülmeye, kötülenmeye râzı olmalıdır. Zîra âşıkların hâllerini görenler aşk-ı ilâhinin şaşılacak tesirlerini bilmedikleri için onları hep ayıplar ve kötülerler.

  • ذوقی که ز خلق آید زو هستی تن زایدذوقی که ز حق آید زاید دل و جان ای جانOkunuşu: Zevkî ki ze halk âyed, zû hestî-ye ten zâyedZevkî ki ze hak âyed, zâyed dil o cân ey cân İnsanlardan (yaratılanlardan) gelen zevk ve neşeden sadece beden varlığı doğar (bedeni besler).Hakk’tan (Yaratıcı'dan) gelen zevk ise kalbi ve canı doğurur (ruhu yüceltir), ey can! Mevlânâ bu beyitte insanın dünyada tadabileceği iki farklı mutluluk ve zevk türünü karşılaştırır: Dünyevi/Maddi Zevkler (Halktan gelen): İnsanların övgüsü, makam, mülk veya bedensel hazlar gibi dış dünyadan kaynaklanan mutluluklardır. Mevlânâ bunların geçici olduğunu ve yalnızca insanın maddi bedenini (tenini) beslediğini söyler. Ruhsal bir büyüme sağlamaz. Manevi/İlahi Zevkler (Haktan gelen): Gönül gözüyle hakikate ulaşmaktan, sevgiden ve maneviyattan doğan içsel neşedir. İşte bu zevk, insanın gerçek anlamda doğmasını; kalbinin ve ruhunun (canının) uyanmasını sağlar.

  • اولیا را هست قدرت از اله "Allah'ın veli kulları (evliya), İlahi güç ve kudret sayesinde, yaydan çıkmış oku bile yolundan geri döndürebilirler."

  • İbadetle bulanlar buldu Hakk’ı İbadetsiz kimin var Hak’ta hakkı…

  • Taşına, tarihin mührü vurulmuş, Bağrına, evliyâ tahtı kurulmuş, Mânevî mîraslar, ehlini bulmuş, Kim bana, bu şehrin adını sorsa; Tereddüt etmeden, derim ki; Bursa. Erenler saf tutmuş, aşk otağında, Bülbül meşke dalmış, gönül bağında, Yeşil, beyaz, raks ediyor dağında, Kim bana, dünyada cenneti sorsa; Gözümde canlanır, mübârek Bursa. Emir Sultan, postu sermiş Hak yola, Üftâdeler, Hüdâyiler kol kola. Nesiller koşuyor, vermeden mola. Kim bana, tasavvuf ceddimi sorsa, Derim ki; onların, adresi Bursa. Molla Fenârîler, kalpte yaşıyor, Somuncu Babalar, bayrak taşıyor, Misyonları.. Yüzyılları aşıyor, Kim bana, bu aşkın sırrını sorsa; Derim ki; sevdânın harmanı Bursa. Adâlet tâc olmuş, şanlı mâziye, Ruhlar, selâm durmuş, Osman Gâzi’ye, Şehitlere.. Gerekmiyor tâziye, Kim bana, bu neslin aslını sorsa; Derim ki; hikmetin kaynağı Bursa. Ulu Mâbet, heybetiyle duruyor, Minâreler arşa, köprü kuruyor. Tüm yürekler; Allah için vuruyor, Ne zaman ârifan, saflara dursa; Önünde Peygamber, ardında Bursa. Bir yer ki; insanlar, gönül zengini, İrfanla tartıyor, ahlâk dengini. Bir yer ki; hak etmiş, yeşil rengini, Kim bana, ilâhî ihsânı sorsa; Derim ki; lâyıktır, bu şehir Bursa. Bir yer ki; üstünde, bu mirâs varken, Altında binlerce velî yatarken, Bir yer ki; âlimler nöbet tutarken, Kim bana, bu şehre bir rakip sorsa; Derim ki; Bursa’nın, rakibi Bursa. Cengiz Numanoğlu (2012)

