tgindex
Ömer Faruk Saban

Ömer Faruk Saban

Статистика

Davet Minberi: https://www.youtube.com/@DavetMinberi/videos Hadis Ehli: https://www.youtube.com/@hadisehli2 İletişim: hanne.faruk.1990@gmail.com

Последний пост
14 авг.
Последнее чтение
14 авг.
Постов за неделю
2
Всего постов
56
Тип
открытый
Язык
und
Категория
Видео
В каталоге с
13 авг.
Подписчики
1 069
+1 за 4 дн.
Сутки
+1
+0,09%
Неделя
 
Месяц
 
Просмотров на пост
888
40 постов
Вовлечённость
83,1%
к подписчикам
Постов в день
0,3
всего 56
Упоминаний
5
каналов
Охват размещения
оценка
1/24сутки в ленте
243
1/48двое суток
278
1/72трое суток
300

Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.

Посты

  • без подписи

  • Nuh (aleyhisselam) kıssasında Onun gemisinden söz edilirken birçok ayette ‘‘الْفُلْك (gemi)’’ kelimesi kullanılmıştır. Bir ayette ise yine gemi anlamına gelen السَّفِينَة kelimesi zikredilmiştir.   Kamer 13. ayette ise: ‘’Nuh’u tahtalar ve çiviler sahibi üzerinde…

  • Türkiye Halkının Yüzde Kaçı Müslüman? -4-   Yine tekfirde aşırı gidenler diyorlar ki: ‘’Müslüman dediğiniz bu insanların çoğu i’râd (yüz çevirme) küfrüne düşmüşler; Allah’ın dinini öğrenmekten yüz çevirmişler, Kur’ân’a karşı ilgisiz kalıyorlar, hakkı araştırmıyor soruşturmuyorlar, oralı olmuyorlar. Hal böyleyken nasıl bunları cehalet ve taklitleri sebebiyle mazur görüp tekfir etmezsiniz! Allah ayetlerinde açık bir şekilde yüz çevirenlerin kafir olduklarını beyan etmiştir.’’   Deriz ki: Tekfir etmediğimiz kimseler, -bir önceki yazımızda ifade ettiğimiz- kelime-i tevhidin mücmel/kısa manasını bilip kabul ederek İslam dininin/tevhidin aslını gerçekleştirmiş olduklarından, bu yaptıkları küfür olan yüz çevirme (i’râd küfrü) değildir, HARAM OLAN YÜZ ÇEVİRMEDİR.   Bu kimseler hakkı öğrenmekte ihmalkar davrandıkları, öğrenmeyi terk ettikleri, bu noktada bir çabaya girmedikleri için kafir değil, kendilerine vacip/farz olan ilim talebini yerine getirmedikleri için GÜNAHKAR olurlar ve ahirette azabı hak ederler. Tıpkı mesela oruç, ana-baba’ya iyilikte bulunmak farzlarını terk eden kimseler gibi. Yani bu noktada mazur değildirler. Hak ettikleri ceza kafirlere verilen ceza olmadığı için Allah Teala dilerse affeder.   İbnu’l-Kayyim’in (rahimehullah) ‘’et-Turuku’l-Hukmiyye’’ isimli kitabındaki şu sözlerini dikkatlice okuyalım: وأما أهل البدع الموافقون لأهل الإسلام، ولكنهم مخالفون في بعض الأصول كالرافضة والقدرية والجهمية وغلاة المرجئة ونحوهم، فهؤلاء أقسام: …… القسم الثاني: المتمكن من السؤال وطلب الهداية ومعرفة الحق، ولكن يترك ذلك اشتغالاً بدنياه ورئاسته ولذته ومعاشه وغير ذلك، فهذا مفرط مستحق للوعيد آثم بترك ما وجب عليه من تقوى الله بحسب استطاعته، فهذا حكمه حكم أمثاله من تاركي بعض الواجبات، فإن غلب ما فيه من البدعة والهوى على ما فيه من السنة والهدى ردت شهادته، وإن غلب ما فيه من السنة والهدى قبلت شهادته، القسم الثالث: أن يسأل ويطلب ويتبين له الهدى، ويتركه تقليداً أو تعصباً، أو بغضاً ومعاداة لأصحابه، فهذا أقل درجاته أن يكون فاسقاً، وتكفيره محل اجتهاد وتفصيل   “RAFİZİLER, Kaderiyye, Cehmiyye, MÜRCİENİN AŞIRILARI ve benzerleri gibi İslam ehline muvafık olan, lakin bazı asıllarda onlara muhalefet eden bid’at ehline gelince, bunlar birkaç kısımdır: ……   İkinci Kısım: Soru sorma, hidayeti isteme ve hakkı bilme imkanı olan, ancak dünyasıyla, yöneticiliğiyle, zevkiyle, geçimiyle ve başka şeylerle meşgul olduğu için bunu terk eden (cahil) kimsedir. Bu kimse ihmalkar davranan, tehdidi hak eden ve kendisine vacip olan ‘gücü yettiğince Allahtan korkma’yı terk etmesi sebebiyle GÜNAHKAR olan biridir. Bu kimsenin hükmü, kendisi gibi bazı vacipleri terk eden kimselerin hükmü gibidir. Şayet kendisinde bulunan bid’at ve heva, kendisindeki sünnet ve hidayete galip (baskın) gelirse şahitliği geri çevrilir (kabul edilmez.) Şayet kendisindeki sünnet ve hidayet galip gelirse şahitliği kabul edilir.   Üçüncü kısım ise, kişinin soruşturup, talep edip KENDİSİNE HİDAYETİN (DOĞRU YOLUN) BELLİ OLMASI, ancak taklid veya taassub ettiği veya hidayet sahiplerine karşı buğz ve düşmanlık ettiği için hidayeti terk etmesidir. Bu kimse en azından FASIKTIR. Tekfir edilmesi ise İCTİHAD VE TAFSİL (ayrıntıya gitme) yeridir.”   Binaen aleyh, -alimlerin de açıkladığı üzere- küfür olan yüz çevirme, kendisiyle İslama girilen dinin aslını öğrenip yerine getirmekten, yani İslam dininden tamamıyla yüz çevirmektir.

