- Последний пост
- 29 июл.
- Последнее чтение
- 13 авг.
- Постов за неделю
- 0
- Всего постов
- 26
- Тип
- открытый
- Язык
- und
- В каталоге с
- 13 авг.
- 1/24сутки в ленте
- 744
- 1/48двое суток
- 852
- 1/72трое суток
- 919
Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.
Посты
Dünya Müslümanlarının tepkisizliği karşısında Gazze ve Batı Şeria'da siyonist katliamlar, işgal ve zulüm yeniden artış göstermektedir. Filistin topraklarında yaşananlara kayıtsız kalmayalım. Haberlerini yayalım; kendimizi ve çevremizdeki insanları Filistin tarihi konusunda bilinçlendirmeye gayret edelim. Dünya kamuoyu bu olayları yeterince gündeme taşımıyorsa, biz taşıyalım. Medyada öncelikli gündemlerimizden biri bu mesele olsun. Davet ve bilinçlendirme alanlarında yayın yapan kardeşlerimiz de Filistin davasını gündemlerinden düşürmemelidir. Şu dönemde Yahudi zulmünü gündemde tutmanın, Yahudi mallarını boykot etmenin, Sumud gemileri ve protestoları sürdürmenin gerekliliğiyle birlikte, Yahudi devletinin savaş dışında bir yolla yıkılmasının mümkün olmayacağı yönündeki düşünceyi de zihnimizde bulundurmalı ve buna göre hazırlık yapmalıyız. Dünya genelinde Yahudi zulmüne ve fesadına farklı çevrelerden tepkiler gelmekte, hatta bazı Batılı seküler kesimler tarafından bile siyonistler açıkça hedef gösterilmeye başlanmış bulunmaktadır. Ancak bunların hiçbirinin Yahudi devletinin yıkılması için yeterli olmayacaktır. Bugün, -Hamas'ın dışında- Yahudi devletinin yıkılması amacıyla gerçek anlamda hazırlık yapan ve bunu ana gündemi hâline getiren Şam mücahidlerine denk başka bir kesim bilmiyorum. Bu konuda onları İsrail'e karşı savaş açmamakla suçlayanların ise cihaddan ve hazırlıktan en uzak kesimler olduğunu, hatta bunlardan bazılarının savaş döneminde Müslümanlara ihanet ettiğini görürsünüz. Bu yüzden, gerçekçi olacaksak; haftalık çay sohbetleriyle ve sosyal medya paylaşımlarıyla bu işin olmayacağını bilmeliyiz; eğer bu savaşa katılmak istiyorsak bunun için hazırlık yapmalı, bunun için hazırlanan ordunun saflarında yerlerimizi almalıyız. * Seleme bin Nufeyl el-Kindi (Radiyallahu anh) aktarıyor: “Bir gün Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında oturuyordum, bir adam şöyle dedi: − “Ey Allah’ın Resulü! İnsanlar atlarını salıverdiler, silahlarını da bıraktılar ve şöyle diyorlar: Artık cihad yoktur! Kuşkusuz ki, harp ağırlıklarını bırakmıştır. Bu söze müteakiben Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yüzünü o kimseye çevirdi ve şöyle buyurdu: “Yalan söylüyorlar! Asıl şimdi savaş zamanı geldi! Ümmetim içinden öyle bir taife olacak ki onlar hak yolunda savaşacaklar. Allah da bir kısım insanların kalplerini onlarla saptıracak ve onların vesilesiyle onları rızıklandıracaktır. Kıyamet kopup Allah’ın vaadi yerine gelinceye kadar bu böyle devam edecektir. Kıyamet gününe kadar atların alınlarında hayır bağlıdır. Rabbim bana vahyederek bildirdi ki, çok geçmeden ruhum kabzolunacaktır. Sizler dağınık gruplar halinde benim yoluma uyacaksınız, bir kısmınız da bir kısmınızın boynunu vuracaktır ve mü’minlerin karargâhı da Şam olacaktır.” (Nesai 3544, Müsned Ahmed bin Hanbel 4/104)
