tgindex
Meclis-i Kur’an

Meclis-i Kur’an

Статистика

Youtube.com/Meclisikuran Twitter.com/Meclisikuran

Последний пост
14 авг.
Последнее чтение
15 авг.
Постов за неделю
5
Всего постов
23
Тип
открытый
Язык
und
Категория
Видео
В каталоге с
13 авг.
Подписчики
2 670
−4 за 5 дн.
Сутки
−11
−0,41%
Неделя
 
Месяц
 
Просмотров на пост
300
23 постов
Вовлечённость
11,2%
к подписчикам
Постов в день
0,7
всего 23
Упоминаний
12
каналов
Охват размещения
оценка
1/24сутки в ленте
152
1/48двое суток
174
1/72трое суток
187

Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.

Посты

  • без подписи

  • без подписи

  • https://youtu.be/uFijMPSa450 🎬 Dersin Tamamını İzlemek İçin: ☝️

  • без подписи

  • https://www.youtube.com/watch?v=hdmQilxsFsM&pp=ygUNbWVjbGlzaSBrdXJhbg%3D%3D 🎬 Dersin Tamamını İzlemek İçin: ☝️

  • без подписи

  • https://youtu.be/sshPWSBc3zY 🎬 Dersin Tamamını İzlemek İçin: ☝️

  • без подписи

  • без подписи

  • https://www.youtube.com/watch?v=-yuKW4FqtJQ&pp=ygUNbWVjbGlzaSBrdXJhbg%3D%3D

  • без подписи

  • https://www.youtube.com/watch?v=4vmlIcPmU2I 🎬 Dersin Tamamını İzlemek İçin: ☝️

  • без подписи

  • https://www.youtube.com/watch?v=FIMTR1jN8MY 🎬 Dersin Tamamını İzlemek İçin: ☝️ 25. Söz 3. Şu’le 1. Ders (Kur’an’ı Fikren İlk Nüzul Zamanına Gidip Dinlemek Lazımdır) KUR'AN'IN HİKMET VE BEYAN MUCİZELERİ 📖 KUR'AN-I MUCİZÜ'L-BEYAN'IN HİKMET NURUYLA CANLANAN KÂİNAT Mûcizât-ı Kur'âniye olan Yirmi Beşinci Söz'ün son bölümünü teşkil eden Üçüncü Şule, Kelâm-ı İlâhî'nin hikmet noktasındaki yüksekliğini ve benzersizliğini gözler önüne serer. Kur'an'ın bu ulvi yönü, yalnızca lafızlarının belâgatinden yahut gaybî haberlerinden ibaret kalmayıp, sunduğu nihayetsiz hikmet nurlarıyla beşeriyetin karanlık dünyasını aydınlatır. Kelâm-ı İlâhî'nin her bir ayeti, zifiri karanlığı delip geçen birer hidayet yıldızı hükmündedir. Beşer sözüyle mukayese dahi kabul etmeyen bu muazzam semada parlayan hidayet nurları, cehaletin ve inkârın karanlıklarını dağıtır. Mümin olan bir kimse, Kur'an'ın bu parlak nuruna doğrudan muhatap olmadığında, bildiği hakikatleri unutarak gaflet karanlığına düşebilir. Zira gaflet, inkâra benzeyen manevi bir perdedir ve kalbi hakikatlere karşı körleştirir. Doğrudan doğruya Kur'an'a nazar etmeyip nurunu asıl kaynaktan almayanlar, zamanla manevi bir kasvet içinde bozulup gitmeye mahkumdurlar. İslam dairesindeki büyük âlimler ve mürşitler, ancak Kur'an güneşinin hidayet ışıklarını aksettiren birer ayna mesabesindedir. Onlarda görünen nur, aslen Kur'an'ın ve Sünnet-i Ahmediyye'nin ışığıdır; eğer o hidayet güneşi olmasaydı, bütün o aynalar sessiz ve nursuz kalırdı. Kur'an'ın tulu etmesinden evvelki o karanlık cahiliye asrında, kâinat dilsiz, perişan ve dehşetli bir kabristan manzarası arz ediyordu. İnsanlık, her şeyin yalnız ve düşman göründüğü, hayatın amansız bir mücadeleden ibaret sayıldığı bir sahra-ı bedeviyette şaşkın durumdaydı. Güneş, nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen muazzam bir ateş parçasından; dağlar ve denizler ise korkutucu ve ölü kütlelerden ibaretti. İşte bu koyu karanlığın tam ortasında, Allahu Teâlâ'nın ebedi kelâmı tulu etti ve kâinata can veren o mukaddes seda işitildi. Bu fermanla birlikte ölü kâinat bir anda dirildi; gökyüzü bir ağız, yıldızlar birer hikmetli kelime, yeryüzü bir kafa, karalar ve denizler birer lisan, bütün hayvanat ve nebatat ise birer tesbih kelimesi haline geldi. İmanla nurlanan insan kalbi, âdeta dönen bir plağın üzerine dokunan hassas bir iğne gibidir. Kâinatta deveran eden bu ilahî nizam ve hareketler o plağı teşkil ederken, ancak iman iğnesiyle donanmış bir kalp bu sessiz kâinatın muazzam tesbih seslerini işitebilir ve anlayabilir. Müminin hayatı, bu muazzam tesbihatı işitmek ve ona kendi sesiyle iştirak etmekle kıymetlenir. Bu ubudiyet ve tesbihat dairesi o kadar mukaddestir ki, ümmetin dilinden dökülen her bir tesbih, aslen Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yüce kalbinin ve eşsiz ubudiyetinin yeryüzündeki akisleridir. Rabbimiz, bizim aciz ve noksan tesbihatımızı, o yüce Peygamber'in takdisine benzettiği ve onun sadasının birer taklidi kıldığı için kabul buyurur ve sevapla mükafatlandırır. Sahabenin deyiş tarzındaki o yüce ihlas ve teslimiyet, ulaşılamaz bir makamın nişanesidir; onların bir kez ettiği zikir, asırlar sonra gelenlerin senelerce süren ibadetine denk bir feyze vesile olur. Kulun vazifesi, aradaki aynalarda boğulmayıp doğrudan hidayet güneşine, yani Kur'an'ın kendisine nazar etmektir. Aksi takdirde, hidayet ışıklarından mahrum kalarak o bedevi sahraların manevi cehaletinde kalmak kaçınılmaz bir akıbettir. 📖 Derste İşlenen Başlıca Mevzular Kur'an'ın Hikmet Cihetinden Mucizeliği: Kelâm-ı İlâhî'nin sadece lafız belâgatiyle değil, varlığın ve hilkatin hakikatini aydınlatan nihayetsiz hikmetiyle de mucize olduğu. Küfür ve Gaflet Karanlığının Mahiyeti: Küfrün inkar, gafletin ise iman edildiği halde hakikatleri unutmak ve ona göre düşünmemek olduğu; her iki halin de ruhu karanlıkta bıraktığı. Doğrudan Kur'an'a Nazar Etme Mecburiyeti: Büyük İslam âlimlerinin ve eserlerinin ancak Kur'an güneşinin hidayet ışıklarını aksettiren birer ayna olduğu, asıl kaynaktan kopulduğunda kalplerin kasvet bağlayacağı. Kâinatın Tesbihatı ve İman İğnesi: Kâinatın sessiz bir plak gibi olduğu, insanın imanla nurlanmış kalbinin ise o plağın ses vermesini sağlayan bir iğne hükmünde bulunarak kâinattaki gizli tesbihatı işittiği. Ubudiyet-i Muhammediye'nin Sadası: Ümmetin yaptığı tesbihatın aslında Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yüce ubudiyetinin birer sadası olduğu ve Cenâb-ı Hakk'ın bu sadaya hürmeten kullarına kıymet verdiği. 