  • 9 авг.535176

    Türkiye Halkının Yüzde Kaçı Müslüman? -3-   Tekfirde aşırı gidenler diyorlar ki: ‘’Müslüman dediğiniz kimseler tağutu reddetmemişler. Hatta pek çoğu tağut kelimesini hayatında hiç duymamış, ne demek olduğunu bilmiyorlar. Hal böyleyken nasıl müslüman olsunlar!’’   Cevaben deriz ki: Bir kimse kelime-i tevhidin; ‘’Allah’tan başka ibadet edilecek hiçbir varlık yoktur, tek ilah Allah’tır, yalnızca Ona ibadet edilir, Ondan başkasına yapılan ibadeti yani şirki reddediyorum’’ anlamındaki mücmel/kısa manasını bilip kabul ettiğinde İslam’a girişin şartı olan ‘’tâğut’u reddetme’’ şartının aslını yerine getirmiş olur. Zira malum olduğu üzere tağut: ‘’Allah’ın dışında kendisine ibadet edilen ve bundan razı olan’’ demektir. Bu kimse bu ikrarıyla tağuru reddetmiş, İslam dininin/tevhidin aslını gerçekleştirmiş olur.   Bundan sonra eğer kişi yazımızın ilk bölümünde zikrettiğimiz maddelerden birini işlerse mürted olur.   Bizim mevzubahis ettiğimiz kimseler ise o maddelerden birine dahil olmayan, kanun koyma ve hükmetme yetkisinin sadece Allah’a ait olduğuna inanan, İslam şeriatının hakim olmasını isteyen, demokrasiyi laikliği küfür kanunlarını reddeden, bunlarla yönetilmeyi kabul etmeyen, İslam’ın hükümlerine boyun eğen, Allah ve Rasulüne itaat etmenin, Onun indirdiğiyle hükmetmenin vacip olduğuna inanan kimselerdir. Bu kimseler hiç şüphesiz tağutun cinsini; genel olarak tağutu inkar etmiş, kelime-i tevhid’in ‘’ilim’’ şartını ve özellikle de hakimiyyet tevhidinin aslını temelini gerçekleştirmişlerdir. Bunun ötesinde tevhid ve şirkin ayrıntılarını, nelerin ibadet olup Allahtan başkasına sarfedildiğinde şirk olacağını, falanca şahısların tağut olduklarını bilmeden veya tevilleri/şüpheleri veyahut alim ve davetçileri taklid etmeleri sebebiyle büyük şirk dediğimiz bir fiili işlediklerinde ‘’tağutu reddetme’’ şartının bozulması gerekmez.   Diğer itiraza gelince; Bazıları bunu sokak röportajları yayınlayarak da çok kez ileri sürüyorlar, diyorlar ki: ‘’Bakın, halka soruyoruz, tağutun anlamını bilmeyi bırak, daha tağut kelimesini hayatlarında duymamışlar. Bu insanlara nasıl müslüman denilebilir!’’   Deriz ki: Tağutu reddetmekte önemli olan, kişinin bunu yukarıda ifade ettiğimiz şekilde fiilen gerçekleştirmesidir. Müslüman olması için tağut diye bi kavram duymuş olması ve ne anlama geldiğini bilmesi şart değildir. Hâfız el-Hakemî (rahimehullah) ‘’Meâricu’l-Kabûl’’ (1/377) isimli eserinde şöyle demiştir:   “Lâ ilâhe illallâh’ın şartlarını gerçekleştirmiş nice insan var ki, kendilerinden bu şartları saymaları istendiğinde doğru düzgün sayamaz. Nice insan da var ki, bu şartları çok iyi ezberlemiş olmasına rağmen buna aykırı eylemlerde bulunmaktadır.”   Bir sonraki yazımızda ‘’Bu insanlar Allah’ın dinini öğrenmekten yüz çevirmişler, i’râd (yüz çevirme) küfrüne düşmüşler’’ itirazına cevap vereceğiz inşaallah.