Rivayet edildiğine göre, muhaddis İbn Hacer el-Askalânî kadılık yaptığı dönemde bir gün büyük bir alay ve gösterişli bir kıyafetle çarşıdan geçiyordu. O sırada sıcak yağ satan bir Yahudi, üzerindeki elbisesi yağ lekeleriyle kaplı ve son derece perişan bir hâlde iken ona yaklaştı, katırının dizginini tuttu ve şöyle dedi: “Ey Şeyhülislâm! Siz, Peygamberinizin ‘Dünya mümin için bir zindan, kâfir için ise bir cennettir’ dediğini söylüyorsunuz. O hâlde sen hangi zindandasın, ben de hangi cennetteyim?” Bunun üzerine İbn Hacer şöyle cevap verdi: “Ben, Allah’ın ahirette benim için hazırladığı nimetlerle kıyaslandığında şu an sanki bir zindandayım. Sen de Allah’ın ahirette senin için hazırladığı elem verici azapla kıyaslandığında sanki bir cennettesin.” Bunun üzerine Yahudi Müslüman oldu. (Feydu'l-Kadîr)
Yarın 10 Muharrem Aşure günü! Aşure günüyle ilgili Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Allah’ın, Aşure günü orucunu geçmiş bir sene için kefaret kılacağını umuyorum.” (Sahih Tirmizi)
İbn Abbas (r.a.)’dan aktarıldığına göre şöyle dedi: “Nebi (s.a.v.) Medine’ye geldi ve Yahudilerin Aşure günü oruç tuttukların gördü. Şöyle dedi: “Bu nedir?” Yahudiler: “Bu salih bir gündür. Bu, Allah’ın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı ve Musa’nın da bunun için oruç tuttuğu gündür” dediler. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben Musa’ya sizden daha layığım.” O gün oruç tuttu ve tutulmasını söyledi.” (Buhari)
“Tufan Sancağı Altında” kitabının Türkçe baskısı çıktı! Aksa Tufanı operasyonu, Gazze ve oradaki direnişi daha yakından anlamak için birinci elden kaleme alınmış bu eser, son dönemde okuduğum en etkileyici kitaplardan biri oldu. Yazarın kitabı savaşın ortasında…
“Tufan Sancağı Altında” kitabının Türkçe baskısı çıktı! Aksa Tufanı operasyonu, Gazze ve oradaki direnişi daha yakından anlamak için birinci elden kaleme alınmış bu eser, son dönemde okuduğum en etkileyici kitaplardan biri oldu. Yazarın kitabı savaşın ortasında, Gazze’nin tünellerinde yazmaya başlaması ve ardından şehadetle buluşması, kitaba ayrı bir derinlik ve anlam kazandırıyor. Kitapta en dikkat çekici hususlardan biri, yazarın Kur’an’a olan bağlılığı ve onu derinlemesine kavrayışı. Daha önce pek rastlamadığımız istidlaller kurması, okurken çoğu zaman gözden kaçırdığımız ayetlere dair çarpıcı tespitler sunması, yalnızca sağlam bir hafızlık ya da ilmî birikimle değil; Kur’an’la sürekli hemhâl olmanın kazandırdığı bir basiret ve hikmetle açıklanabilir. Şehid Muhammed Zeki’nin kitabının yanı sıra, hakkında yapılan podcast yayınları ile sosyal medyada paylaşılan kısa nasihatleri ve Kur’an tilavetleri de insanı derinden etkiliyor. Dünya hayatının faniliğini, gerçek hayatın ahiret hayatı olduğunu ve hakiki sevginin Allah sevgisi olduğunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Kitabı okurken Gazze’de yaşananları daha yakından idrak edecek, mücahidlerin mücadelesine tanıklık edeceksiniz. Açlıkların, zorlukların, sürgünlerin, bombardımanların ve tünellerde geçen ağır sürecin içinde bu insanların neyle imtihan edildiğini daha iyi kavrayacaksınız. Bunu okurken birçok yerde gözyaşlarınıza hâkim olamayabilirsiniz. Ve belki de en önemlisi, küffarın tüm zulüm ve tekebbürüne rağmen Allah Teâlâ’ya olan hüsn-i zannınız ve vaadine olan yakîninizi daha da güçlendireceksiniz. Allah Teâlâ Gazze şehidi Muhammed Zeki’ye rahmet eylesin. Bizleri de onların yolundan giden ve akıbeti onlar gibi hayırla neticelenen kullarından eylesin.
ÇIKTI.
