tgindex
H̲a̲d̲i̲s̲ M̲e̲c̲l̲i̲s̲i̲

H̲a̲d̲i̲s̲ M̲e̲c̲l̲i̲s̲i̲

Статистика

Kısa Kısa Ezber İçin Hadis Paylaşımı.

Последний пост
26 июн.
Последнее чтение
13 авг.
Постов за неделю
0
Всего постов
20
Тип
открытый
Язык
und
В каталоге с
13 авг.
Подписчики
1 337
0 за 2 дн.
Сутки
0
0,00%
Неделя
 
Месяц
 
Просмотров на пост
1 060
20 постов
Вовлечённость
79,3%
к подписчикам
Постов в день
0,0
всего 20
Упоминаний
0
каналов
Охват размещения
оценка
1/24сутки в ленте
1/48двое суток
1/72трое суток

Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.

Посты

  • 26 июн.46542из DarulHidaye

    Değerli kardeşlerim, Bazı sebeplerden dolayı maalesef diğer ders gruplarımız, kanallarımız ve hesabımız silinmiştir. Bu sebeple geçmişe ait birçok ders kaydı da kaybolmuştur. Bundan sonra inşâallah canlı yayın şeklinde ders yapmayacağız. Ancak yeni yapılan derslerin kayıtlarını düzenli olarak sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Rabbimizden niyazımız, ilim meclislerimizin bereketini artırması ve bizleri hayırlı hizmetlerde daim eylemesidir. İlginiz, duâlarınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. 🌹🤲 https://t.me/DarulHidaye

  • 13 мар.1 844122

    Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah'ı (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-kudsîde) şöyle buyurmuştur: "Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti." "Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halûf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur." صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : كُلُّ عَمَلِ ابْنُ آدَمَ يُضَاعَفُ، الْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا إِلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ. قَالَ اللّهُ تَعَالَى: إَِّ الصَّوْمَ فَإِنَّهُ لِى وَأنَا أَجْزِى بِهِ يَدَعُ شَهْوَتَهُ وَطَعَامَهُ مِنْ أَجْلِي: لِلصَّائمِ فَرْحَتَانِ، فَرْحَةٌ عِنْدَ فِطْرِهِ، وَفَرْحةٌ عِنْدَ لِقَاءِ رَبِّهِ، وَلَخُلُوفَ  فَمِ الصَّائِمِ أطْيَبُ عِنْدَ اللّهِ مِنْ رِيحِ المِسْكِ[.

  • 5 февр.1 925102

    وعن عبداللّه بن مغفل رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]نَهَى رسولُ اللّهِ عَنِ الخَذْفِ، وقالَ: إنَّهُ َ يَقْتُلُ الصَّيْدَ، وََ يَنْكَأُ الْعَدُوَّ. وَإنَّهُ يَفْقَأُ الْعَيْنَ ويَكْسِرُ السِّنَّ[. أخرجه الخمسة إ الترمذي.»الخذف« بالخاء المعجمة: رميك حصاة أو نواة تأخذها بين سبابتيك أو تأخذ خشبة فترمي بها بين إبهامك والسبابة.»وَنَكأتُ العودَ« إذا قشرْتَهُ، والنَّكْءُ في الجُرْحِ مُسْتَعَارُ مِنْهُ . »وفقأتُ العَيْنَ« إذا شقَقْتَهَا وَبِخَصْتَهَا . Abdullah İbnu Muğaffel (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) parmakla çakıl atmayı yasakladı ve: "O, avı öldürmez, düşmanı paralamaz; ancak göz patlatır, diş kırar! " buyurdu."

  • 13 янв.1 65792

    Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu duayı çok yapardı: "Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!" Ben (bir gün kendisine): "Ey Allah'ın resulü! biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim. Bana şöyle cevap verdi: "Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir." وعن أنس رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كَانَ رسولُ اللّه  يُكْثِرُ أنْ يَقولَ: يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلى دِينِكَ. فَقُلْتُ: يَا رسولَ اللّهِ قَدْ آمَنَّا بِكَ وَبِمَا جِئْتَ بِهِ فَهَلْ تَخَافُ عَلَيْنَا؟ قالَ: نَعَمْ. إنَّ الْقُلُوبَ بَيْنَ إصْبَعَيْنِ مِنْ أصَابِعِ الرَّحْمنِ يُقلِّبُهَا كَيْفَ يَشَاءُ[. أخرجه الترمذي .