  • 8 авг.495136

    Türkiye Halkının Yüzde Kaçı Müslüman? -1-   Toplumdaki ateistler, deistler, agnostikler, İslam’dan başka bir dine mensup olanlar, İslam dininin doğruluğunda şüphe eden kararsız kalanların dışında aşağıda sayacağımız kimseler, kendilerine müslüman deseler de…

  • Bir Cuma Nasihati (Kehf 109) https://youtu.be/Go39RzqS0YI?si=836veR0a2chcruH2

  • Akdeniz'den Nahl 14. Ayet https://youtu.be/553liCvhgRo?si=QSsQN9Sq0ElAdV-v

  • 4 авг.8622013

    Türkiye Halkının Yüzde Kaçı Müslüman? -1-   Toplumdaki ateistler, deistler, agnostikler, İslam’dan başka bir dine mensup olanlar, İslam dininin doğruluğunda şüphe eden kararsız kalanların dışında aşağıda sayacağımız kimseler, kendilerine müslüman deseler de, namaz da kılsalar v.s. İslam’a göre, Kur’ân’ın açık ayetlerine göre müşrik, kafirdirler.   - İslam şeriatının hakim olmasını istemeyip demokrasi ve laiklikle, beşerî küfür kanunlarıyla yönetilmek isteyenler.   - Atatürk ilke ve inkılaplarını benimseyenler.   - Herkesin dinden özgür bir şekilde düşünüp batıl fikirlerinin propagandasını yapabilmeleri, münkerlerin toplumda engellenmemesi suç sayılmaması, özgürce yaşayabilmeleri düşüncesinde olan, bunu doğru gören liberaller.   - Devletin bütün dinlere eşit mesafede durması, müslüman ve gayri müslim vatandaşların her şeyde mutlak olarak eşit kılınıp aralarının ayrılmaması gerektiğine inananlar.   - Bunları getirdi diye Atatürk’ü sevenler.   - Allah’ın kesin ve apaçık olan bir hükmünün uygulanmasını bununla hükmedilmesini istemeyip ona aykırı bir kanunun hakim olmasını isteyenler.   - Allah’ın kesin ve apaçık olan bir hükmüyle hükmetmenin şu zamanda elverişli olmayıp bu çağa uymadığına, beşerî küfrî bir kanunun Allah’ın hükmünden daha iyi, bu zamana daha uygun olduğuna, beşeri kanunla hükmetmenin daha doğru, insanların ihtiyaçlarını karşılamada daha yeterli olduğuna inananlar veyahut beşeri kanunu Allah’ın hükmüyle eşit görenler, bununla hükmetmenin caiz olduğuna inananlar.   - Allah’ın hükmüne buğz eden, beğenmeyenler.   - ‘’Eğer halkın çoğunluğu İslam şeriatını isterse İslam şeriatı uygulanmalı, ama bunun dışındaki bir hükmü/yönetimi isterse o hakim olmalı’’ diye düşünenler.   (Buraya kadar saydığımız kimseler, Allah Teala’ya kayıtsız şartsız egemenlik yetkisinde, insanlar için bağımsız olarak kanun koyma, hüküm çıkartma, yasak-serbest belirleme sıfatında ortak koşan kimselerdir. Örnek olarak Nisa 60-65, Maide 50 ve öncesindeki ayetler, Nur 47-51. ayetlere bakınız.)   - Allah’a, dinine, şeriata, İslam’ın şiarlarına, kutsallarına sövenler, hakaret edenler ve bunlarla alay edenler.   - Sünneti tamamen reddeden, bütün hadisleri inkar eden, hiçbirini kabul etmeyen kimseler.   - Dinde zorunlu olarak (herkes tarafından) bilinen, sahabeden bu yana nesillerin birbirlerine öğrettikleri, nakledegeldikleri ve bu zamana kadar uygulayageldikleri dinin kesin ve apaçık bir farzını, bir İslam şiarını veya bir haramı inkar edenler. - Namazı tamamen terkeden, hayatında hiç namaz olmayan kimseler (bu konu ihtilaflıdır…)   UYARI: Bu maddeleri insanlara uyarlarken hatalar yapılabilir, zannedilebilir ki ‘’falanca kimse şu maddeye girdiği için kafirdir’’, ama doğrusu o maddeye dahil değildir. Bu yüzden birileri tekfir edilmeden önce ilmine güvenilen, tekfirde aceleci davranmayan ehil kimselere sorulmalıdır. Devam edecek inşaallah...

  • 1 авг.886103

    Nuh (aleyhisselam) kıssasında Onun gemisinden söz edilirken birçok ayette ‘‘الْفُلْك (gemi)’’ kelimesi kullanılmıştır. Bir ayette ise yine gemi anlamına gelen السَّفِينَة kelimesi zikredilmiştir.   Kamer 13. ayette ise: ‘’Nuh’u tahtalar ve çiviler sahibi üzerinde taşıdık’’ denilmiştir. Neden ‘’gemi üzerinde’’ denmemiştir? (Video süresi 2:45)   https://www.youtube.com/watch?v=2BsVwiv8dS4&t=3s

  • 1 авг.829133

    Nuh 17:   وَاللَّهُ أَنبَتَكُم مِّنَ الْأَرْضِ نَبَاتًا   "Allah, sizi (ilk babanız Adem’i) yerden (topraktan) bir bitki gibi bitirdi."   Ayette ‘’sizi yarattı, var etti’’ yerine ‘’bir bitki gibi bitirdi’’ denerek insanın yaratılışının bitkinin yaratılışı gibi olduğu, bitkinin yerden bitişine benzediği ifade edilmiştir.   Bitkinin meydana gelmesi için önce tohum yerin karanlığına ekiliyor. İnsanın meydana gelmesi için de meni rahmin karanlığına atılıyor. Sonra bitki yerin içinde bir takım merhalelerden geçtiği gibi insan da bir takım merhalelerden geçerek oluşuyor.   Nasıl ki bitki küçük olarak ortaya çıkıyor, günbegün gelişip büyüyor, ondan elde edilen tohumla başka bitkiler bitiyor, sonra kuruyup yok oluyor. İnsan da böyle; bebek olarak çıkıyor, yavaşça gelişiyor, güçleniyor, menisinden başka insanlar yaratılıyor, sonra yaşlanıp ölüyor, ortadan kayboluyor.