  • без подписи

  • Arap şair Hafız İbrahim’in "Mekarimü'l-Ahlak" kasidesinden إِنِّي لَتُطْرِبُنِي الْخِلالُ كَرِيمَةً ... طَرَبَ الغَرِيبِ بِأَوْبَةٍ وَتَلاقِ Doğrusu soylu huylar beni neşelendirir; tıpkı bir garibin (yolcunun) vatanına dönüşü ve sevdiklerine kavuşmasındaki neşesi gibi. وَتَهُزُّنِي ذِكْرَى الْمُرُوءَةِ وَالنَّدَى ... بَيْنَ الشَّمائِلِ هِزَّةَ الْمُشْتاقِ Mertlik ve cömertliğin anılması, tüm huylar arasında beni; tıpkı özlem duyan birinin heyecanla titremesi gibi sarsar (heyecanlandırır). فَإِذا رُزِقْتَ خَلِيقَةً مَحْمُودَةً ... فَقَدِ اصْطَفاكَ مُقَسِّمُ الْأَرْزاقِ Eğer sana övülmeye değer bir huy rızık olarak verilmişse, rızıkları paylaştıran (Allah) seni seçmiş demektir. فَالنَّاسُ : هَذَا حَظُّهُ مَالٌ ، وَذَا ... عِلْمٌ ، وَذَاكَ مَكَارِمُ الأَخْلَاقِ İnsanlardan kimi vardır ki nasibi maldır; kimininki ilim, bir diğerininki ise ahlak güzelliğidir. وَالْمَالُ إِنْ لَمْ تَدَّخِرْهُ مُحَصَّناً ... بِالْعِلْمِ كَانَ نِهَايَةَ الْإِمْلَاقِ Mal, eğer onu ilimle koruyup sağlama almazsan, sonu mutlak yoksulluktur. وَالْعِلْمُ إِنْ لَمْ تَكْتَنِفْهُ شَمَائِلٌ ... تُعْلِيهِ كَانَ مَطِيَّةَ الْإِخْفَاقِ İlim, eğer onu yüceltecek ahlaki değerler kuşatmazsa, o ancak başarısızlığın biniti (aracı) olur. لَا تَحْسَبَنَّ الْعِلْمَ يَنْفَعُ وَحْدَهُ ... مَا لَمْ يُتَوَّجْ رَبُّهُ بِخَلَاقِ Bilgi sahibi ahlak ile taçlanmadığı sürece, ilmin tek başına fayda vereceğini asla sanma.

  • без подписи

  • без подписи

  • "Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde, Allah'tan nasıl korkmaz, insan O'nu sever de... Necip Fazıl KISAKÜREK

  • Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı Senden şikâyet etmem, rûhum sana fedâdır Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı

  • İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür; ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür”

  • Çınarız bizleri sel götüremez Biz dağız esmeyle yel bitiremez/Yedi düvel bize güç yetiremez/ Allah fille değil, ebabilledir."

  • 20 мар.1 3504

    Cân bula cânânını Bayrâm o bayrâm ola Kul bula sultânını Bayrâm o bayrâm ola Hüzn ü keder def' ola Dilde hicâb ref' ola Cümle günâh af ola Bayrâm o bayrâm ola Mevlâ bizi afv ede Gör ne güzel 'ıyd ola Cürm ü hatâlar gide Bayrâm o bayrâm ola Feyz-i mehabbet-i Hakk Nur-i hidâyet siyâk Cennet-i a'lâ durak Bayrâm o bayrâm ola Hakk'ı seven merd-i şîr Kalbi olur müstenîr Allah ola destigîr Bayrâm o bayrâm ola El tuta kitâbını Dil tuta hitâbını Cân tuta şitâbını Bayrâm o bayrâm ola Mevlâ'yı cândan seven Rızâ-yı Hakk’a eren Lutf-i Hudâ'ya güven Bayrâm o bayrâm ola Hakk’ı seven dil ü cân Aşkı eden heyecân Feth ola bâb-ı cinân Bayrâm o bayrâm ola Ganîler ede kerem Ref’ ola derd-i verem Sahî ola muhterem Bayrâm o bayrâm ola Nûr-i hidayet dola Dilde hidâyet bula Nâsırın Allah ola Bayrâm o bayrâm ola Tevhîd ede zevk ile Hakk’ı seve şevk ile Tasdîk inerse dile Bayrâm o bayrâm ola Dildeki Rahmân ola Derdlere dermân ola Âzâde fermân ola Bayrâm o bayrâm ola Lutfî’ye lutf u kerem Dâhil-i bâb-ı harem Dâima Allah direm Bayrâm o bayrâm ola