Abdullah b. amr b. el-Âs (r.a.)’dan aktarıldığına göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Duaların en hayırlı olanı, Arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki nebilerin söyledikleri en hayırlı söz şudur: لا إله إلا الله وحده لا شريك له ، له الملك ، وله الحمد ، وهو على كل شيء قدير "Allah’tan başka ilah yoktur, tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd O'nadır ve O her şeye kadirdir.” (Tirmizi rivayet etmiş ve Elbani hasen derecesinde olduğunu belirtmiştir)
İki senenin günahlarına kefaret olacak Arefe günü orucu yarın, fırsatı kaçırmayalım! Ebu Katade (radiyallahu anh)’dan aktarıldığına göre; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Arefe günü orucu hakkında sorulduğunda, şöyle buyurmuştur: “Geçen sene ve gelecek sene için kefaret olur.” (Muslim)
Dostlar, neyle karşı karşıya olduğumuzu biliyor musunuz? “Duanın en hayırlısı, Arefe günü yapılan duadır.” (Elbani sahih olduğunu söylemiştir.) Allah’ın gidermesini istediğin arzuların ve ihtiyaçların ve açmasını istediğin sıkıntıların mı var? İşte dönem geldi! “Allah’ın kullarını Arefe günü kadar cehennemden azat ettiği başka bir gün yoktur.” (Muslim) Allah’ın senden razı olmasını ve bir daha asla sana gazaplanmamasını mı istiyorsun? Bedenini cehennemden uzaklaştırmasını mı istiyorsun? İşte vakit geldi! Ramazan’da kadir gecesi kapalı olduğu için ne zaman olduğunu bilemiyoruz. Arefe gününü ise Allah bize bildirmiştir. Azimli olalım. (Dr. İyad Kuneybi)
Devrimin Kıvılcımının Tutuştuğu Yerden Henüz yaz mevsimine girerken bile zirveleri karla kaplı olan Cebel-i Şeyh Dağı’nı izliyoruz. Her ne kadar kurak görünse de bu dağ, hemen aşağısında bulunan Beyt Cin ve Kuneytra gibi Bilâd-ı Şam’ın en doğal güzelliklerini besliyor. Beyt Cin ve ötesindeki ırmaklar ile pınarlar hem çok gür hem de içilecek derecede tertemiz. Suları izlerken, İsrail’in buralara ilerlemesindeki amaçlardan birinin de bu su kaynakları olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Ancak tartışmasız asıl sebep, Golan ve Cebel-i Şeyh’in her iki taraf için de bölgeye hâkim, yüksek ve stratejik öneme sahip noktalar olmasıdır. Hafız Esed’in yönetime gelmek için Golan’ı sattığı yönünde ciddi argümanlar ve tanıklıklar bulunmaktadır. O dönemde savunma bakanı olan Esed, radyodan “Kuneytra düştü” ilanında bulunarak birliklere bölgeden geri çekilme emri verir. İsrail ordusu ise bu ilandan ancak 24 saat sonra bölgeye girebilir. Cebel-i Şeyh ise Şam’ın fethi sırasında, içerideki sorunlarla uğraşan mücahidlerin meşguliyetini ve stratejik dağın boşaltılmasını fırsat bilen İsrail tarafından işgal edilir. Sonraki dönemlerde bazı bakanlar ve bizzat Netanyahu bölgeye gelerek açıklamalarda bulunur. Tıpkı Golan’da olduğu gibi, buradan geri çekilmeye niyetli olduklarına dair herhangi bir olumlu işaret de bulunmamaktadır. Yolda ilerlerken otostop yapan iki kişiyi aracımıza alıyoruz. Nereye gittiklerini sorduğumuzda, “Şakhab’a gidiyoruz” diyorlar. Şakhab bölgesi, Moğolların ağır bir hezimet yaşadığı önemli savaş meydanlarından biridir. Şeyhülislâm İbn Teymiyye’nin de katıldığı ve insanları savaşa teşvik ettiği bu geniş savaş meydanını görmek, bir yandan şanlı tarihi hatırlatırken diğer yandan ciddi bir moral veriyor; Müslümanların en zor dönemlerinde bile Rablerine tevekkül edip cihada yöneldiklerinde en güçlü düşmanlarını nasıl hezimete