📖 Kelimelerin Gramer İncelikleri Ve Belâgat Nükteleri سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih etmiştir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Mazi ve Muzari Sığalarının Beraberliği: Kelâm-ı İlâhî'de tesbih fiilinin hem mazi hem muzari sığalarıyla getirilmesi, kâinattaki ibadetin geçmiş ve gelecek bütün zamanları içine alan kesintisiz bir deveran olduğunu ilan eden ince bir belâgat nüktesidir. Necm-i Sakıp ve Tarık Tefsiri: Hadis ve tefsirlerde geçen "Tarık" (طَارِق) kelimesi, gece vakti ansızın gelip kapı çalan manasındadır. Kur'an'ın küfür ve cehaletin en koyu zifiri karanlığında ansızın tulu ederek ebedi saadetin yolunu göstermesi, belağatte muazzam bir Tarık yıldızı temsiliyle ifade edilmiştir. "Sakıp" (ثَاقِب) ise karanlığı delip geçen parlak ışık demektir. Temsildeki Sema ve Yıldız Münasebeti: Her bir ayetin birer "Necm-i Sakıp" (karanlığı delen yıldız) olarak tavsif edilmesi, belağat noktasında Kur'an-ı Kerim'in bütünüyle muazzam bir hidayet seması olduğuna delalet eden beliğ bir mecazdır. Şule ve Ziya Lafızlarının Farkı: "Şule", yanan büyük bir ateşten etrafa fırlayan parlak alev parçasıdır. "Ziya" ise o ateşin etrafı aydınlatan ve yolları gösteren hidayet ışığıdır. Kur'an'ın mucizelik veçhelerinin şule, bu veçhelerin altındaki hakikatlerin ise ziya olarak isimlendirilmesi, her bir hikmetin zulmeti dağıtan fıtri nuruna işaret eder. 📖 Derste İzah Edilen Anahtar Kelimeler Ve Tabirler Gaflet (غَفْلَة): Mahiyeti/Tanımı: Bir şeyin gerekliliğini bilmekle beraber, onun üzerine düşünmemek, unutup lakayt kalmak ve uykuda gibi yaşamaktır. Dersteki Kullanım Mânâsı: İman sahibi olan bir müminin, kâinata iman nazarıyla bakmayıp bildiği hakikatleri unutması ve inandığı gibi hareket etmeyerek manevi bir zulmete düşmesini ifade etmek üzere zikredilmiştir. Necm-i Sakıp (نَجْمٌ ثَاقِب): Mahiyeti/Tanımı: Işığı son derece parlak olan ve gökyüzündeki zifiri karanlığı ok gibi delip geçen yıldız demektir. Dersteki Kullanım Mânâsı: Kur'an'ın her bir ayetinin, küfür ve cehalet karanlıklarını delerek insanlığın fikrî ufkunu aydınlatan birer hidayet yıldızı olduğunu beyan etmek için kullanılan Kur'anî bir tabirdir. Şule (شُعْلَة): Mahiyeti/Tanımı: Yüksek sesle ve hararetle yanan bir ateşten fırlayan, göz kamaştırıcı alev parçasıdır. Dersteki Kullanım Mânâsı: Kur'an'ın nihayetsiz mucizelik yönlerinden her birini temsil eden ve kâinata hidayet nurları saçan azim kıvılcımları ifade etmek üzere mecazi olarak kullanılmıştır. Tarık (طَارِق): Mahiyeti/Tanımı: Gece vakti sessizliği bozarak ansızın gelip kapıyı çalan misafir veya gece tulu edip parlayan büyük yıldızdır. Dersteki Kullanım Mânâsı: Beşeriyetin cehalet ve vahşet karanlığında boğulduğu bir devirde, Kur'an'ın ve Resûl-i Ekrem'in ansızın zuhur ederek insanlığın kapısını çalıp ebedi kurtuluşu müjdelemesini anlatan beliğ bir temsildir. Uluhiyet (أُلُوهِيَّة): Mahiyeti/Tanımı: Cenâb-ı Hakk'ın ibadete layık yegane ilah olması, kâinatın maliki ve sanii sıfatıyla her şeyi idare etmesidir. Dersteki Kullanım Mânâsı: Semavat ve arzdaki bütün mahlukatın, o yüce makamın pak me kusursuz cemalini ilan etmek üzere nasıl kesintisiz bir tesbih ve ibadet halinde olduğunu açıklarken kullanılmıştır.

