Zümer Medya
Статистика"...Gözler kör olmaz. Asıl kör olan sinelerdeki kalplerdir." | Hac, 46
- Последний пост
- 14 авг.
- Последнее чтение
- 15 авг.
- Постов за неделю
- 3
- Всего постов
- 24
- Тип
- открытый
- Язык
- турецкий
- Категория
- Религия (по похожим)
- В каталоге с
- 13 авг.
- 1/24сутки в ленте
- 178
- 1/48двое суток
- 203
- 1/72трое суток
- 220
Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.
Посты
"فَصَلَّى اللهُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ، كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ، وَغَفَل عَن ذِكْرِهِ الغَافِلُونَ ،وَصَلَّى اللهُ عَلَيْهِ فِي الأَولِينَ" "Zikredenler O’nu andıkça, gafiller de O’nun zikrinden gafil kaldıkça; Allah Teâlâ Nebimize salât eylesin."
«يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ أسْتَغِيثُ، أصْلِحْ لِي شَأنِي كُلَّهُ، وَلَا تَكِلْنِي إلَى نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ» "Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah'ım! Rahmetinle yardım dilerim. Bütün işlerimi ıslah et ve beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsime bırakma."
Deniz hırçınlaştığında yüzmeye çalışmak insanı tüketir. Bazen elden gelen tek şey, çırpınmayı bırakıp kendini o denizin akıntısına, yani teslimiyete bırakmaktır. Ve bil ki, savrulduğun, savrulmaktan yorulduğun yerde yapman gereken şey, yalnızca elden gelen şeydir.. Çırpındığında ise yorulursun ve sadece boğulursun. Kendini bıraktığında ve teslimiyete sarıldığındaysa, belki de dalgalar seni limana ve emâna sürükleyecektir.. Denizin Rabbine teslim ol..
Küçüklüğüne rağmen kalp, dünyâdan ve içindeki her şeyden daha ağır geliyor rûha bir zaman sonra. Her şeyden daha yorucu, daha yıkıcı, daha zâlim.. Kalbi taşımak dağları taşımak kadar ağır geldiğinde insana kaçacak hiçbir yeri kalmıyor artık. Kendinden bile kurtulmak için, Rabbine kavuşacağı Cenneti umarak işleyeceği sâlih amelinden başka.
"Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Mü'minlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir." (Tevbe, 128) ____ "فَصَلَّى اللهُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ، كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ، وَغَفَل عَن ذِكْرِهِ الغَافِلُونَ ،وَصَلَّى اللهُ عَلَيْهِ فِي الأَولِينَ" "Zikredenler O’nu andıkça, gafiller de O’nun zikrinden gafil kaldıkça; Allah Teâlâ Nebimize salât eylesin."
"Mümine yakışan, güne ancak tövbe ile başlamak ve günü yine ancak tövbe ile bitirmektir. Zira ölümün kendisini sabah mı yoksa akşam mı ansızın yakalayacağını bilemez. Tövbesiz sabahlayan veya akşamlayan kimse büyük bir risk altındadır. Çünkü Allah’ın huzuruna tövbe etmeden çıkmaktan ve zalimlerin arasında haşrolunmaktan korkulur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Kim tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” " (Hucurât, 11) [Latâifü’l-Meârif | İbn Receb el-Hanbelî]
أكبر خسارة .. أن يفقد المسلم نقاءه. "En büyük kayıp... Bir Müslümanın saflığını/temizliğini kaybetmesidir."
Rasûlullah ﷺ'e duyulan özlem ve hasret bâbı: Rasûlullah ﷺ dedi ki: “Ümmetimden beni en çok sevenlerin bir kısmı; benden sonra gelip âilesini ve malını fedâ ederek beni görmüş olmayı isteyecek olanlardır.” [Sahîh-i Muslim, 2832] اللهم صل وسلم على نبينا محمد...
видео или голосовое, без подписи
لكن سترت معايبي ومثالبي وحلمت عن سقطي وعن طغياني "Sen ayıplarımı ve kusurlarımı örttün, Hatalarıma ve taşkınlıklarıma karşı sabır gösterdin." فلك المحامد والمدائح كلها بخواطري وجوارحي ولساني "Bundan dolayı bütün hamd ve övgü sanadır. Gönlümle, bedenimle ve dilimle..."