  • Nasibse bazen yazılı bazen videolu Kur’ân-ı Hakîm’den ince manalar, çok hoş işaretler paylaşacağım. Rabbim, Kur’ân’a olan muhabbetimizin ve onu okumaya, anlamaya ve üzerinde tefekkür etmeye şevkimizin artmasına vesile kılsın. Bu konuda geçmişte yayınlanan…

  • Nisa 75. ayette: ‘’…Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu kasabadan/şehirden (Mekke’den) çıkar…’’ denilerek zulüm Mekke’ye değil, Mekke halkına nisbet edilmiştir. Halbuki diğer ayetlerde (Enbiya 11, Hacc 45 ve 48, Kasas 58) zulüm kasabaya nisbet edilmiş; ‘’zalim…

  • 31 июл.739112из dosdogruyol

    Şam Ehli Gazve ve Cihad Ehlidir! • Tarık Ebu Abdullah Hoca (حفظه الله)

  • Dünya Müslümanlarının tepkisizliği karşısında Gazze ve Batı Şeria'da siyonist katliamlar, işgal ve zulüm yeniden artış göstermektedir. Filistin topraklarında yaşananlara kayıtsız kalmayalım. Haberlerini yayalım; kendimizi ve çevremizdeki insanları Filistin…

  • 28 июл.1 543116

    Musa hocamız telegram kanalı açtı: https://t.me/musahoca1 Geçenlerde de X hesabı açmıştı: https://x.com/musaolgac12 Takibe alıp paylaşalım. X platformunda bir tavsiyem de, Hanbeli fıkhından paylaşımlar yapan kıymetli bir dostumun hesabı: https://x.com/mutehanbil

  • 27 июл.1 012175

    İbrahim et-Teymî (rahimehullah) şunları nakletmiştir: خلا عمر ذات يوم ; فجعل يحدث نفسه : كيف تختلف هذه الأمة ونبيها واحد وقبلتها واحدة ؟ فأرسل إلى ابن عباس ; فقال : كيف تختلف هذه الأمة ونبيها واحد وقبلتها واحدة ؟ فقال ابن عباس : يا أمير المؤمنين ! إنما أُنزل علينا القرآن فقرأناه وعلمنا فيم نزل ، وإنه سيكون بعدنا أقوام يقرأون القرآن ولا يعرفون فيم نزل ، فيكون لكل قوم فيه رأي ، فإذا كان لكل قومٍ فيه رأي اختلفوا ، فإذا اختلفوا اقتتلوا قال : فزجره عمر وانتهره ; فانصرف ابن عباس ، ونظر عمر فيما قال ; فعرفه فأرسل إليه ; فقال: أَعِدْ عَلَيَّ ما قلت فأعاده عليه ; فعرف عمر قوله وأعجبه . Ömer (radiyallahu anh) bir gün yalnız kaldığında kendi kendine şöyle düşündü: ‘’Nebisi bir, kıblesi bir olduğu halde bu ümmet nasıl ihtilafa düşer?’’ Bunun üzerine İbn Abbas'ı (radiyallahu anhuma) çağırdı. Ona: ‘’Nebisi bir, kıblesi bir olduğu halde bu ümmet nasıl ihtilafa düşer?’’ diye sordu. İbn Abbas şöyle cevap verdi: ‘’Ey Müminlerin Emiri! Kur’ân bize indirildi, onu okuduk ve hangi sebeple indiğini öğrendik. Bizden sonra ise Kur’ân'ı okuyacak, fakat hangi sebeple indiğini bilmeyecek topluluklar gelecektir. Böylece her topluluğun Kur’ân hakkında bir görüşü olacaktır (hak olan bizim anladığımız diyecektir.) Her topluluğun bir görüşü olunca aralarında ihtilaf edeceklerdir. İhtilaf ettiklerinde ise birbirleriyle savaşacaklardır.’’ Bunun üzerine Ömer, İbn Abbas'ı azarladı, ona çıkıştı. İbn Abbas da oradan ayrıldı. Sonra Ömer, İbn Abbas'ın söyledikleri üzerinde düşündü. Sözlerinin doğruluğunu anladı ve Onu tekrar çağırdı. Dedi ki: ‘’Bana söylediklerini yeniden anlat.’’ İbn Abbas aynı sözleri ona tekrar edince Ömer, onun sözlerini daha iyi anladı ve beğendi. (Ebu Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm; Fedâilu’l-Kur’ân, Sünen Saîd b. Mansûr, Beyhakî; Şuabu’l-Îmân, Hatîb el-Bağdâdî; el-Câmi’. İsnadı Sahih li ğayrih’tir.)