  • https://www.youtube.com/watch?v=D830UI6n7ns 🎬 Dersin Tamamını İzlemek İçin: ☝️ En’âm Suresi 95. âyetin tefsir ve tahlilinden öne çıkan temel hususlar: إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَىٰ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّىٰ تُؤْفَكُونَ “Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. O, ölüden diriyi çıkarır; diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! O hâlde nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?” 🔹Ehadiyet Tecellisi ve İnsanın Benzersizliği: Milyarlarca insanın simasında sabit organlar aynı kalırken yüz hatlarının tamamen farklı kılınması, Allah'ın her bir insanla doğrudan ve hususi olarak ilgilendiğini (ehadiyet tecellisini) açıkça gösterir. 🔹Çekirdekteki Kader Programı: Bütün bir ağacın ve kıyamete kadar gelecek nesillerinin planı küçük bir çekirdeğin içine nakşedilmiştir. Bir çekirdeği yarıp içinden hayat çıkarmak, kâinatı yaratmak kadar azametli bir kudret gerektirir. 🔹Sebeplerin Çaresizliği ve Hakiki Sanatkâr: Kupkuru, cansız tohumlardan canlı filizlerin çıkması; toprak, su ve hava gibi unsurların birer perdeden ibaret olduğunu, hayat mucizesinin doğrudan ilahi kudretin eseri olduğunu kanıtlar. 🔹Harika Bir Belâgat Nüktesi: Âyette ölüden diri çıkarılırken fiil sıygası (يُخْرِجُ) kullanılarak hayatın kesintisiz tazelendiğine (teceddüt); diriden ölü çıkarılırken isim sıygası (مُخْرِجُ) tercih edilerek ölümün kaçınılmaz ve sabit bir hakikat olduğuna (sebat) dikkat çekilmiştir. 🔹Haşir ve Yeniden Dirilişin Aklî Delili: Her baharda çürümüş tohumları ve çekirdekleri fışkırtan ilahi kudret için, insanı öldükten sonra topraktan çıkarıp diriltmek son derece kolaydır. İnsandaki ebediyet arzuları da bu dar dünya için değil, ahiret için verilmiştir. 🔹Hakikate Davet: Âyetteki ذَٰلِكُمُ اللَّهُ ifadesi, kâinattaki bu delillerin gözle görülür derecede aşikâr olduğunu bildirir; bunca burhana rağmen yüz çevirip nimeti sebeplere vermenin aklî bir tutarsızlık olduğunu ihtar eder.