  • 5 янв.1 465104

    - Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün): "Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?" diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): "Ey Allah'ın Resulü, yani böyle bir hal mi gelecek?" dediler. "Evet, hatta daha beteri!" buyurdu ve devam etti: "Emr-i bi'lma'rufta bulunmadığınız, nehy-i ani'lmünker  yapmadığınız vakit haliniz ne olur?" diye sordu. (Yanındakiler hayretle): "Yani bu olacak mı?" dediler. "Evet, hatta daha beteri!" buyurdular ve sormaya devam ettiler: "Münkeri emredip, ma'rufu yasakladığınız zaman haliniz  ne olur?" (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): "Ey Allah'ın Resulü! Bu mutlaka olacak mı?" dediler. "Evet, hatta daha beteri!" buyurdular ve devam ettiler: "Ma'rufu münker, münkeri de ma'ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?" (Yanındaki Ashab): "Ey Allah'ın Resûlü! Bu mutlaka olacak mı?" diye sordular. "Evet, olacak!" buyurdular." [Rezin tahric etmiştir. Bu rivayet daha muhtasar olarak Ebu Ya'lâ'nın Müsned'inde ve Taberanî'nin el-Mucemu'l-Evsat'ında tahric edilmişir. Heysemî, Mecmau'z-Zevaid'de kaydetmiştir (7, 281).][99 وعن علي رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ  كَيْفَ بِكُمْ إذَا فَسَقَ فِتْيَانُكُمْ، وَطَغَى نِسَاؤُكُمْ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللّهِ؛ وَإنَّ ذلِكَ لَكَائِنٌ. قَالَ: نَعَمْ وَأشَدُّ. كَيْفَ إذَا لَمْ تَأمُرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَلَمْ تَنْهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِ؟ قَالُوا: يَا رَسُولَ اللّهِ، وَإنَّ ذلِكَ لَكَائِنٌ؟ قَالَ: نَعَمْ وَأشَدُّ. كَيْفَ بِكُمْ إذَا أمَرْتُمْ بِالْمُنْكَرِ وَنَهَيْتُمْ عَنِ الْمُعْرُوفِ؟ قَالُوا: يَا رَسُولَ اللّهِ، وإنَّ ذلِكَ لَكَائِنٌ؟ قَالَ: نَعَمْ وَأشَدُّ. كَيْفَ بِكُمْ إذَا رَأيْتُمْ الْمَعْرُوفَ مُنْكَراً وَالْمُنْكَرَ مَعْرُوفاً، قَالُوا يَا رَسُولَ اللّهِ، وَإنَّ ذلِكَ لَكَائِنٌ؟ قَالَ: نَعَمْ[. أخرجه رزين .

  • 30 дек.1 07011

    - Sabit İbnu'd-Dahhak (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a: "Ben şu şu yerde bir kurban kesmeye nezrettim!" dedi. Zikrettiği yer cahiliye insanlarının kurban kestikleri bir yerdi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Orada, kendisine ibadet edilen cahiliye putlarından biri var mı?" diye sordu. Adam: "Hayır!" deyince: "Pekiyi orada, onların bayramlarından bir bayram kutlanıyor mu?" diye sordu. Adam yine "hayır!" deyince: "Öyleyse nezrini yerine getir!" emrettiler." [Ebu Davud, Eyman 27, (3313). وعن ثابت بن الضحاك رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ رَجُلٌ لِرَسُولِ اللّهِ : إنِّى نَذَرْتُ أنْ أذْبَحَ بِمَكانِ كذَا وَكذَا، مَكَانٌ يَذْبَحُ فيهِ أهلُ الْجَاهِلِيّةِ. فقَالَ: هَلْ كَانَ بِذلِكَ الْمَكَانِ وَثَنٌ مِنْ أوْثَانِ الْجَاهِلِيّةِ يُعْبَدُ؟ قَالَ: َ. قَالَ: فَهَلْ كَانَ فيهِ عِيدٌ مِنْ أعْيَادِهِمْ؟ قَالَ: َ. قَالَ أوْفِ بِنَذْرِكَ[. أخرجه أبو داود .

