- Последний пост
- 29 июл.
- Последнее чтение
- 15 авг.
- Постов за неделю
- 0
- Всего постов
- 20
- Тип
- открытый
- Язык
- und
- Категория
- Видео (по похожим)
- В каталоге с
- 13 авг.
- 1/24сутки в ленте
- 151
- 1/48двое суток
- 173
- 1/72трое суток
- 186
Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.
Посты
İmam Evzâî (رحمه الله) hakikati asırlar öncesinden haykırmıştır: İman; sadece dilde dolaşan sözlerden ibaret değildir. Kalpte kalan bir iddia da değildir. Hakiki iman; kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve organların salih amelleridir. Bunlar birbirinden ayrıldığında geriye selefin tarif ettiği iman kalmaz. Allah Teâlâ'nın indirdiği din birdir. Nûh'a (aleyhisselâm) emredilen din de, İbrahim'e, Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve son peygamber Muhammed'e (ﷺ) vahyedilen din de aynı tevhid dinidir. Bu din, söz ile ikrar edilen, kalp ile tasdik edilen ve amellerle doğrulanan dindir. Bu sebeple Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse artık onlar sizin din kardeşlerinizdir." (et-Tevbe, 11) Allah, din kardeşliğini yalnızca bir iddiaya değil; tevbe, namaz ve zekât gibi amellere bağlamıştır. Çünkü amel, imanın meyvesidir. Meyvesi olmayan ağacın kurumuş olması nasıl mümkünse, amelsiz bırakılan iman iddiası da aynı şekilde büyük bir tehlikedir. İmam Evzâî (رحمه الله) şöyle öğüt vermektedir: "Sünnete sabret. Selefin durduğu yerde dur. Onların söylediklerini söyle. Yüz çevirdiklerinden yüz çevir. Onlara yeten sana da yeter." İşte kurtuluşun yolu budur. Yeni yollar aramak değil; selefin yürüdüğü dosdoğru yola sarılmaktır. Çünkü hak, insanların çokluğuyla değil; Kur'an, Sünnet ve selef-i sâlihînin anlayışıyla bilinir. Selef hiçbir zaman iman ile ameli birbirinden ayırmadı. Onlar biliyorlardı ki; iman sözdür, ameldir, niyettir ve Sünnet'e uygunluktur. Artar itaatle, eksilir masiyetle. Kim diliyle iman ettiğini söyler, kalbiyle tasdik eder ve bunu salih amellerle doğrularsa işte o, kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa tutunmuştur. Allah Teâlâ bizleri hevâya değil, selefin yoluna; bidatlere değil, Sünnet'e; kuru iddialara değil, salih amellerle doğrulanan sahih imana muvaffak kılsın. Âmin.
без подписи
Fitnelerin çoğaldığı bir zamanda en büyük nimet, dini selametle koruyabilmektir. Ebû Saîd el-Hudrî (رضي الله عنه)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: "Müslümanın en hayırlı malı, dağ başlarında ve vadilerde arkasında dolaştığı koyunları olacak. O, dinine bağlılığı sebebiyle fitnelerden kaçar." (Muvatta, 592; Buhârî, Bedʾü'l-Halk, 15) Bu hadis, dünyadan tamamen uzaklaşmayı değil; dini tehdit eden fitnelerden, bid'atlerden, şüphelerden ve günahlardan uzak durmayı öğütlemektedir. Çünkü mümin için en kıymetli sermaye; malı, makamı ve insanların övgüsü değil, Allah'ın huzuruna sahih bir akide ve sünnete bağlı bir hayatla çıkabilmektir. Bugün birçok insan kalabalıkları, şöhreti ve dünyalıkları kazanmaya çalışırken; gerçek kazanan, dinini kaybetmemek için gerekirse yalnız kalmayı göze alandır. Selef-i Sâlihîn, fitne zamanlarında Kur'ân'a ve sahih Sünnet'e daha sıkı sarılmış, bid'at ehlinden uzak durmuş ve hak üzere sabretmiştir. Çünkü bilirlerdi ki, fitneye yaklaşan çoğu zaman fitneden kurtulamaz; sünnete sarılan ise Allah'ın izniyle kurtuluşa erer. Öyleyse kurtuluş; insanların peşinden gitmekte değil, Allah'ın kitabına, Rasûlü ﷺ'nün sahih sünnetine ve Selef-i Sâlihîn'in anlayışına sımsıkı sarılmaktadır. Allah'ım! Kalplerimizi dinin üzere sabit kıl. Bizi fitnelerin görüneninden de gizlisinden de muhafaza et. Bizi Kitap ve Sünnet üzere yaşat, Kitap ve Sünnet üzere canımızı al ve salih kulların arasına kat. Âmin.