  • без подписи

  • https://www.youtube.com/watch?v=BpdKpiwnFMU&t=372s Kur’ânî Tefsir ve İlmî Makale: En’âm Suresi 94. Âyeti وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَىٰ كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ ۖ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ ۚ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ "Andolsun, evvel kerede (dünyada) sizi nasıl yarattıysak o şekilde yalnız, fert fert bize geldiniz. Size tahvil ettiğimiz (istifadenize verdiğimiz) nimetleri sırtlarınızın arkasında bıraktınız. Sizin hakkınızda şerikler olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi beraberinizde görmüyoruz. Andolsun aranızdaki bağlar kopmuş ve haklarında zanda bulunduğunuz şeyler sizden kaybolup gitmiştir." 📖 Derste İşlenen Başlıca Mevzular Nübüvvet, Zulüm ve Ölümün Şiddeti Kur’ân-ı Hakîm, ulûhiyetin birliği ve hamdin mutlak manada yalnız Allah’a mahsus olduğu hakikatini tesis ettikten sonra, meseleyi nübüvvet ve haşir rükünlerine bağlamaktadır. Cenab-ı Hak, kâinattaki kudret ayetleriyle vahdaniyetini bildirdiği gibi, kullarına peygamberler irsal ederek de lütfunu ziyadeleştirmiş, hidayet kapılarını ardına kadar açmıştır. Ne var ki beşerin ekserisi bu hidayet nimetini hakkıyla takdir edememiş, yüz çevirerek büyük bir nankörlüğe ve zulme sapmıştır. Elbette ilahi adalette zulüm ihmal edilecek yahut cezasız bırakılacak bir cürüm değildir. Zalimleri korkutarak zulümden men etmek büyük bir irşat metodudur. Bu cihetle, bütün himmetini fâni dünyaya bağlayan inkârcılar için ölüm, müminlerdeki gibi sevinçli bir "Rabbine dön" nidasıyla değil; meleklerin azarlayarak, şiddetle ve hiddetle ruhu bedenden söküp aldığı dehşetli bir "gamerât-ı mevt" (ölüm sekerâtı) hâlinde tecelli eder. O zillet azabıyla can verenler, âdeta dünyadan yaka paça dışarı atılırlar. Sebepler Perdesinin Kalkması ve Huzura Mecburi Yöneliş Âyet-i kerimede geçen "Bize geldiniz" hitabı, muazzam bir hakikati ihtar etmektedir. İnsan dünyada yaşarken sebepler perdesine aldanarak Allah'tan kaçtığını tevehhüm etmiş, sırtını hakikate dönüp fâniliğe doğru yürüdüğünü zannetmiştir. Hâlbuki atılan her adım, ölüm hududuna ve doğrudan doğruya yegâne Hâlık’ın huzuruna atılmaktadır. Ölümle birlikte dünyadaki o kalın sebepler perdesi tamamen kalkar. Bütün kâinatın ve meleklerin şahitlik edeceği "meşhed-i azîm" denilen büyük toplanma yerinde, hesaba çekilmek üzere mutlak bir yöneliş gerçekleşir. İnsan, ana rahminden şu dünyaya düştüğü ilk gün nasıl çıplak, çaresiz ve yalnız ise; ilahi divana da aynı öyle furada (fert fert, yapayalnız ve çaresiz) çıkacaktır. Fıtratın Hakikati ve Dünyevî Unvanların İptali İnsanların dünyada birbirlerine taktığı şah, geda, general, zengin veya fakir gibi yaldızlı libasların ve unvanların fıtratta hiçbir karşılığı yoktur. Bunlar yalnızca beşerî kültürde geçerli olan izafi isimlendirmelerdir. İnsan bu rütbeleri mutlak bir hakikat zannederek, sanki ilahi kıymet de bunlarla ölçülüyormuş gibi bir kibre kapılır. Nasıl ki bir paşa sivil mahkemeye üniformasıyla çıkamazsa, insan da kabir hududundan öteye dünyanın o sahte apoletleriyle geçemez. Kefenin cebi olmadığı gibi, ilahi mahkemenin önünde de dünyanın rütbeleri geçersizdir; bütün dünyevi bağlar orada sırra kadem basar. Kabir, öte âleme geçilen ilk hudut kapısıdır. Bir memleketten diğerine geçerken eski paranın hükümsüz kalması misali, hudut kapısından içeri girildiğinde de dünyanın akçeleri iptal olur. O baki âlemde yegâne geçer akçe Kur'ân ahkâmı ve sâlih amellerdir. Telkin Sırrı: Teklifî ve Tekvinî Bağlar Dünyevi rütbelerin ve bağların kabir başında dahi nasıl hükümsüz kaldığına en bariz şahit, telkin uygulamasıdır. Telkin esnasında vefat eden kişi babasının şöhretiyle değil, doğrudan annesinin adıyla anılır. Zira babalık şer’î bir nispettir ve dünyada geçerli olan teklifî bir vasıftır. Annelik ise hilkatten süzülüp gelen