  • 22 июл.1 181203

    Bismillâhirrahmânirrahîm.   Ahmed İbn Teymiyye'den saadetli annesine. Allah onun gözlerini nimetleriyle aydınlatsın, üzerine bol keremini yağdırsın ve onu kadın kullarının ve hizmetçilerinin en hayırlılarından kılsın.   Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.   Size, kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a hamd ederek başlıyoruz. O, hamde layık olandır ve O her şeye gücü yetendir. O'ndan, Nebilerin sonuncusu, muttakilerin imamı Muhammed'e; kulu ve Rasûlüne salât etmesini isteriz. Allah Ona ve âline salât ve selâm etsin.   Size olan mektubum, Allah'ın bazı büyük nimetlerinden, değerli ihsanlarından ve büyük lütuflarından bahsetmektedir. Bunlardan dolayı Allah'a şükrediyor, fazlını artırmasını istiyoruz. Allah'ın nimetleri her geldiğinde artmakta ve çoğalmaktadır. O'nun ihsanları saymakla bitmeyecek kadar çoktur.   Biliyorsunuz bizim şu anda bu beldelerde (Mısır’da) kalmamız ancak zorunlu nedenlerden ötürüdür. Eğer bunları ihmal edersek din ve dünya işlerimiz bozulur. Vallahi sizden uzak kalmayı biz seçmiş değiliz. Şayet kuşlar bizi taşıyabilseydi size gelirdik. Fakat uzakta bulunanın özrü kendisiyle beraberdir. Şayet işlerin iç yüzünü bilmiş olsaysınız siz de -elhamdulillah- şu anda ancak bunu (bizim yaptığımızı) seçerdiniz. Biz burada bir aylığına bile kalmaya karar vermedik. Bilakis her gün kendimiz ve sizin için Allah'tan hayırlısını istiyoruz. Siz de bizim için hayır duada bulunun. Yüce Allah'tan, bizim, sizin ve müslümanlar için hayır ve afiyet içerisinde hayırlı olanı seçmesini isteriz.   Bununla birlikte Allah bize, hayır, rahmet, hidayet ve bereket kapılarından akla gelmeyen ve hayal edilmeyen şeyler açtı. Biz her zaman yolculuk düşüncesindeyiz ve Allah (subhânehû ve teâlâ)’dan hayır istemekteyiz. Kimse bizim dünya işlerinden bir şeyi size yakın olmaya tercih ettiğimizi sanmasın. Hatta din işlerinden bile size yakın olmanın kendisinden daha baskın (daha hayırlı) olduğu bir şeyi size tercih etmeyiz. Fakat burada, ihmal edilmesi durumunda özel ve genel zararlar doğmasından korktuğumuz büyük işler var. Olayın içinde bulunan kimse, uzakta olanın görmediğini görür.   Sizden istenilen, çokça hayır duası etmektir. Çünkü Allah bilir, biz bilemeyiz. O güç yetirir, biz yetiremeyiz. O, gaybları en iyi bilendir. Nitekim Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir: "Allah'tan hayırlı olanı istemesi ve Allah'ın kendisi için takdir ettiğine razı olması Ademoğlunun mutluluğundandır. Allah'tan hayırlısını istemeyi terk etmesi ve Allah'ın kendisi için takdir ettiğine kızması Ademoğlunun mutsuzluğundandır." (Ahmed, Tirmizi)   Tâcir kimse yolculukta iken malının bazısının zayi olmasından korkar ve bu yüzden onu tam olarak tahsil edinceye kadar gittiği yerde kalmaya ihtiyaç duyar. Bizim içinde bulunduğumuz durum ise anlatılamayacak kadar büyüktür. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.   Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi çok çok üzerinize olsun. Ve evde bulunan büyük ve küçüklere, komşulara, akrabalara ve arkadaşlara tek tek selâm olsun.   Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Allah, Muhammed'e, Onun âline ve ashabına salât ve selâm etsin.   (Mecmûu’l-Fetâvâ, 28/48)