без подписи
"Allah'ım! Zelil hâlimle senin izzetinle istiyorum ki bana rahmet et. Benim zayıflığıma senin kuvvetini (güç vermeni) istiyorum. Fakirliğim sanadır, beni seninle zenginleştir. Bu hatalı, yalancı perçemim senin önündedir. Benden başka kulun çoktur. Benim ise senden başka efendim yoktur. Senden başka sığınılacak ve kurtulunacak bir yer yoktur. Senden miskin birinin istediği gibi istiyorum. Sana boyun eğen, zelil bir kimsenin hâliyle niyâz ediyorum. Sana, korkarak yalvaran bir kimsenin duâsıyla duâ ediyorum. Sana bir köle olarak boyun eğen, nefsini sana teslim eden, gözleri yaşlarla dolmuş ve zelil bir kalple senden istiyorum." ............... #Dua
Enes bin Mâlik el-Ensârî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ'nın duyduğu hoşnutluk (sevinç), sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini ansızın bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır." Buhârî: Kitâbu’d-Daavât, 4, 6309
....İbn Ömer'de rivâyetle, Nebî Sallallahu Aleyhi wa Sellem dedi ki: -Muhakkak ki İslam ğarip olarak başladı ve başladığı ğaripliğe geri dönecek. Ve iki mescidin arasına gire(cektir). (Tıpkı) Yılanın deliğine girmesi gibi. ....Ebi Hureyre'den rivâyetle Nebî Sallallahu Aleyhi wa Sellem dedi ki: -Muhakkak ki, iman Medine'de toplanacaktır. (Tıpkı) Yılanın deliğine girmesi gibi. [Sahihu'l Müslim;135-136]
Sevbân’dan rivayet edildiğine göre -o- dedi ki: Allah’ın Rasulü صلى الله عليه وسلم i işittim diyordu ki: “Dünya ve içindeki hiçbir şey bana bu ayetten daha sevimli değildir.” “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhinde haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, Ğafûr ve Rahîm’dir.” (Zumer, 53) Bir adam dedi ki: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Şirk koşan kimse-yi- de mi?’ Nebî صلى الله عليه وسلم sustu ve sonra üç kez dedi ki: ‘Allah’a şirk koşan müstesna.’ (Tefsîru İbn Ebî Hâtim; 7/18924)
Channel photo removed
İlim; sadece nakil paylaşmak, söz çoğaltmak veya insanların arasında “eser ehliyim” diyerek öne çıkmak değildir. Hakiki ilim, kişiyi Allah’tan korkmaya, sünnete sarılmaya ve bildiğiyle amel etmeye götüren nurdur. Selefin yolu; heva ile konuşmak değil, delil ile konuşmak, bilmediği yerde susmak ve dini Allah ve Rasûlü’nün muradına göre anlamaktır. Bugün birçok kimse birkaç satır nakil ile kendisini ilim ehli göstermeye çalışıyor. Hâlbuki selef âlimleri, bir meselede konuşmadan önce titrer, “Bu sözüm Allah katında bana neye mâl olacak?” diye korkarlardı. Çünkü Allah adına konuşmak büyük bir mesuliyettir. Dini kendi aklına, hevasına veya eksik anlayışına göre yorumlayan kişi; farkında olmadan hakikatten uzaklaşabilir. Sadece yazıları kopyalayıp paylaşmak kişiyi sünnet ehli yapmaz. Sünnet ehli olmak; itikatta, amelde, ahlakta ve yaşayışta Rasûlullah’ın yoluna tâbi olmaktır. İnsanları hakka çağıran kimsenin önce kendisini düzeltmesi gerekir. Zira ilim amel ile güzelleşir. Selef şöyle derdi: “İlim çağırır, amel cevap verirse kalır; cevap vermezse gider.” Bir kimsenin dilinde sürekli selef, sünnet, eser olsa da; hayatında takva, edep, vakar ve sünnete bağlılık yoksa, o sözler sahibine hüccet olabilir. Çünkü Allah katında değerli olan; çok konuşmak değil, ihlaslı olmak ve hak üzere sabit kalmaktır. Bu yüzden müminin yolu; insanlarla uğraşmak değil, önce kendi nefsini ıslah etmektir. Bilmediği konuda susmalı, bildiğiyle amel etmeli, Allah adına delilsiz konuşmaktan sakınmalıdır. Zira selefin yolu; bağırmak, küçümsemek ve gösteriş yapmak değil; tevazu, ilim, amel ve güzel ahlaktır. Allah bizleri hakkı hak bilip ona tabi olanlardan, batılı batıl bilip ondan sakınanlardan eylesin. Bildiğimizle amel etmeyi, bilmediğimiz konuda susmayı ve sünnet üzere yaşamayı nasip etsin. Amin.
