Fıkıh Dersleri (Hanefi)
Статистика🕯️Fıkıh Dersleri, Güncel Fıkhi meseleler ve öğrenme amaçlı fıkıh soruları paylaşılmaktadır. Soru&Cevap grubu @reddulmuhtar Șâfii Fıkhı @fikihdersleri_safi irtibat99@gmail.com
- Последний пост
- 15 авг.
- Последнее чтение
- 15 авг.
- Постов за неделю
- 6
- Всего постов
- 25
- Тип
- открытый
- Язык
- турецкий
- В каталоге с
- 13 авг.
- 1/24сутки в ленте
- 606
- 1/48двое суток
- 694
- 1/72трое суток
- 749
Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.
Посты
без подписи
без подписи
MESH MİKTARI Soru: Abdestte başın ne kadarını meshetmek farzdır? Cevap: Hanefî mezhebinde farz olan, başın dörtte birini meshetmektir. Bu miktar, bir elin ıslak parmaklarıyla başın ön kısmına dokunmakla gerçekleşir. Tamamını meshetmek ise sünnettir ve sevabı daha çoktur. Sarık, takke veya başörtüsü üzerine yapılan mesh geçerli değildir; mesh doğrudan saça veya başın derisine yapılmalıdır. Kadınlar için de hüküm aynıdır, örtünün üzerinden mesh yeterli olmaz. Kaynak: Kudûrî, Muhtasar, Kitâbü't-Tahâre; Merğînânî, el-Hidâye, I/16. @fikihdersleri Telegram Kanalı
Ben ancak kıssacı Zür’a’nın dediğine razı olurum! İmam Hasan b. Ziyâd şöyle nakleder: “İmam Ebû Hanîfe’nin annesi bir konuda yemin etti. Sonra yemininde durmadı/hânis oldu. Ebû Hanîfe ona fetva verdi ancak annesi razı olmadı ve “Ben ancak kıssacı Zür’a’nın dediğine razı olurum” dedi. Ebû Hanîfe de annesini Zür’a’ya getirdi, ona “Bu annemdir. Şu şu konuda senden fetva istiyor” dedi. Zür’a: “Sen benden daha iyi bilirsin ve benden daha fakihsin, ona sen fetva ver” dedi. Ebû Hanîfe: “Ben ona şöyle şöyle fetva verdim” dedi. Bunun üzerine Zür’a: “Mesele Ebû Hanîfe’nin dediği gibidir” deyince annesi razı oldu ve ayrıldı. Muvaffak el-Mekkî, Menâkibu Ebû Hanîfe, s.254. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
"Hadisin olduğu yerde kıyas olmaz. Hadise boyun eğmek lazımdır" Rasûlüllah (Sallallâhu aleyhi ve sellem) namazdayken bir sahabi kıble tarafından namaz kılmaya geldi. İnsanlar sabah namazını kılıyorlardı. Mezkur sahabi bir çukura düştü. Bazıları sesleri duyulacak şekilde kahkaha ile güldü. Rasûlüllah (sav) namazdan ayrılınca: “Sizden kim kahkaha ile gülmüşse hem abdestini hem de namazını iade etsin” buyurdular. (Ebû Yûsuf, Kitâbü'l-Âsâr, 137; İmam Muhammed, el-Âsâr, 163; el-Hucce alâ Ehli’l-Medîne, I/204-206; Harezmî, Câmiu’l-Mesânid, I/248; Abdurrezzâk, el-Musannef, 3760; Dârekutnî, Sünen, 622; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, I/47-53; Tehânevî, İ’lâü’s-Sünen, I/96-97) İmam Muhammed b. Hasan “el-Hucce alâ Ehli’l-Medîne” kitabında der ki: Ebû Hanîfe (Rahmetullâhi aleyh) şöyle demiştir: “Kim namazında gülerse eğer bu gülmesi tebessüm ve dişlerini göstermek şeklinde ise namazına devam eder. Eğer bunu kasten yapmışsa kötü bir iş yapmış demektir. Eğer kahkaha ile gülerse hem namazını hem de abdestini iade eder. Çünkü kahkaha, konuşmak menzilesindedir ki namaza zıt bir harekettir. Kahkaha, namazda bir hadestir ki abdesti bozar. Namazın dışında ise abdesti bozmaz. Hadis ve eserler kahkahanın abdesti ve namazı bozduğu şeklinde gelmiştir.” Medine Ehli ise şöyle demiştir: “Namazda kahkaha ile gülmek, konuşmak menzilesinde olduğu için namazı bozar ancak abdesti bozmaz.” İmam Muhammed der ki: “Eğer bu konuda hadis gelmeseydi, o zaman kıyas Medine ehlilnin dediği gibi olmasını gerektirirdi. Ancak hadisin olduğu yerde kıyas yapılmaz/olmaz. Hadise boyun eğmek lazımdır.” Bk. el-Hucce alâ Ehli’l-Medîne, I/203-204. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