  • İbn Teymiyye’nin Mısır’dayken Dimeşk’te Yaşayan Annesine Mektubu   بسم الله الرحمن الرحيم من أحمد ابن تيمية إلى الوالدة السعيدة، أقر الله عينيها بنعمه، وأسبغ عليها جزيل كرمه، وجعلها من خيار إمائه وخدمه. سلام الله عليكم ورحمة الله وبركاته. فإنا نحمد إليكم الله الذي لا إله إلا هو، وهو للحمد أهل، وهو على كل شيء قدير، ونسأله أن يصلي على خاتم النبيين وإمام المتقين محمد، عبده ورسوله؛ صلى الله عليه وعلى آله وسلم تسليماً. كتابي إليكم عن نعم من الله عظيمة ومنن كريمة وآلاء جسيمة نشكر الله عليها، ونسأله المزيد من فضله، ونعم الله كلما جاءت في نمو وازدياد، وأياديه جلت عن التعداد. وتعلمون أن مقامنا الساعة في هذه البلاد إنما هو لأمور ضرورية، متى أهملناها فسد علينا أمر الدين والدنيا، ولسنا -والله- مختارين للبعد عنكم، ولو حملتنا الطيور لسرنا إليكم، ولكن الغائب عذره معه، وأنتم لو اطلعتم على باطن الأمور فإنكم -ولله الحمد- ما تختارون الساعة إلا ذلك، ولم نعزم على المقام والاستيطان شهراً واحداً، بل كل يوم نستخير الله لنا ولكم، وادعوا لنا بالخيرة؛ فنسأل الله العظيم أن يخير لنا ولكم وللمسلمين ما فيه الخيرة في خير وعافية. ومع هذا؛ فقد فتح الله من أبواب الخير والرحمة والهداية والبركة ما لم يكن يخطر بالبال ولا يدور في الخيال، ونحن في كل وقت مهمومون بالسفر، مستخيرون الله سبحانه وتعالى؛ فلا يظن الظانُّ أنا نؤثر على قربكم شيئاً من أمور الدنيا قط، بل ولا نؤثر من أمور الدين ما يكون قربكم أرجح منه، ولكن ثم أمور كبار نخاف الضرر الخاص والعام من إهمالها، والشاهد يرى ما لا يرى الغائب. والمطلوب كثرة الدعاء بالخيرة؛ فإن الله يعلم ولا نعلم، ويقدر ولا نقدر، وهو علام الغيوب، وقد قال النبي - صلى الله عليه وسلم -: ((من سعادة ابن آدم: استخارته الله ورضاه بما يقسم الله له، ومن شقاوة ابن آدم: ترك استخارته الله وسخطه بما يقسم الله له)) والتاجر يكون مسافراً فيخاف ضياع بعض ماله، فيحتاج أن يقيم حتى يستوفيه، وما نحن فيه أمر يجل عن الوصف، ولا حول ولا قوة إلا بالله، والسلام عليكم ورحمة الله وبركاته كثيراً كثيراً وعلى سائر من في البيت من الكبار والصغار، وسائر الجيران والأهل والأصحاب واحداً واحداً، والحمد لله رب العالمين، وصلى الله على محمد وآله وصحبه وسلم تسليماً

  • 2 июл.2 157205

    Yukarıdaki nakillerden anlaşılıyor ki, günümüz selefilerinin zannettiğinin aksine -ki ben de bir selefiyim- keramet dirilere has değildir, ölümle tamamen kesilmez. Öldükten sonra da velilerden kerametler sadır olabilir, keramet babından insanlara faydaları, yardımları olabilir. Lakin tasavvuf ehli bununla beraber, ölmüş bazı velilere, kainatta/dünyada tasarruf etme; bazı şeyleri yapabilme gücü ve yetkisi/görevi verildiğine, belli işleri idare ettiklerine ve uzak mesafelerden çağırılıp yardım istendiğinde, kendilerindeki özel güçle sesleri duyabildiklerine ve gelip yardım edebildiklerine, yetişip insanları sıkıntıdan darlıktan kurtarabildiklerine inanmakta ve bunu velilerin kerameti babından saymaktadır. Halbuki keramet, tasarruftan farklı olup Allah Teala’nın veli kullarına bir ikramı olarak onların üzerinde gösterdiği olağanüstü hallerdir. Yani keramet, -tasarruf gibi- velide bulunan bir özellik/sahip olduğu bir güç ile meydana gelen, o istediğinde gerçekleşen devamlı bir şey değildir. Keramet, velinin hiçbir gücü, tesiri ve fiili olmadan, tamamen Allah’ın fiili olan, dilediği kulları için bazen istisna olarak gösterdiği bir şeydir.