Bayram; sadece yeni elbiseler giymek, sofralar kurmak ve dünya sevinci yaşamak değildir. Bayram; tevhidin sevinci, sünnetin izzeti ve müminlerin kardeşliğidir. Çünkü gerçek bayram, Allah’a itaat üzere olanların bayramıdır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kavmin; Allah’a ve Rasûlüne karşı gelen kimselerle sevgi bağı kurduğunu göremezsin…” — Kur'an-ı Kerim Müminin sevgisi de buğzu da Allah içindir. Allah için sever, Allah için dost olur, Allah için uzak durur. Çünkü tevhid sadece “Lâ ilâhe illallah” demek değil; Allah’ın dostlarını dost edinmek, Allah’ın düşmanlık ettiği şeylerden de uzak durmaktır. Sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye geldiğinde insanların eğlendiği iki günü gördü ve şöyle buyurdu: “Allah size onların yerine daha hayırlı iki bayram verdi.” — Sünen-i Ebû Dâvûd İşte Müslümanın bayramı; Allah’ın belirlediği bayramdır. Müslüman izzetini dininden alır, şiarını sünnetten alır. Selef-i salih müşriklerin bayramlarına benzeme konusunda çok şiddetli davranırdı. Çünkü onlar bilirlerdi ki benzeyiş zamanla sevgiye, sevgi de kalpte meyletmeye götürür. Abdullah ibn Mesud Radiyallahu Anh şöyle demiştir: “Sizden kim örnek alacaksa ölmüş olanları örnek alsın…” Çünkü selef; tevhid üzere yaşadı, sünnet üzere öldü ve din konusunda taviz vermedi. Bugün ümmetin ihtiyacı; bayramı sadece tatil görmek değil, tevhidin ve ümmet kardeşliğinin günü olarak görmektir. Fakirleri sevindirmek, yetimleri gözetmek, müminlerle muhabbet etmek ve Allah’a karşı gelen yollardan uzak durmaktır. Allah Azze ve Celle bizleri tevhid üzere yaşayan, sünnete sımsıkı sarılan, sevgisi de buğzu da Allah için olan kullarından eylesin. Müslümanların bayramlarını ümmete izzet, rahmet ve birlik vesilesi kılsın.
عن جرير، قال: بايعت رسو الله صلى الله عليه و سلم على إقام الصلاة، و إيتاء الزكاة، و النصح لكل مسلم، و على فراق المشرك. أو كلمة معناها. Cerir dedi ki: "Namazı kılmak, zekâtı vermek, müslümanlara karşı (samimiyetle) nasihatçi olup müşriklerden uzak durmak şartı ile Rasûlullah'a صلى الله عليه و سلم biat ettim. عن جرير بن عبد الله البجلي، قال: قلت: يا رسول الله، اشتر ط علي. فقال: "تعبد الله ولا تشرك به شيءا،و تصلي الصلاة المكتو بة، و تؤدي الزكاة المفروضة، وتنصح للمسلم، و تبرأ من الكافر." Cerîr b. Abdillah el-Becelî رضي الله عنه dedi ki: Biat etmek istediğim zaman: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bana (biat) şartlarını söyle! Zira hangi şartların koşulacağını sen daha iyi bilirsin" dedim. Rasûlullah صلى الله عليه و سلم : "Sadece Allah'a kulluk eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın..Farz namazları kılarsın, farz kılınan zekâtı verirsin, müslümanlara karşı nasihatçi olup kâfirlerden uzak durursun" buyurdu. Ahmed,el-İman no;349,350 (Sahih)