Davete İcâbet Vâcip midir? "Davete icâbet husûsunda görüş ayrılıkları vardır. Bazı âlimler "davete icâbet vâciptir, terkine ruhsat yoktur” demişlerdir. Âlimlerin ekserisi ise "Davete icâbet sünnettir, efdal olan icâbet etmektir” demişlerdir. "Düğün, sünnet ve benzeri umumî davetlere gitmemek uygun değildir." Fetâvâ-i Hindiyye, 12/81-82. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
Hanefîlerin Yitik Hazinesi: Şerhu Meâni’l-Âsâr "İmam Tahâvî’nin tasniflerine gelince, güzel ve faydası çok eserlerdir. Özellikle de Şerhu Meâni’l-Âsâr. Zira bu kitaba insafla bakan kimse, düşündüğü zaman makbul ve meşhur hadis kitaplarının çoğundan üstün olduğunu görür. Sözlerini ve kitabın tertibini tefekkür ettiğinde onun üstün olma yönü ortaya çıkar. Bu konuda ancak cahil olan ve mutaassıp inatçı şüphe eder. Şerhu Meâni’l-Âsâr’ın; Sünen-i Ebû Dâvûd, Câmiu’t-Tirmizî, Sünen-i İbn Mâce ve bunlara benzer diğerlerine üstün olmasına gelince, bu açıktır. Akıllı bir kimse bunda şüphe etmez. Cahilden başkası bunda tereddüt göstermez. Bunun sebebi, Şerhu Meâni’l-Âsâr’da istinbât/hüküm çıkarma yönlerinin açıklamasının bulunmasıdır. İtiraz edilen yönlerin ortaya konulmasıdır. Nesh eden hadislerin mensûh olanlardan ayırt edilmesidir. Ve bunun gibi sebeplerdir. İşte aslolan budur, hadisleri bilmekte (ma’rifetü’l-hadîs) umde/asıl bunun üzerinedir. Zikredilen (diğer) kitaplar ise gördüğün ve kontrol ettiğin gibi lazım geldiği şekliyle dolu değildir. Eğer birisi Şerhu Meâni’l-Âsâr’da zayıf râvîler bulunması sebebiyle (kitabın) mercûh olduğunu iddia ederse ona şöyle cevap verilir: Zikredilen Sünenler de aynı zayıf ravilerle doludur. Hatta “Sünenlerin bazı hadisleri bâtıl ve bazıları da uydurma olmaktan hâlî değildir” denilmiştir. Zayıf hadislere gelince bunlar cidden çoktur. Dârekutnî, Dârimî, Beyhakî ve bunlara benzer Sünen’lerine gelince, bunlar Şerhu Meâni’l-Âsâr’ın çizgisine ve hakkına yaklaşamazlar. Meydanda onunla boy ölçüşemez, terazinin kefelerinde ona denk olamazlar. İnsanların çoğunun yanında bu kitabın üstünlüğü ortaya çıkmadı. Zira kitap gizli bir hazine, saklı bir maden idi. İçindeki acayiplikleri çıkaran birisine tesadüf etmedi, içinde az bulunan ilimlerden istinbât edenin farkına varmadı. Böyle olunca da gizli kalması peşini bırakmadı, açığa çıkma kürsüsünde görünmedi. Güneşi neredeyse solmaya dolunayı da zayıflamaya başlamıştı. Bunun sebebi de müteahhir ulemanın anlayışının eksikliği, bu kitabı terk etmeleri ve bu bâbda bir şey ifade etmeyen şeylerle meşgul olmalarıdır. Ayrıca/ilave olarak da mutaassıp muhaliflerin her yeri istila etmeleri, düşman muhaliflerin kitabın özellik ve etkilerinin kaybolması için önyargılı olmalarıdır. Lakin Allah hakkı doğru çıkarır ve bâtılı iptal eder. Şöyle ki, bir kısım insanlar halk eder onlar da kitabın hukukunu yerine getirirler, ölüsünü ihya ederleri unutulmuş olan güzelliklerinin yerine getirirler. Böylece kitabın diğerlerinden ve emsallerinden ayrıcalığı ve üstünlüğü ortaya çıkmış olur.” Bedruddîn el-Aynî, Nuhabü’l-efkâr fî tenkîhi Mebâni’l-ahbâr, 1/79-81. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