uğrattıklarını düşündürüyor. Orduya yeni katılan gençlerle tanışıyor, sohbet ederken Suriye devriminin neden Dera’dan başladığını daha iyi anlıyoruz. Yaşları 18 ile 25 arasında değişen bu gençlerde bir soyluluk, ciddiyet ve bedevî asaleti göze çarpıyor. Boylarının uzunluğu ve genetik olarak güçlü oluşları her hâllerinden belli oluyor. Yaklaşık bir buçuk aylık ayrılığın ardından aileleriyle yaptıkları görüşmelerde bile sızlanmadan, ciddi ve vakur bir şekilde konuşmalarına tanık oluyoruz. Dersler sırasında ise ciddiyet ve ilginin yanında keskin bir kavrayış gözlemliyoruz. Birliklere dağıtım amacıyla yapılan mülakatlarda aralarında çok sayıda üniversite ve lise mezunu bulunduğunu görmek de ayrıca dikkat çekiyor. Dera bölgesinin bir diğer özelliği ise Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem), küçük yaşlardayken buraya kadar gelip Rahip Bahira ile görüşmesi ve mübarek ayaklarının bu topraklara basarak burayı bereketlendirmesidir. Suriye’ye gelenlerin Busra’yı ziyaret etmeden dönmeleri büyük bir kayıp olacaktır. Buranın bir başka meziyeti de, Abdulaziz et-Tarifi’nin “Etrafı mübarek kılınan Mescid-i Aksâ’ya en yakın bölgeler daha bereketlidir; bu bereket merkezden çevreye doğru yayılır, uzaklaştıkça da azalır” şeklindeki yorumuna göre, Suriye’de Mescid-i Aksâ’ya en yakın ve dolayısıyla en bereketli bölge olmasıdır. Kudüs, Dera’ya adeta bir taş atımı mesafededir. Dera, devrimi başlatarak bereketini ortaya koymasının yanında, fetih sonrasında İsrail’in yoğun biçimde uygulamaya çalıştığı Davud Koridoru planının önündeki yegâne engel olmuştur. Dera halkının bu duruşunu gözlemleyen İsrail, Süveyda’ya, oradan da PKK bölgelerine uzanarak yeni Suriye devleti için ölümcül bir kuşatma oluşturabilecek planını uygulamaya koymaya cesaret edememiştir. Dera’nın böylesine önemli bir coğrafi konuma sahip olması ve halkının mücahid olmaya yatkın, gerekli kabiliyetlerle donanmış bulunması; ahlâkî ve askerî eğitimlerle birleştiğinde, yüce Allah’ın inayetiyle bu bölgenin büyük gelişmelerin habercisi ve aynı zamanda müjdecisi olduğunu göstermektedir.
Modern İsrail ve Siyonizm’in tarihi ile düşünsel temellerini, komplo teorilerinden uzak; gerçekçi, dengeli ve sağlam bir bakış açısıyla ele alan, bu alanda okuduğum en etkileyici eserlerden birini tanıtmaya çalıştım. https://youtu.be/6PxLPnk-xrc
Buna karşılık Adalet bakanlığı, boşluğu dolduracak yeni yüzler kabul ediyor. Aynı şekilde 2012 senesinde görevinden ayrılan yaklaşık 60 hakim görevlerine iade edildi. Zamanla bu kanunların hepsi tamamen kaldırılıp yerine şeriat temelli, ona tam uyan kanunlar getirilecek. Suriye yönetiminde Allah’ın şeriatını uzaklaştırmayı isteyen hiç kimse yok. Tamamen şeriatla hükmetme niyeti ve azmi var. Bizim bundan başka yolumuz yok. Vallahi şayet -yüzde birlik bir oranla bile olsa- şu an işin başında bulunanların hedeflerinde şeriatı uzaklaştırmak olduğunu bilseydim bir an bile beni bu görevde asla bulamazdınız. Şayet bu devletin Allah’ın hükümlerini insanlardan uzaklaştırmaya yöneldiğini bilseydim bu görevde asla kalmazdım. Adalet bakanlığındaki kardeşler din sahibi kimseler, buna güvenin, şeriatı ikame etmeye sizin gibi istekliler. Ama kim onların yerinde otursa, önünde çok fazla engeller, karşı çıkanlar, devasa zorluklar bulur. Kardeşler gerçek bir cihad içerisinde, Allah’tan onlara yardım etemsini isteriz.
