- Последний пост
- 13 авг.
- Последнее чтение
- 15 авг.
- Постов за неделю
- 2
- Всего постов
- 20
- Тип
- открытый
- Язык
- az
- Категория
- Видео (по похожим)
- В каталоге с
- 13 авг.
- 1/24сутки в ленте
- 74
- 1/48двое суток
- 84
- 1/72трое суток
- 91
Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.
Посты
без подписи
İbn Kesir rahimehullah şöyle diyor: Emeviler döneminde cihat her zaman ayakta idi. Onlar başka şeylerle değil sürekli cihat ile meşgul oluyorlardı. Batıda ve doğuda İslâm'ın kelimesi yükseldi. Karada ve denizde küfrü ve küfür ehlini zelil ettiler. (Bütün beldelerin müslümanlar tarafından fetholunacağı endişesi ile) Kâfirlerin, müşriklerin kalpleri korkuya kapıldı. Müslümanlar nereye sefer yapsa orayı (derhal) fethediyorlardı. Ordularında sâlihler, evliyalar, âlimler ve tabiîn'in büyükleri vardı. Yüce Allah onların eliyle dinine yardım ediyordu. 📕 El Bidâye ve'n-Nihâye
без подписи
Deccâl Kıssası Kurugöllü Hoca https://youtu.be/xZ0v7STdg_A?si=Xd_zC8vTR6pWNbBQ
Halid b. Ma'dan dedi ki: Ebu Derda رضـﮯ الله عنه şöyle buyurdu: "Dünya ve dünyanın içindeki şeyler lanetlenmiştir. Ancak, Allah'ın Zikri ve ona götüren şeyler hariçtir. Alim ile ilim öğrenen öğrenci, hayırda ortaktırlar. Diğer insanlar ise, Kendilerinde bir hayır olmayan başıboş kimselerdir." 📚 [Ebu Nuaym, el-Hilye: 1/212]
Ciceğe suyu zamanında vermek gerekir. Yaprakları sarardıktan sonra su vermek nasıl çiçeği kurtaramıyorsa çocukların ihtiyaç duyduğu zamanda verilmeyen geç kalınan terbiyede genellikle çocuğa fayda vermez. İbn Kayyim (rahimehullah) “Kim çocuğunu ihmal eder, ona faydalı olmaz, onu terk ederse; ona en büyük kötülüğü yapmış olur. Çocukların büyük çoğunluğunun ifsada uğramaları, anne babalarının ihmalleri yüzündendir. Onlara gereken ihtimamı göstermemeleri, dinin farzlarını ve sünnetlerini öğretmemeleri; çocukların ifsada uğramalarının, daha küçük yaşlarda telef olmalarının en büyük sebebidir.Bu şekilde ihmal edilen çocuk büyüdüğünde de ne kendi nefsine, ne yaşadığı çevreye ve ne de anne babasına karşı bir fayda sağlayamaz. Nitekim babası onu söz dinlemediği için azarladığında, o da babasına bir nevi şöyle der: “Ey babacığım! Sen bana küçükken söz dinletemedin. Ben de büyüdüğümde senin sözünü dinlemedim. Sen beni çocukken bir kenara fırlatıp attın, ben de sana yaşlandığında bakmıyorum.” [Tuhfetu’l-Mevdûd]
без подписи
без подписи
без подписи
📌Size külfeti az, sevabı çok olan bir İslam'a davet yöntemini hatırlatmak istiyorum 📢 Kıymetli kardeşlerimiz, bu bir yardımlaşma çağrısıdır! 🔊 Bütün Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat kanallarında; en açık ve anlaşılır şekilde Tevhid ve Sünnet ilimleri anlatılmaya gayret ediliyor. 🔷 Rabbimizden bu daveti bereketli kılmasını istiyoruz. 👍 Bu hayrın daha çok insana ulaşmasına vesile olmak ise hepimizin elinde. ✅ Videoları beğenmeniz ve ✅ Altına kısa da olsa yorum yazmanız algoritmaların videoyu daha fazla kişiye göstermesine sebep olur. Belki yazacağınız bir yorum, bir beğeni; bir kişinin hakkı tanımasına, bir bid‘atten uzaklaşmasına veya sünnetle amel etmesine vesile olabilir. Unutmayalım ki: ➡️ Bir hayra vesile olan, onu yapan gibidir. Bu yüzden bu videolarda birkaç saniyenizi ayırarak: ✅ Beğeni bırakmanız ✅ Kısa bir yorum yazmanız ✅ İmkânınız varsa paylaşmanız bu ilmin yayılmasına büyük katkı sağlayacaktır. 👍 Bunu alışkanlık hâline getirmek ne güzel olur. 🌱 Destek olan herkesten Allah razı olsun. Rabbim bunu sadaka-i câriye kılsın.