📢ikinci el islami kitap paylaşım îlan platformu SahafIslam ve uygulamaya ait site, grup ve kanal: Grup: @sahafislam Kanal: @nadirsahaf web sitesi: www.sahafislam.com Android İndirme Linki: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.mcesen.sahafislam IOS İndirme Lİnki: https://apps.apple.com/tr/app/sahafislam/id6758525773 (Uygulamaya yüklenen ilanlar kanallarda paylaşılmaktadır)
عَنْ أنَسِ، عَنِ النِّبِيِّ * قَالَ: "اعْتَدِلُوا فِي السُّجُودِ، وَلَا يَبْسُطْ أَحَدُكُمْ ذِرَاعَنْهِ انْسَاطَ الْكَلْبِ" * متفق عليه Enes b. Mâlik der ki: Hz. Peygamber salalahu aleyhi vesellem: "Secdede mutedil olun. Hiç biriniz kollarını (secde esnasında) köpeğin kolunu yayması gibi yaymasın" buyurdu. [Sahih] Buhâri 822 ve Müslim 493} ~G
Sünneti terk etmenin cezası nedir? Ben (Leknevî) derim ki: "Kısacası, zevâid sünnetler de olsa hafife alma/küçümseme ve alaya alma/istihzâ yoluyla sünneti terk etmek küfürdür. Hafife almaksızın bilerek sünneti terk etmek ise, ister Rasûlullah'ın sünneti olsun ister sahabenin sünneti olsun müekked sünnet ise tahrimen mekruhtur, günahı/ism ve itâbı gerektirir." (s. 155) (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
“(Abdestte) mazmaza ve istinşakı terk etmek gerçekten günahtır. Çünkü her ikisi de sünnet-i müekkede’dir. Onu terk etmek zevâid sünneti terk etmek gibi değildir, günahı gerektirir. Zevâid'in terk edilmiş olması ise kötülüğü gerektirmez.” Fetâvâ-i Hindiyye, 1/25-26. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
✅ Yusuf Selâmi Hoca'ya ait "Nahiv, Mantık-Münâzara, Muhâkemat, Akâid-Kelam, Buhâri, Usûl-ü Hadis, Tefsir, Fıkıh, Mesnevi-i Nûriye, Münazarat, Şuaat-Rumûz-İşârat, Nokta Risalesi, İbn-i Mâce, Tulûat, Hutuvât-ı Sitte, Lahikalar, Âsâr-ı Bediiyye, Lem’alar, Mektubat, Sözler, Şualar, Nahiv Dersleri"ne dair ses kayıtlarının olduğu kanallar tek klasörde toplandı, tek bir tıkla tüm kanallara katılabilirsiniz. https://t.me/addlist/uCnWYwKAy21lNjQ0
İslâmî Bilgilerinizi Tazeleyebileceğiniz "Kur'an, Hadis, Fıkıh, Siyer, Akaid ve Risâle-i Nûr" kategorilerinde quiz Uygulaması: Sorularla İslâm @sorularlaislam_bot
"İcmâ’nın manası, hata ederek cumhurun görüşüne muhalefet eden kimsenin ümmetin içinde bulunmaması değildir. Bilakis icmâ’dan maksat, fıkıhtaki imamlıkları ve dindeki güvenirlikleri bilinen müçtehitlerin icmasıdır." (Kevserî, el-İşfâk alâ ahkâmi't-talâk, s.271) Hâfız İbn Hacer, birden verilen üç talakın üç sayılması hakkında İcmâ olduğunu söyledikten sonra şöyle der: “Bu icmadan sonra yapılan muhalefet, onu (muhalefet edeni) reddeder. Cumhur, bu ittifaktan sonra ihtilaf ortaya çıkaran kimseyi dikkate almadı." İbn Hacer Rahımehullâh, bu meseleyi mut’a nikahının haram kılınması gibi aynı seviyede icma edilmiş bir mesele kabul eder. Bk. Fethu'l-Bârî, 9/365. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
Huzeyfe Radıyallâhu Anh şöyle demiştir: “İnsanların içinde Rasûlullâh’a hidâyet (yaşam tarzı), ahlak ve üslûb bakımından en çok benzeyen kişi İbn Mesûd’dur. Öyle ki evinde bizden gizlendiği halde (durum buydu). Muhammed’in ashabından mahfûz olanlar, İbn Ümmü Abd’in Allâh’a en yakın kişi olduğunu biliyorlardı.” Buhârî, 3762, 6097; Tirmizî, 4141 (Hasen sahih); Ahmed, el-Müsned, 23308; İbn Hibbân, Sahîh, 7063. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