  • 1 июл.1 551146

    4. Sahâbi Sâbit b. Kays (radiyallahu anh) Yemâme savaşında şehit düştükten sonra kızı şunları anlatmıştır:   على ثابتٍ يَومَئِذٍ دِرعٌ نَفيسةٌ فمَرَّ به رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ فأخَذَها، ورأى رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ ‌ثابت ‌بن ‌قيس في منامه فقال: إنِّي لمَّا قُتِلتُ بالأمس مَرَّ بي رَجُلٌ مِنَ المُسلمينَ فانتزع مني درعا نفيسة ومَنزِلُه في أقصى المعسكر، وعِندَ خِبائِه فَرَسٌ يَستَنُّ في طِوَلِه وقد أكفأ على الدِّرعِ بُرمةً، وجعل فوق البرمة رحلا، فأتِ خالِدَ بنَ الوليدِ فأخبره فليَبعَثْ إلى دِرعي فليأخذها، فإذا قدِمتَ المَدينةَ على خَليفةِ رَسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم فأعلمه أنَّ عَلَيَّ مِنَ الدَّينِ كَذا ولي من المال كذا، وفُلانٌ مِن رَقيقي عتيق، وإيَّاكَ أن تَقولَ هذا حُلمٌ فتُضَيِّعَه، فأتى الرَّجُلُ خالد بن الوليد فأخبَرَه، فبَعَثَ إلى الدِّرعِ فوجدها كما ذكر، وقدم على أبي بكر فأخبره، فأنفذ وصيَّتَه، فلا نعلم أحَدًا أُجِيزَت وصيَّتُه بَعدَ مَوتِه غَيرَ ثابت بن قيس.   ‘’O gün Sabit'in üzerinde değerli bir zırh vardı. Müslümanlardan bir adam onun yanından geçti ve zırhı çıkarıp aldı. Ertesi gün müslümanlardan başka bir adam, rüyasında Sabit b. Kays'ı gördü. Sabit ona şöyle demiş:   “Dün öldürüldüğümde müslümanlardan bir adam yanımdan geçti ve benden değerli bir zırh aldı. Onun evi (çadırı) ordunun en uç kısmındadır. Çadırının yanında uzun ipine bağlı bir at vardır. Zırhın üzerine derin bir tencere ters çevrilmiş, tencerenin üzerine de bir semer konulmuştur. Halid b. Velid'e git ve Ona bunu haber ver. Zırhımı almak için birini göndersin. Medine'ye Rasûlullah’ın halifesinin (Ebubekir) yanına geldiğinde de Ona bildir ki; benim şu kadar borcum vardır, şu kadar da malım bulunmaktadır. Kölelerimden falan kişi de hürdür. Sakın bunu bir rüyadır deyip ihmal etme.”   Bunun üzerine o adam Halid b. Velid'e gidip durumu anlattı. Halid, zırhın bulunduğu yere birini gönderdi ve zırhı Sabit'in rüyada anlattığı gibi buldu. Sonra adam Ebubekir'e gidip durumu anlattı. Ebubekir de Onun vasiyetini yerine getirdi (zırhı satıp borcunu ödedi.) Biz, ölümünden sonra vasiyeti geçerli kabul edilip yerine getirilen Sabit b. Kays'tan başka hiç kimse bilmiyoruz.’’ (Taberânî; el-Mu’cemu’l-Kebîr, İbn Ebî Âsım; el-Âhâd ve’l-Mesânî, Hâkim.)