"Kimi zaman Allah, kaderini gerçekleştirmek için basiretini senden alır. Olay vuku bulduktan sonra insanın aklı başına gelir ve kendini suçlayarak 'Aklım neredeydi?' diye sorar durur. Hâlbuki akıl ihtiyatlı bir bekçi değil, bir emir kuludur. Allah, kendi takdirinin senin aşılmaz sandığın önlemleri aşabilmesi için basiret ışığını bilerek söndürür. Ne zaman ki yazılan kader gerçekleşip yerini bulur; o zaman Allah sana basiretini geri verir. Sen de ilahî takdirin heybeti karşısında hayretler içinde kalır ve yine: 'Aklım neredeydi?' diye sorarsın. Aklın, önüne geçemeyeceğin bir kaderin hükmünü yerine getirmek üzere Yaratıcısının elindeydi."
Âişe radıyallâhu anhâ’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Ey insanlar… Mü’minlerden her kimin başına bir musîbet gelirse, benden başkasıyla uğradığı o musîbetine karşı, (vefâtımı hatırlayıp) benimle teselli bulsun. Çünkü benim ümmetimden hiç kimse, benden sonra benim musîbetimden daha şiddetli bir musîbetle karşılaşmayacaktır.» [İbn Mâce, 1599] اللهُمَّ صَلِّ وسَلِّم على نَبِيِّنا مُحَمَّد...
İmtihânını kerih görme. Zira nice imtihân, kalbini Rabbinden başka her şeye bağlılıktan ve güvenden sıyırarak, onu yalnızca Rabbine bağlılıkla doldurman için bir fırsat olarak sana gelmiştir. İmtihânlarını kerih görme.. Bilakis onlardaki hikmeti gör, gizlenen ibreti gör.. Ve başındaki sıkıntıyı, kalbinin yalnızca Allah’a yönelmesi, yalnızca O’nun sevgisiyle ünsiyet ve huzur bulması, yalnızca O’nun beraberliğiyle sükûnet tatması ve yalnız O’nun yakınlığında güven bulması için gelen bir fırsat bil. İmtihân edilmendeki hikmeti düşün.. Onunla neden sınandığını düşün.. Eğer bunu tefekkürün hakkıyla tefekkür edersen, onda gizli olan sebebin; kalbin yaratılmış her şeyden arınıp, Yaratıcısına kusursuz, saf, hâlis bir bağlılıkla bağlanması olduğunu görürsün. Başına sıkıntı geldiğinde O’na yöneldiğin ânları hatırla, O’na nasıl yalvardığını, gözyaşlarınla mihrâbını ıslattığını, kalbinin acısını O’na O’ndan rahmetini umarak arz ettiğin ânları hatırla.. O ânlardaki ihlâsının, duânın, yakarışının ve tevbenin lezzetini hatırlamak sana bir ânlık musîbetin acısını unutturur da o ânlarına özlem duyarsın. İşte senin münâcât, yakarış ve muhtaçlık içindeki bu hâlin, Allah subhânehu ve teâlâ’ya da, senin rahatlık içinde ama O’ndan gâfil olmandan daha sevimlidir. “Ey sen, neden seni Bize çağırıyoruz, sen ise bizden kaçıyorsun?! Sana nimetler bahşediyoruz, sen ise onlarla meşgul oluyor ve Bizi unutuyorsun! Bu yüzden sana belâlar yağdırıyoruz ki Bize dönesin! Kapımızda durasın, Biz de senin içten yakarışını işitelim! (Bil ki) belâ, seni Bizimle bir araya getirir; âfiyet ise seni nefsinle bir araya getirir.” [İbn Receb, Nûru’l-İktibâs 3/175] Bil ki belâ, seni Allah ile bir araya getirir.. İşte göreceğin hikmet buradadır..