slâm Hukukunun Kaynağı Kitab ve Sünnet'tir Rum asıllı gayrı müslim hukukçu Sava Paşa (ö. 1904) şu itirafta bulunmuştur: "Hukukçu geçinen bazı asrîlerin öteden beri ağızlarında geveledikleri gibi ben de İslâm fıkhının muâmelâta dâir kısmının Roma hukukundan alındığını zannederdim. Fakat sonra İslâm fıkhının kaynakları üzerinde uzun müddet yaptığım ilmî tahkîkât ve derin tetkîkât neticesinde gördüm ki, bu muazzam fıkhın Roma hukukundan intikal ettiği hakkındaki mütâlaa çok zayıf bir esasa dayanmakta ve hakikat olmaktan ziyade hayal bulunmaktadır. Hiç şüphesiz her hukukun muhtelif kaynakları vardır; fakat gördüm ki, İmparator Jüstinyanus'un Roma hukuku tedrisi için Beyrut'ta tesis ettiği mektep, sırf akla dayanan bir tesis olup onu Hıristiyanlık boyasına boyamaktan ibaret kalmıştır. Halbuki İmam-ı Azam'ın fıkhı ise Allah'ın Kitabı ile Peygamber'in Sünnet' ine dayanmaktadır. Bu sebeple İslâm hukukunda şuna buna istinat etmiş gayrı muteber bir tek hüküm, asla görülemez." Sava Paşa, İslam Hukuku Nazariyatı Hakkında Bir Etüt, I/VIII-IX. (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
Tavsiye Telegram Kanalı ve youtube kanalı Kanalda Tefsir, Fıkıh, Risâle-i Nûr ders kayıtları ve ders notları yayınlanmaktadır. @meclisikuran http://youtube.com/@meclisikuran
Hanefîlere göre Ramazan oruçlarının kazası için bir zaman sınırlaması yoksa da mümkün olan ilk fırsatta bu oruçlar tutulmaya çalışılmalıdır (Kâsânî, Bedâî’,II, 104). Şâfiîlere göre ise bir Ramazan’da kazaya kalmış orucun, gelecek Ramazan’a kadar kaza edilmesi gerekir. (Nevevî, el-Mecmû’, VI, 364; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 645). (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللّهِ للو قَالَ: "أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فَأَكْثِرُوا الدُّعَاءَ". * رواه مسلم Ebû Hureyre'nin bildirdiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kulun Allah'a en yakın olduğu zaman, secdede olduğu andır. Bu yüzden secdede duayı çok yapın" buyurdu. [Sahih] {Müslim 482} ~G
Gıyâbî Cenaze Namazı İmam Muhammed der ki: “Cenaze namazı kılınan ölünün üzerine tekrar cenaze namazı kılınması uygun değildir. Bu konumda Hz. Peygamber (s.a.v.), başka insanlar gibi değildir. Kendisi Medine-i Münevvere’de olduğu halde Habeşistan’da vefat eden Necâşî’nin cenaze namazını kıldığı görülmüyor mu? Hz. Peygamber'in (s.a.v.) salâtı/namazı; berekettir, ölünün günahlarından temizlenmesine vesiledir. Başka insanların namazı böyle değildir. Bu, Ebû Hanîfe’nin de görüşüdür.” (Şeybânî, Muvatta, s.251 (No. 317) Allâme Leknevî, İmâm Muhammed’in “Cenaze namazı kılınan ölünün üzerine tekrar cenaze namazı kılınması uygun değildir” sözünü, “çünkü cenaze namazını nafile olarak kılmak meşru değildir” şeklinde açıklamıştır. (Leknevî, et-Ta’liku’l-mümecced, 2/124.) İmam Tahâvî: “Bir cenaze namazı iki kere (veya daha fazla) kılınmaz. Ancak cenaze namazını ölünün velisi dışında birisi kılmışsa cenaze henüz defnedilmeden önce velisi onun namazını kılabilir. Cenaze defnedilmişse, veli cenaze namazını kabrin yanında kılar.” (Tahâvî, el-Muhtasar, s.107.) İmam Merğînânî: “Cenazenin velisi namazını kıldığı takdirde bundan sonra başka hiçbir kimsenin onun namazını kılması câiz değildir. Çünkü farz, birinci namazla edâ edilmiş olmaktadır. Nafile olarak cenaze namazını kılmak meşru değildir.” (Merğînânî, el-Hidâye, 1/110) Tehânevî: “Gıyabi cenaze namazı sadece Hz. Peygamber’e mahsustur.” (Tehânevî, İ’lâü’s-sünen, 6/228.) (İktibas Edilen Yer: "Hanefî Usûlü" facebook Grubu) @fikihdersleri Telegram Kanalı