Âlimleri hiç tanıtmamak, ilimlerini, eserlerini, fetvalarını insanlara beyan etmemek, onları tezkiye edip, müslümanlara tavsiye etmemekte âlimleri tân etmenin bir çeşitidir. İşte bu tip davetçilere karşı da müslümanların uyanık olması gerekir.
Soru: Âlim olduklarını itiraf etmelerine rağmen bu âlimlere karşı mesafeli durmalarının, onları öne çıkarmamalarının, onların isimlerini ve eserlerini özellikle anmamalarının sebebi nedir? Cevap: Muasır İslam alimleri, gerek yöneticilere dönük ahkâm hususunda, gerek insanlar arasında tartışma konusu olan diğer güncel meseleler hususunda ilim ve usül üzerine mebni olan dik bir duruş, net bir tavır ortaya koyunca hamâset üzerine mebni keskin bir tavır bekleyen hevâ ehline bu tutum ağır geldi. Bu tavrı irca ve dinde gevşeklik olarak kabul ederek âlimlere karşı mesafe aldılar. Ne kadar büyük ilim sahibi olursa olsun Suud'un genel müftüsü makamında ki bir âlimin ilmini yaymayı, fetvalarını nakletmeyi, eserlerini tavsiye etmeyi kendilerini lekeleyecek bir hareket kabul ettiler. Keza Mescidi Nebevi'de, Mescidi Haram'da ve diğer önemli yerlerde görevli olan, alimleri sevmeyi, onları öne çıkarmayı kendilerine yakıştıramadılar. Fâzileti leke, lekeyi ise fazilet olarak kabul ettiler.
İlim ve davet ehlinden olan, kendisini ehli sünnete nispet eden bir kimsenin son asrın âlimlerinin kaleminden süzülen, dilinden dökülen büyük ilme kayıtsız kalması, bu âlimlerin ismini anmaması, fetvalarını nakletmemesi olacak bir şey değildir. Haricîler bu âlimleri açıktan tân ediyorsa, bu ikinci sınıf davetçilerde bu âlimleri örtülü bir şekilde tân ediyorlar. Eğer onun ilmini yaymıyorsan, fetvalarına, kitaplarına ve videolarına karşı kayıtsız kalıyorsan, saldıranlara karşı onları müdafaa etmiyorsan onların âlim olmasının senin nezdindeki değeri nedir? Kasap, bakkal, tüccar ve diğerlerinin senin nezdindeki değeri ne kadar ise bu âlimlerin değeri de en fazla o kadardır. Gerçek anlamda ehli sünnetin yolunu, menhecini, metodunu özümseyen ve kalbinin derinliklerine bu mübarek yolu nakış gibi işleyenlerin âlimlere karşı mevkifi kesinlikle bu mevkif değildir. Ehli sünnet olanlar, âlimleri sever, onları veli edinir, onlardan ilim alır, onları öne çıkarır, onlara düşmanlık edilmesine rıza gösteremez ve onların ilmine sırt çevirmez. Bir tane iki tane kitaptan bahsetmiyoruz. Son yüz elli yıl içinde te'lif edilen kütüphaneler dolusu bir ilimden bahsediyoruz. Adam davet yapıyor, telegram kanalı açıyor, sesli dersler yapıyor, internet siteleri açıyor bakıyorsun âlimlerden bir tane nakil yok, ne bir fetva, ne bir kitap tavsiyesi âlimlerin ne ismi geçiyor ne eserlerinin adı! Son yüz elli yıldır selefi âlimlerin te'lif ettiği kütüphaneler dolusu kitaptan nakletmeye değecek kıymette ilim bulamayan bir kimse oturup kendi cehaletine ve şaşkınlığına ağlasın. Yok bu eserlerde büyük bir ilim olduğunu itiraf ediyor ama nakletmeye, bu âlimlerin isimlerini ön plana çıkarmaya yanaşmıyor ve bundan kibirleniyorsa o zaman daha büyük bir musibete düçar olmuş demektir.