Kalbin mutmain olması mutlu olmasından daha önemlidir. Çünkü mutluluk geçicidir, ama mutmainlik musibet ve hastalıklara rağmen daimidir ve mutmain olmanın en büyük sebebi Allah’ın عذ وجل zikridir; “Dikkat edin kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.” (Rad, 28)
Sıkıntın büyüdüğü, zihnindeki düşünceler karışıp seni âciz bıraktığı, dile dökemediğin yükler kalbinde ağırlaştığı ve nefesin içinde düğümlendiği zaman.. canını yakan bu acı üzerinde çok düşünme.. Fakat gözlerini kalbinle semâya kaldır ve Rabbinin buyruğunu hatırla: «Allah, hiç kimseye gücünün yetmeyeceğini yüklemez..» Başına gelen şey ne kadar büyük olursa olsun, sen onun karşısında kendini yıkılmış, tükenmiş, bitmiş hissetsen bile.. bu senin gücün dahilindedir, bir zerre bile aşmayacaktır. Allah seni senden daha iyi bilir, sana senden daha merhametlidir ve sana seni sevdiğini söyleyenden bile daha şefkatlidir… O sana, senin taşıyamayacağını yüklemeyeceğini vaad etmiştir. Fakat bununla birlikte O sana sıkıntı karşısında sabretmeni emretmiştir.. Sen bunu kaldırabileceğin için bununla sınandın. Yıkılsan da, yansan da, ölümü yudumlasan da.. Eğer gece uzarsa.. ve rahmetten yana ümidin kırılırsa.. o zaman sabra daha da sarıl, musîbetteki ecrini hesâb et ve her bir sebât anına karşılık elde ettiğin sevâbı düşünerek kalbine itminân ver. Çünkü kul, ameli ve gayretiyle mükâfâtlandırıldığı gibi, sabrı, sükûnu ve sessizliği ile de mükâfâtlandırılır. Allah, kulunun kendisi uğrunda çektiği sıkıntıyı boşa çıkarmaz.. Allah kulunun O’nun rızâsı için katlandığı hiçbir acıyı, zâyi etmez.. Bil ki musîbette asıl sabır, sabretmeye sabredebilmektir.. Sabretmeye sabretmek, tâ ki Allah rahmetiyle hâlini düzeltene dek. O dilemedikçe hiçbir şeyi değiştiremezsin.. Elinde sabretmekten başka ne vardır? Ya bu sabrı teslimiyet ve rızâ zînetiyle süslersen Allah indindeki seçkinliğini düşün.. Sen ise belâ içinde de olsan veya sabretsen de, yaptığın hiçbir şeyi kendi gücünle değil, yine ancak O’nun sana yardımı ve mededi ile yaparsın.. Sabrın bile O’nun ikrâmıdır, öyleyse O’ndan sana sabretmeyi öğretmesini ve kalbini O’nunla, O’nun sevgisi ve rızâsıyla doldurmasını iste, tıpkı seni kurtarmasını istediğin gibi.. Sen, sadece sıkıntının sona ermesini bekleme… Bilakis o geçip gittiğinde, daha sebâtkâr, Rabbine daha yakın ve daha temiz bir hâlde olmanı, yüzünde sabredenlerin nûrunu taşıyarak ondan çıkmayı bekle. İşte o zaman yol senin için aydınlanır ve sabredenlerin derecesine yükselirsin. İşte o zaman bütün hüzünler ve ıstıraplar bir kenarda kalır ve sana sabrının, teslimiyetinin, tevekkülünün ve münâcâtlarının lezzeti kalır.. «Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. • Büyüklük ve azamet, göklerde ve yerde yalnız O’nundur..»
İlim ehlinden yahut cihâd ehlinden, iki gruptan biriyle birlikte olmayan bir mü’min bu dünyâya nasıl tahammül edebilir ki?.. Bunlar mü’minin yaşantısının dışında kaldığı zaman ‘gaflet’ büyür, bu kaçınılmazdır. Kulu gafletten koruyan iki yol vardır, bunlar üzerinde düşünen kimse akıl sâhiplerini bu iki yoldan birinde bulur: -Allah’ın kelimesini yüceltmek için Kur’ân’ın ve Sünnet’in hedyinde sıdkla talep edilen ilim, -Allah’ın kelimesini yüceltmek için Allah yolunda tam bir ihlâsla verilen mücâdele ve cihâd. İşte Mü’minde basîreti genişleten bu iki azîm yol, onun sâfiyetinin ve sebâtının menbaıdır. Bunlar dışında kalan âleme bir bak? Gaflet hissi seni kaplayacaktır.. Fakat ilim meclislerini görmenin, Allah yolunda ayaklarını tozlayanları görmenin nefsine girdirdiği sevinci, gururu ve heybeti düşün.. İşte hissettiğin o duygudur ‘hayât’, ‘diri olmak’ anlamına gelen.. Hayât, ya seni Allah’a yakınlaştıran faydalı ilimle vakti mamûr etmek ya da seni O’na yakınlaştıracak bir yolda mücâdele etmekten başkasında mıdır? Bu ikisinin dışında bir yaşam ben bilmiyorum, bu ikisinin dışında ‘yaşamak’ nasıl olur, bilmiyorum.. Kalbi Allah’ı gerçekten özleyen, tâ ki O’na kavuşana dek, bu dünyâda da O’na en yakın olduğu yolları seçer.. Kulu, ‘yalnızca Allah ile’ meşgul eden şeyler onun hayâtı ve diriliğidir. Fitnelerin şiddeti ve fesâdın gürültüsü içinde gerçek hayât, kalbin uyanıklığı ve rûhun canlılığı; yalnızca bizi Allah’a sürükleyen sözde ve ameldedir.. «Ey îmân edenler.. Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun.. Onlar sizi, “size hayât verecek” şeylere çağırdığı zaman..» Enfâl: 24 Belki de bu kadar ölgün hissetmemiz, tercihlerimizin, ‘bize hayât vereceği’ vaad edilen şeyler olmamasından kaynaklı..
"Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Mü'minlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir." (Tevbe, 128) ____ "فَصَلَّى اللهُ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ، كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ، وَغَفَل عَن ذِكْرِهِ الغَافِلُونَ ،وَصَلَّى اللهُ عَلَيْهِ فِي الأَولِينَ" "Zikredenler O’nu andıkça, gafiller de O’nun zikrinden gafil kaldıkça; Allah Teâlâ Nebimize salât eylesin."
Hüznün olumsuz etkileri sadece psikolojik değildir. Aksine şiddetli hüzün akla/zihne etki edip ilmi zayıflatabilir, bilgiyi silebilir, bildiğini unutturabilir.. Hıfzda önde gelen isimlerden Suheyl ibn Ebî Sâlih hadis hâfızlarının büyüklerindendi ve hadis imâmıydı. Fakat kendisine şiddetli bir hüzün isâbet edip derin bir üzüntüye kapılınca, hafızası etkilenmiş ve pek çok ezberini unutmuştur. Ali ibnu’l-Medînî şöyle demiştir: “Suheyl’in erkek kardeşi vefât ettiğinde Suheyl onun için çok büyük bir hüzünle hüzünlendi, bu da onun hadislerin çoğunu unutmasına sebep oldu.” Bu nedenle Müslümanın hüzünden korunmak için sık sık duâ etmesi şerîatte meşrû kılınmış/emredilmiştir. Enes radıyallâhu anh uzunca gelen bir hadisin bir bölümünde şöyle demiştir: “Allah’ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e, seferde her konakladığında ben hizmet ederdim. Onun (sallallahu aleyhi ve sellem) çoğu zaman şöyle dediğini işitmişimdir: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ…» «Allah’ım, kederden ve hüzünden Sana sığınırım...» [Buhârî 2893] #dualar
لا يجب للعاقل أن يغتم لأن الغم لا ينفع وكثرته تزري بالعقل. ولا أن يحزن لأن الحزن لا يرد المرزئة ودوامه ينقص العقل. ابن حبان | روضة العقلاء ١٩/١ Akıllı insan, derin bir kederle kederlenmemelidir. Çünkü keder faydasızdır ve fazlası aklın değerini giderir. Ayrıca hüzünlenmemelidir, zira hüzün musîbeti ortadan kaldırmaz ve sürekliliği aklı zayıflatır. İbn Hibbân | Ravdatu’l-Ukalâ 1/19
Abdullah b. Amr radıyallahu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Ey Abdullah, filân kimse gibi olma! Çünkü o gece ibâdetine devam ederken, sonra geceleri ibâdet etmeyi terk etti.» Buhârî 1152 Gece kıyâmı/ibâdeti ile, genel olarak teheccüd namazı kastedilmiştir. Fakat geceleyin okunması âdet edinilen Kur’ân, zikir, istiğfâr ve duâ da gece kıyâmıdır/ibâdetidir. Hadiste; ibâdette devâmlılığın önemine ve yapılan bir sâlih amelin terk edilmemesine işâret vardır. Amelin, velev ki çok az da olsa, sürekli yapılanı ve terk edilmeyeni fazîletlidir. Gece ibâdeti de nâfile ibâdetlerin en fazîletlisidir.