Suriye İstinaf Mahkemesi Kâdılarından Şeyh Mücahid Süleyman’dan Suriye’deki Kanunlar ve Hakimler ile İlgili Önemli Açıklamalar (Dün katıldığım bir ders programında aşağıdaki açıklamaları yaptı. Ses kaydı yaptım, önemli yerleri tercüme ettim.) Fethin ardından önümüzde 3 seçenek vardı: Ya İdlip’teki kanunları -ki bu kanunların hepsi şeriata uygundur, şeriata muhalif hiçbir kanun yoktur- yeni fethedilen bölgelere nakledip buralarda uygulayacaktık. Ya Esed rejimi kanunlarıyla hükmedecektik. Ya da rejim kanunlarını inceleyip düzeltmeler, değişiklikler yaparak bu kanunlar devam edecekti. İlk seçenecek mümkün değildi. Çünkü İdlip’teki vakıayla o bölgelerdeki vakıa tamamen farklı ve İdlip kanunları oluşacak büyük boşluğu doldurmuyordu… Fetihten önce İdlip ve çevresinde kâdıların sayısı 90 idi. Halep fethediltikten hemen sonra şu anki Adalet bakanı benden Halep’teki Adalet sarayına gitmemizi istedi. Ben ve bazı kardeşler gittiğimizde gördük ki sadece Halep Adalet sarayındaki hakimlerin sayısı 265. Suriye’deki bütün hakimlerin sayısı ise 1800 idi. Bu durum karşısında üçüncü seçeneği aldık. Yani eski hakimler görevlerine devam edecek, lakin bu hakimler yavaş yavaş hesaba çekilecek ve Suriye’de insanlar kanunsuz/mahkemesiz bırakılamayacağı için rejim kanunları uygulanmaya devam edecek. Lakin bir heyet kurulacak ve bu heyet, kanunların hepsini tek tek inceleyip düzeltecek, şeriata aykırı bütün kanunlar çıkarılacak, değiştirilecek ya da dondurulup onunla hükmedilmeyecek. Kanunlar içerisindeki şeriata uygun olan kanunlar uygulanmaya devam edecek. Bu heyet, fethin ilk zamanlarında kuruldu. Bu heyetin üyelerinden biri de bendim. Şunları gördük ve yaptık: Kanunların/maddelerin yaklaşık yüzde 80’i şeriata muhalif değil. Ahvâl-i Şahsiyye (şahısla ilgili haller) ve Medeni kanunlar tamamıyla Hanefi mezhebine göre konulmuş. Bundan sadece miras meselesi hariç; buna göre erkek ile kadın arasında fark yok. Ancak bu kanun donduruldu, mahkemelerde bununla hükmedilmiyor. Ve bir de faizi mübah kılan maddeler vardı, bunların tamamı kaldırılıp faiz fertler arasında yasaklandı. Diyetlerde belirlenmiş bir şey yoktu, hakimin takdirine bırakılmıştı. Bu düzeltilip şeriata uygun bir şekilde diyetler belirlendi. Kanunlar içerisinde en büyük problem cezalar kanunudur. 755 maddeden ibarettir. Bunlara bakınca gördük ki sadece 70 madde şeriata açık bir şekilde aykırı. Geriye kalan maddeler ise şeriata aykırı değil. 70 madde ise had cezalarıyla alakalı kanunlar. Lakin biz bu 70 maddeyi dondurduk, bunlarla hükmetmiyoruz (işlevsiz bir halde kağıt üzerinde bulunuyor.) Yani şuan bize zina etmiş bekar biri geldiğinde ona zina haddi uyguluyoruz. İçkide içki haddi ile hükmediyoruz. Ama zina etmiş evliye, riddetinde ısrar edip tevbe etmeyene (ki ısrar etmesi çok nadirdir) ve hırsıza had cezalarını uygulamaya gücümüz yok. Ki İdlipte de el kesme cezası uygulayamıyorduk, ama zina etmiş evliyi öldürme cezası uyguluyorduk. İnşaallah bu 70 maddenin yerine şeriata uygun kanunlar getirilecek. Ama bunun için zaman lazım. Güç, imkan, sabır ve sükunet gerekiyor. (Burada Şeyh Mücahid’e, bazı Maliki alimlerinin had cezalarıyla ilgili fetvasını hatırlattım. O da bu madedelerin bu şekilde açıklanabileceğini söyledi. Bu fetva için şu linkteki https://justpaste.it/fweln yazının 6. maddesine bakınız.) Bunların dışında heyet, 5 ya da 6 madde daha buldu ki, bunlar doğrusu şeriata muhalif olan ancak şeriatta bir yönü bulunan, fakihlerin yanında şaz görüşler sayılan (yani şeriata açıkça aykırı olmayan) maddeler. (Şeyhin sözünden anlaşılan bu maddeler uygulanıyor.) Binaen aleyh; şu anda Suriye mahkemelerinde kendisiyle hükmedilen küfrî bir kanun bulunmamaktadır. Esed rejiminden kalan 1800 hakimin tamamı hakkında bir seneden beri soruşturma başlatılıp duruma göre ya cezalandırılacak ya da işten atılacaklar. Nitekim şu ana kadar 400’den fazla hakim tasfiye edildi, görevine son verildi. Daha iki gün önce Halep’teki 57 hakimin soruşturmaya havale edilmesi karar çıktı.
Bu sabah Allahu teala bizi bir evlatla rızıklandırdı. Adını Muhammed koyduk. Elhamdulillah.
без подписи
без подписи
без подписи
без подписи
без подписи