  • 27 дек.1 08777

    Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bir yere oturur ve orada Allah'ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnâda Allah'ı zikretmezse, Allah'tan ona bir noksanlık vardır." [Ebû Dâvud, Edeb 31, (4856), 107, (5059); Tirmizî, Daavât 8, (3377); Hadisin metni Ebû Dâvud'a aittir. Sondaki ziyade İbnu Hibbân'ın Mevârid'inden alınmadır (2319). وعنه رَضِى اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ : مَنْ قَعَدَ مَقْعَداً لَمْ يَذْكُرِ اللّهَ تعالى فيهِ كَانَتْ عليهِ مِنَ اللّهِ تِرَةٌ. وَمَنِ اضْطجعَ مُضْطَجَعاً َ يَذْكُرُ اللّهَ فيهِ كَانَتْ عَلَيْهِ مِنَ اللّهِ تِرَةٌ، وَمَا مَشى أحَدٌ مَمْشَى َ يَذْكُرُ اللّهَ فِيهِ إَّ كَانَتْ عَليْهِ مِنَ اللّهِ تِرَةٌ[. أخرجه أبو داود وهذا لفظه والترمذي. »التِّرَةُ« هنا: التَّبِعَةُ .

  • عن أبى هريرة رَضِى اللّهُ عَنْهُ قال: ]قال رسولُ اللّه : إنَّ للّهِ مََئِكَةً يَطُوفُونَ في الطُّرُقِ يَلْتَمِسُونَ أهْلَ الذِّكْرِ. فَإذَا وَجَدُوا قَوْماً يَذْكُرُونَ اللّهَ تَعالى تَنَادَوْا: هَلُمُّوا إلى حَاجَتِكُمْ فَيَحُفُّونَهُمْ بِأجْنِحَتِهِمْ إلى سَمَاءِ الدُّنْيَا فَيَسْأَلُهُمْ رَبُّهُمْ، وَهُوَ أعْلَمُ بِهِمْ: مَا يَقُولُ عِبَادِى؟ فَيَقُولُونَ: يُسَبِّحُونَكَ، وَيُكَبِّرُونَكَ، وَيَحْمَدُونَكَ، وَيُمَجِّدُونَكَ. قال فيقولُ: هَل رأوْنِى؟ فيقولونَ: َ. فيقولُ: كَيْفَ لو رأوْنِِى؟ فيقولُونَ: لو رأوْكَ كانوا أشدَّ لَكَ عِبادةً وَأشَدَّ لَكَ تَمْجِيداً وَأكْثَرَ لَكَ تَسْبِيحاً. قال فيقولُ: فَمَا يَسْألُونَ؟ فَيَقُولُنَ: يَسْألُونَكَ الجَنَّةَ. فيقولُ: هَلْ رَأوْهَا؟ فيقولُونَ: َ يارَبِّ. فيقولُ: كَيْفَ لَوْ رَأوْهَا؟ فيقولُونَ: لَوْ رَأوْهَا كَانُوا أشَدَّ عَلَيْهَا حِرْصاً وَأشَدَّ لَهَا طَلَباً وَأعْظَم فِيهَا رَغْبَةً. قال: فَمِمَّ يَتَعَوَّذُونَ؟ فيقولُونَ: يَتَعَوَّذُونَ مِنَ النَّار. فيقولُ: هَلْ رَأوْهَا؟ فيقولُونَ: َ يَا رَبِّ. فيقولُ: كَيْفَ لَوْ رَأوْهَا؟ فيقُولُون: لَوْ رَأوْهَا كَانُوا أشَدَّ مِنْهَا فِرَاراً وَأشَدَّ لَهَا مَخَافَةً. قالَ فيقولُ: أُشْهِدُكُمْ أَنِّى قد غفرتُ لهم. قال: فيقولُ مَلَكٌ منهمْ فيهمْ فنٌ عَبْدٌ خطَّاءٌ لَيْسَ مِنْهُمْ إنَّمَا مَرَّ لِحَاجَةٍ فَجَلَسَ، فيقولُ: وله قد غفرتُ، هُمُ الْقَوْمُ َ يَشْقَى بِهِمْ جَلِيسُهُمْ[. أخرجه الشيخان والترمذي . Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allahu Teâlâ'yı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: "Kullarım ne diyorlar?" "Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana ta'zim (temcîd) ediyorlar" derler. Rabb Teâlâ sormaya devam eder: "Onlar beni gördüler mi?" "Hayır!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" "Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta'zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı" derler. Allah tekrar sorar: "Onlar ne istiyorlar?" "Senden, derler, cennet istiyorlar." "Cenneti gördüler mi?" der. "Hayır ey Rabbimiz!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi." Allah Teâla sormaya devam eder: "Neden istiâze ediyorlar?" "Cehennemden istiâze ediyorlar" derler. "Onu gördüler mi?" der. "Hayır Rabbimiz, görmediler!" derler. "Ya görselerdi ne yaparlardı?" der. "Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı" derler. Bunun üzerini Rabb Teâla şunu söyler: "Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!" Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne devamla şunu anlattı: "Onlardan bir melek der ki: "Bunların arasında falanca günahkâr kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi." Allah Teâla: "Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar" buyurur." [Buhârî, Daavât 66, Müslim, Zikr 25, (2689); Tirmizî, Daavât 140, (3595).

  • Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Bir gün Resûlullâh ﷺ ile birlikte bir sefere çıkmıştım. O vakitler zayıf biriydim. Bir yerde konakladığımızda Resûlullâh ﷺ ashabına: ‘İleri gidin’ buyurdu. Sonra bana dönerek: ‘Gel Âişe, seninle koşu yarışı yapalım’ dedi. Koştuk… ve ben Resûlullâh ﷺ’i geçtim. Aradan zaman geçti. Başka bir seferde yine birlikteydik. Bu defa biraz kilo almıştım. Yine bir yerde konakladık. Resûlullâh ﷺ ashabına: ‘İleri gidin’ buyurdu. Ardından bana: ‘Gel, yine koşalım’ dedi. Bu defa Resûlullâh ﷺ beni geçti. Omzuma hafifçe dokunarak tebessümle: ‘Bu, senin beni daha önce geçtiğine karşılıktır’ buyurdu.”

  • وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ : لَيَأتِيَنَّ عَلى النَّاسِ زَمَانٌ َ يَدْرى الْقَاتِلُ في أيِّ شَىْءٍ قَتَلَ، وََ الْمَقْتُولُ في أى شَىْءٍ قُتِلَ. قِيلَ: وَكَيْفَ ذلِكَ؟ قَالَ: الْهَرْجُ الْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ في النَّارِ[. أخرجه مسلم . - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek." "Bu nasıl olur?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir." [Müslim, Fiten 56, (2908).]

  • وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قالَ رَسُولُ اللّهِ : ]إذا ضُيِّعتِ ا‘مانةُ فانتظرِ السّاعةَ. قيل: وَكَيْفَ إضَاعَتُهَا؟ قال: إذا وُسِّدَ ا‘مرُ إلى غيرِ أهلهِ[.أخرجه البخارى. »وُسِّدَ« أُسند . - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Emanet kaybedilince kıyameti bekleyin." "Emanet nasıl kaybolur?" diye sordular. "İşler ehil olmayanlara teslim edilince" diye cevapladı."

  • وعن أبى ذرّ رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رَسُولُ اللّهِ : يُصْبِحُ عَلى كُلِّ سَُمَى مِنْ أحَدِكُمْ صَدَقَةٌ، فَكُلُّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ تَحْمِيدَةٍ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةٌ، وَكُلُّ تَكْبِيرَةٍ صَدَقَةٌ، وَأمْرٌ بِالْمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ، وَنَهْىٌ عَنِ المُنْكَرِ صَدَقَةٌ، وَيُجْزِىُ مِنْ كُلِّ ذلِكَ رَكْعَتَانِ يَرْكَعُهُمَا الْعَبْدُ مِنَ الضُّحَى[. أخرجه مسلم وأبو داود. Ebû Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Her gün, sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır, her bir tehlîl bir sadakadır. Emr-i bi'lma'ruf bir sadakadır. Nehy-i ani'lmünker de bir sadakadır. Bütün bunlara kişinin kuşlukta kılacağı iki rek'at namaz kafi gelir."

  • 11 дек.1 06085

    ❝Zemzem ne niyetle içilirse o yararı sağlar❞ — Hadis, İbn Mâce, Menasik, 78 ♦️İlim okuyan, ticaret yapan, mücadele eden, imtihana çalışan inanarak bunu yapsın. Zehebi, ibn Hacer ve İmam Suyuti bunu sıklıkla yapmışlar.

  • وعن مسروق قال: ]سَألْتُ عَائِشَةَ رَضِىَ اللّهُ عَنْها: أىُّ الْعَمَلِ كَانَ أحَبَّ إلى رَسُولِ اللّهِ #؟ قَالَتِ: الدَّائِمُ. قُلْتُ: وَأىَّ حِينٍ كَانَ يَقُومُ مِنَ اللَّيْلِ؟ قَالَتْ: كَانَ يَقُومُ إذَا سَمِعَ الصَّارِخ، تَعْنِى الدِّيكَ[. أخرجه الخمسة إ الترمذي . Mesrûk (rahimehullah) anlatıyor: "Hz. Âişe (radıyallahu anhâ)'ye sordum: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a göre hangi amel efdaldi?" Bana: "Devamlı olan!" diye cevap verdi. Ben tekrar: "Gecenin hangi vaktinde kalkardı?" dedim. "Bağıranı -yani horozu- işittiği zaman kalkardı!" diye cevap verdi."