tekvinî bir fıtrat kanunudur. Kabir hududunda şer’î tekliflerin süresi dolduğundan ve beşerî bağlar koptuğundan, insan doğrudan fıtratın sökülmez hakikati olan anne nispetiyle çağrılır. Bu ince sır, mahlukatın dünyada güvendiği bütün makam, ordu, tarikat veya sahte ilahlık taslayan destekçilerin ahirette hiçbir fayda sağlamayacağının da açık bir nişanesidir. Bütün sahte bağlar kopar, geriye yalnız fıtrat kalır. Kabir Hududu ve Refakatçiler Resûlullah'ın (s.a.v.) Ebu Zer el-Gıfârî'ye (r.a.) hitaben buyurduğu "Yalnız yaşarsın, yalnız ölürsün" fermanı, kalabalıkların çokluğunun kabir hududunda hiçbir mana ifade etmediğini gösterir. Vefat eden kişiyi kabre kadar yalnızca üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Ailesi ve dünyada etrafına toplanan etbaı onu kabrin başında çok kısa bir müddet bekleyip mecburen terk ederler. Malı, unvanı ve şöhreti ise mirasın taksim edilmesiyle yeryüzünde kalır, toprağa gömülmez. İnsanın ardı sıra o karanlık menzile giren yegâne dostu, onun manevi şahsiyetini teşkil eden amelidir. Ana Rahmi Teşbihi ve Yeniden Dirilişin İspatı Âyetteki "Sizi evvelki kerede yarattığımız gibi" ifadesi, ahireti inkâr eden akıllara muazzam bir yeniden diriliş ispatı sunmaktadır. İnsanoğlu, hiç yokken şu kâinata nasıl ihtişamla getirildiğine, bir sabah gözünü nizamlı bir bedende açtığına şaşırmayıp da; öldükten sonraki dirilişine şaşırmaktadır. Hâlbuki ilkini hiç yoktan var eden ilahi kudret için, ikinciyi yaratmak elbette muhal değildir. İnsanın ana rahminden dünyaya gelişi muazzam bir ibret sahnesidir. Bebek o daracık rahimden çıkmak istemez, oraya tutunur; lakin mecburi bir seyahatle geniş dünya sahrasına itilir. O çocuğa rahimde verilen göz, kulak, el ve ayak gibi cihazlar o dar karanlık menzil için değil, dünyadaki geniş ovalar ve dağlar içindir. Aynen öyle de, şu dünya dahi ahiret memleketine nispetle daracık bir rahim, bir mülteci kampı hükmündedir. İnsana lütfedilen nihayetsiz manevi latifeler, sonsuzluk emelleri ve ulvi cihazlar şu dar ve kavgayla yoğrulmuş fâni dünya arzına sığmamaktadır. Milyarlarca istidatlı mahlukun âdeta bir toplanma kampında muvakkat bir süre kalması, bu cihazların asıl cevelan edeceği ebedi bir memleketin mevcudiyetini katiyetle ilan eder. Nimetlerin Mesuliyeti ve Tahvil Sırrı İlahi hitap inkârcılara şöyle ferman eder: "Size tahvil ettiğimiz nimetleri sırtınızın arkasında bıraktınız." Allah, mülkünü insana temlik etmemiş, yalnızca kendi kanunu dairesinde emaneten kullanması için geçici bir salahiyet (tahvil sırrıyla yetkilendirme) vermiştir. Gündelik hayatta bir lokantada bedava zannedilen eşantiyon bir ikramın hesaba dâhil edilerek faturaya yansıtılması misali; şu dünyada içilen bir yudum suyun, teneffüs edilen havanın dahi mizanda mutlak bir bedeli vardır. İstenen yegâne bedel ise, nimetin sahibini tanımak, nankörlük etmeyip "Elhamdülillah" demek ve kulluğun esası olan namazı ikame etmektir. Şükrünü eda etmeyen inkârcı kimse, o nimetleri dünyada tamamen arkasında bıraktığında, ahirette nurun ufak bir parıltısına, bir damla serin suya dahi ebediyen hasret kalacak ve dehşetli bir karanlıkta hüsrana uğrayacaktır. Şirk Bağlarının Kopuşu ve Sahte Şefaatçiler Dünyada mülkte Allah'a ortak (şerik) koşulan ve sahte ilahlaştırılan sığınaklar, hesap gününde tamamen ortadan kaybolacaktır. Hakiki şefaat yalnızca Allah'ın izniyle, kusurunu bilip niyaz makamında duranlara nasip olabilirken; mülkte ortaklık zannına dayanan şirke bulaşmış şefaat beklentileri paramparça olacaktır. İnkârcıların aralarındaki bütün yalan bağlar (takattaa beynekum) büsbütün kesilecek, uğruna ömür feda ettikleri putlar ve makamlar yitip gidecektir. Sahte destekçilerin iflasıyla baki olanın yalnız Allah olduğu perdesiz bir şekilde görülecektir; fâniliğe bel bağlayanlar ancak ziyan edenlerdir.

  • 31 июл.237из meclisikuran

    без подписи

  • без подписи

  • без подписи