Bu davetçiler iki kısımdır: Bir kısmı önce kendilerini ehli sünnetin yoluna nispet eder daha sonra da pervasız ve açık bir şekilde ehli sünnetin büyükleri olan İslam âlimlerini ve ehli sünnetin tamamını küfre ve sapıklığa nispet ederek dinin hamisi pozisyonuna geçerler. Bunlar haricîlik ile selefiliği meczetmeye ve kendilerini bu perde altında gizlemeye çalışan hakikatte ise süzme (saf) haricî olan kimselerdir. Bunların durumu aşikârdır. Bir de ikinci bir sınıf var ki onlarda neredeyse bunlar kadar tehlikelidir. Bunlara sorduğun zaman son asrın ehli sünnet âlimlerini tekfir etmediklerini söylerler. Tekfir etmezler ama âlimlere itibar da etmezler. Haricilere karşı bu âlimleri müdafaa etmez, bir nakil ile dahi olsa onların ilmini yaymaz, onları öne çıkarmaz, onların ilmini ve fetvalarını nakletmezler. 20. Asrın başından itibaren gelip geçen ve bugün hayatta olan yüzlerce âlimin binlerce cilt tutan kitaplarından ilim namına hiçbir şey nakletmezler. Davet platformlarında Eşari âlimlerinden nakiller görürsün ama İbn Bâz'dan, İbn Useymin'den, Salih el Fevzan'dan nakiller göremezsin. Suudi Arabistan'lı âlimlere özellikle mesafeli durur ve kendilerini bu âlimlerden daha fâkih ve anlayışlı olarak kabul ederler. İşte bu davetçilerde haricîlik ve selefilik arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidirler. Ne tam anlamıyla haricî, nede dosdoğru bir şekilde Sünni olmaya muvaffak olamamışlardır.
Ehli sünnet'in yolu, ehli sünnetin menheci, ehli sünnete davet diye sayıklayıp duran bu davetçilere, "Bugün ehli sünnet kimdir anlat bakalım? Bugün ehli sünnetin yolunu müdafaa eden ve bu yolu izhar etmekle bilinenler kimlerdir? Diye sorulduğu zaman âlimlerin ve rabbanî davetçilerin tamamını devre dışı bırakarak kısık bir sesle, ehli sünneti temsil edenin sadece kendisi ve kendisini taklit edenlerden ibaret olduğunu söyler. Kısık sesle söyler çünkü bu söylediğine hakikatte kendisi bile inanmaz. Ehli sünnet olmadığını kendi ağzı ile itiraf edemeyeceği için siyaset gereği kendisini ehli sünnete nispet eder. Bir davetçi için bu zorunluluktur. Zira şüpheden ve lekeden ve bid'atlerden uzak bir şekilde günümüze ulaşan tek isim ehli sünnet ismidir. Sözün tesir etmesi ve değer görmesi için bu kavramın arkasına saklanmak kaçınılmazdır.
Ehli sünnet, soyut kavramlara dayanan iddiara değil, bu kavramların insan hayatındaki somut yansımalarına önem verir. Yüce Allah'ı sevdiğini iddia edenler nasıl Resul sallallahu aleyhi ve sellem'e ittibâ ile yükümlü tutuluyorsa, ehli sünnet olduğunu iddia eden, ehli sünnet akidesi, ehli sünnet yolu, ehli sünnete davet gibi kavramları diline dolayan kimselerinde hayatlarında, metod ve uygulamalarında ehli sünnet gibi düşünüp, hükümlerini ehli sünnetin tesbit ettiği kaideler üzerine bina edebilmeleri bir zorunluluktur.
Hakikatte hârici olan bazı davetçilerin, derslerinde, vaazlarında ehli sünnetin yolu, ehli sünnetin akidesi, ehli sünnete davet gibi kavramlar kullanmasına aldanmamak gerekir. Bu ifadelerin bu insanların hayatında ve davetlerinde somut bir karşılığı yoktur. Bu kavramları dilinden düşürmeyen, bu kavramları süsleyip insanlara sunarak insanların zihnini bulandıran, vaazlarını bu kavramlar üzerine bina etmesine rağmen hayatında, metodunda ve uygulamalarında bunların somut bir tezahürünü ortaya koyamayan kimseler hem kendilerini hem de onlara değer verip, itibar edenleri aldatmaktadır
без подписи
Unutulmuş Tedaviler İbn Qayyım (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: "Hastalığın en büyük tedavilerinden bazıları şunlardır: İyilik yapmak, ihsanda bulunmak, zikir, dua, huşu ile yalvarmak, Allah'a yakarmak ve tövbe etmektir. Bu amellerin hastalıkları defetme ve şifaya kavuşmadaki etkisi, doğal (maddi) ilaçlardan çok daha büyüktür. Ancak bu; kişinin ruhsal hazırlığına, bunu kabul etmesine, bu amellerin fayda vereceğine olan inancına bağlıdır." Zâdü'l-Meâd (4/132) 🌸 Hastalığın ortadan kalkmasının (iyileşmenin) sebeplerinden.. Ebû Bekir el-Habbâzî -Allah ona rahmet etsin- şöyle anlatıyor: "Ağır bir hastalığa yakalanmıştım. Salih bir komşum halimi gördü ve bana şöyle dedi: — Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şu sözüyle amel et: 'Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin.' Mevsim yazdı, ben de bolca karpuz satın aldım. Bir grup fakir ve çocuk toplanıp yediler, ardından ellerini Allah'a açıp iyileşmem için bana dua ettiler. Vallahi, sabaha erdiğimde Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın lütfuyla tam bir afiyet (sağlık) içindeydim." Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ (18/44)
Elhamdulillah..