  • وعن أبى سعيد الخدري رضِىَ اللّهُ عنهُ قال: ]قال رسولُ اللّه: خَصْلَتَانِ َ تَجْتَمِعاَنِ في مُؤْمِنٍ: الْبُخْلُ، وَسُوءُ الخُلْقِ[. أخرجه الترمذى . - Ebu Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İki haslet vardır ki bir mü'minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk."

  • 28 нояб.1 02593

    وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّهِ : إذَا قَاتَلَ أحَدُكُمْ أخَاهُ فَلْيَجْتَنِبِ الْوَجْهَ[. أخرجه الشيخان.وزاد مسلم: »فَإنَّ اللّهَ خَلَقَ آدَمَ عَلى صُورَتِهِ« . Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden biri kardeşiyle dövüşünce yüze vurmaktan sakınsın." Müslim'in rivayetinde şu ziyade var: "Zira Allah Âdem'i kendi suretinde yaratmıştır."

  • 18 нояб.1 320135

    قال أبو طالب المكي رحمه الله تعالى: والصلاة على النبي ﷺ مفتاح القبول، وعنوان الوُصول، ولا يُقبل الذكر إلا بها؛ لأنها طهارة لللسان، وزكاة للأعمال، وبرهان على المحبة. ومن أكثر منها مُلئ قلبُه نورًا، ووجِد في الذكر حلاوة، وكانت له جُنّة من الغفلة، وستراً من النار، وسببًا في دوام الاتصال بالحبيب المصطفى في الدنيا والآخرة. Ebû Tâlib el-Mekkî rahmetullahi aleyh şöyle dedi: “Peygamber Efendimiz’e ﷺ salât ve selâm getirmek, kabulün anahtarı ve vuslatın nişanesidir. Çünkü zikir ancak onunla kabul edilir. Zira o, dilin temizliği, amellerin zekâtı ve muhabbetin delilidir. Kim salavâtı çoğaltırsa, kalbi nurlarla dolar; zikirde bir tat ve lezzet bulur. Bu kişi gafletten korunur, cehennemden örtülür ve dünyada da ahirette de sevgili Mustafa ﷺ ile daimî irtibatın vesilesine kavuşur.” [Kûtü’l-Kulûb]

  • عَنْ أنَسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ: ]جَاءَ رَجُلٌ إلى رَسُولِ اللّهِ فقَالَ: يَا خَيْرَ الْبَرِّيَةِ. فقَالَ : ذَاكَ إبْرَاهِيمُ خَلِيلُ اللّهِ[. أخرجه مسلم وأبو داود والترمذي.»البريّة« الخلق . - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bir adam gelip: "Ey Hayru'l-Beriyye (yaratılmışların en hayırlısı)" diye hitabetmişti. Aleyhissalâtu vesselâm hemen müdahale etti: "Bu söylediğin İbrahim aleyhisselâm(ın vasfı)dır." [Müslim, Fedâil 150, (2369); Tirmizî, Tefsir, Lem yekun suresi, (2349); Ebu Dâvud, Sünnet 14, (4672).]

  • EBU TALHA EL-ENSARÎ (RADIYALLAHU ANH) عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]جَاءَ رَجُلٌ الى رَسُولِ اللّهِ . فقَالَ: إنِّى مَجْهُودٌ. فأرْسَلَ الى بَعْضِ نِسَائِهِ. فقَالَتْ: والَّذى بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا عِنْدَنَا إَّ مَاءٌ. ثُمَّ أرْسَلَ إلى أُخْرَى؛ فقَالَتْ مِثْلَ ذلِكَ. فقَالَ : مَنْ يُضَيِّفُهُ يَرْحَمُهُ اللّهُ. فَقَامَ رَجُلٌ مِنَ ا‘نْصَارِ يُقَالُ لَهُ أبُو طَلْحَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه فَقَالَ: أنَا يَا رَسُولَ اللّهِ، فَانْطَلَقَ بِهِ الى رَحْلِهِ. فقَالَ “مْرَأتِهِ: هَلْ عِنْدَكِ شَىْءٌ؟ فقَالَتْ: َ إَّ قُوتَ صِبْيَانِى. قَالَ: فَعَلِّلِيهِمْ بِشَىْءٍ ثُمَّ نَوِّمِيهِمْ فإذَا دَخَلَ ضَيْفُنَا فَأرِيهِ أنَا نَأكُلُ فإذَا أهْوَى بِيَدِهِ لِيَأكُلَ فَقُومِي إلى السَّرَاجِ كَيْ تُصْلِحِيهِ فَأطْفِيهِ. فَفَعَلْتَ، وَقَعْدُوا وَأكَلَ الضَّيْفُ وَبَاتَا طَاوِيَيْنِ. فَلَمَّا أصْبَحَ غَدَا عَلى رَسُولِ اللّهِ . فقَالَ لَهُ لَقَدْ عَجِبَ اللّهُ الْبَارِحَةَ مِنْ صِنِيعكُمَا بَضَيْفِكُمَا. فَنَزَلَ قَوْلُهُ تعالى: وَيُؤثِرُونَ عَلى أنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ[. أخرجه الشيخان.»المجهودُ« الْمَهْزُولُ الجَائعُ. و»تَعليلُ الطَّفْلِ« وَعْدُهُ وَتَسْوِيفُهُ وَتَمْنِيَتُهُ وَصَرْفُهُ عَمَّا يُرَادُ صَرْفُهُ عَنْهُ، وَإذَا نَامَ الصَّائِمُ وَلَمْ يُفْطِرْ فَهُوَ طَاوٍ.و»الخَصَاصَةُ« الحَاجَةُ والفاقَةُ . Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bir adam Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek: "Ben açlıktan bitkinim!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm derhal hanımlarından birine (adam) (gönderip yiyecek istedi. Ama kadın): "Seni hak ile gönderen Zâüt-ı Zülcelâl'e yemin olsun yanımızda sudan başka bir şey yok" diye cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm bunun üzerine diğer bir kadına gönderdi. O da aynı şeyi söyledi. Aleyhissalâtu vesselâm sonunda: "Bu (bitkin) açı kim misafir edip (doyurursa) Allah ona rahmet edecektir!" buyurdu. Ensardan Ebu Talha (radıyallahu anh) denen birisi kalkıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben misafir edeceğim!" buyurdu ve onu evine götürdü. Evde hanımına: "Yanında yiyecek bir şey var mı." diye sordu. Hanım: "Hayır, sadece çocukların yiyeceği var!" dedi. Bunun üzerine hanımına: "Sen onları bir şeylerle avut, sonra da uyut. Misafirimiz girince, ona sanki yiyormuşuz gibi görünelim. Yemek için elini tabağa uzatınca lambayı düzeltmek üzere kalk ve onu söndür!" diye tenbihatta bulundu. Kadın söylenenleri yaptı. Beraberce oturdular. Misafir yedi. Karıkoca geceyi aç geçirdiler. Saban olunca Aleyhissalâtu vesselâm'a geldiler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Ebu Talha'ya: "Dün gece misafirinize olan davranışınız sebebiyle Allah Teâla Hazretleri taaccüp etti (ve güldü)!" buyurdu ve şu âyet-i kerime nazil oldu. (Meâlen): "...Ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, onları kendi nefislerine tercih ederler" (Haşr 9). [Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr 10, Tefsir, Haşr 6; Müslim Eşribe 172, (2054).]

  • وعن ابن عمر رضِىَ اللّهُ عنهُما قال: ]خَطَبَ رسولُ اللّه فقالَ: إيَّاكُمْ والشُّحَّ فإنَّمَا هلكَ مَنْ كانَ قَبلَكُمْ بِالشُّحِّ، أمَرَهُمْ فَبَخِلُوا، وَأمرَهُمْ بِالْفُجُورِ فَفَجَرُوا[. أخرجه أبو داود . İbnu Ömer anlatıyor: "Bir gün Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize hitab ederek şöyle buyurdular: "Sıkılık huyundan kaçının. Zira sizden önce gelip geçenler bu huy yüzünden helâk oldular. Şöyle ki: Bu huy onlara cimrilik emretti, onlar hemen cimrileşiverdiler, sıla-ı rahmi kesmelerini emretti, hemen sıla-ı rahmi kestiler, doğru yoldan çıkmayı (fücur) emretti, hemen doğru yoldan çıktılar."

H̲a̲d̲i̲s̲ M̲e̲c̲l̲i̲s̲i̲ — tgindex