KÜÇÜK BİR HATIRLATMA… Ebû Dâvud es-Sicistânî’ye: "Senden sonra kiminle oturalım?" diye sorulduğunda, tek kelimeyle cevap verdi: “Kitaplar…” Ne büyük bir nasihat… Çünkü insan, beraber oturduğu kimsenin dini, ahlâkı ve düşüncesinden etkilenir… Her meclis insana bir şey öğretir; ya hakkı öğretir ya da vakti tüketir… Öyleyse kendine sor kardeşim: En çok kiminle oturuyorsun? Seni Allah’a yaklaştıranlarla mı… Yoksa kalbini dünyaya bağlayanlarla mı… Salihlerin kitapları; sana nasihat eder ama senden karşılık beklemez… Seni ilme çağırır ama hevâya sürüklemez… Sessizdirler fakat nice konuşandan daha çok şey öğretirler… Bir kitabı açarsın… Karşında yıllarını ilme vermiş bir imam… Bir muhaddis… Bir fakih… Bir zâhid konuşur… Nice insanlar vardır ki meclisleri kalbi öldürür… Nice kitaplar vardır ki Allah’ın izniyle kalbi diriltir… Bu yüzden ilim ehlinin kitaplarına sarıl… Çünkü bazı dostluklar insanı dağıtır, bazı kitaplar ise insanı toparlar… Kitaplarla oturmayı seven kimse, salihlerle oturmanın kokusunu almıştır… Allah Teâlâ bizleri; vaktini boş meclislerde tüketenlerden değil, ilimle, kitapla ve faydalı nasihatlerle ömrünü ihya eden kullarından eylesin. Âmin.
Kesilmesi gereken bir kurban :) [er-Raddu Ale'l Cehmiyye]
Dostluk, sadece aynı ortamı paylaşmak değildir… Gerçek dostluk; kalbe huzur veren, seni hayra çağıran ve yokluğunda dahi senin iyiliğini isteyen insanlarla kurulur. İnsan hayatında malını, makamını, zamanını kaybedebilir… Fakat sâdık bir dostunu kaybettiğinde, çoğu zaman kendinden bir parçayı kaybetmiş gibi olur. Çünkü gerçek kardeş; bollukta süs, darlıkta sığınak, yalnızlıkta omuzdur. Bugün birçok insan kalabalıkların içinde yalnız… Çünkü dost görünen çok, dost kalan azdır. Menfaat bitince uzaklaşanlar değil; hata yaptığında seni uyaran, düştüğünde elinden tutan, arkandan dua eden insanlar gerçek kardeştir. Ömer bin Hattâb رضي الله عنه’nun sözünde büyük bir hikmet vardır: Doğru insanları kazanmak için emek ver… Çünkü sadık kardeşler tesadüfen bulunmaz; samimiyet, fedakârlık ve güzel ahlâk ile kazanılır. Öyle dostlar edin ki; Seni Allah’a yaklaştırsın… Gıybet meclisinden değil, hak meclisinden yana olsun… Dünya için değil, ahiret için seni sevsin… Çünkü insanın değeri, yürüdüğü yol kadar; yürüdüğü yolun yolcularıyla da ölçülür. Sâdık dost, Allah’ın kullarına verdiği en kıymetli nimetlerden biridir. Onu bulduysan kıymetini bil… Bulamadıysan, önce sen öyle bir dost olmaya çalış…
Zilhicce’nin ilk 10 gününün fazileti hakkında: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: مَا الْعَمَلُ فِي أَيَّامِ الْعَشْرِ أَفْضَلَ مِنَ الْعَمَلِ فِي هَذِهِ. قَالُوا: وَلَا الْجِهَادُ؟ قَالَ: وَلَا الْجِهَادُ، إِلَّا رَجُلٌ خَرَجَ يُخَاطِرُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فَلَمْ يَرْجِعْ بِشَيْءٍ (Başka) günlerde (yapılan) hiçbir amel, (Zilhicce'nin ilk) on gününde (yapılan) amelden daha faziletli değildir! Dediler ki: Allah yolunda cihaddan da mı (faziletlidir)? Dedi ki: (Evet) Allah yolunda cihaddan da! Ancak (Allah yolunda) malını ve canını tehlikeye atarak (cihada çıkan) ve geriye hiçbir şey getirmeyen (şehid olan) kimse müstesna. Sahihu’l Buhari, 969 Nebi sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: ما من أيام أعظم عند الله ولا أحب إليه من العمل فيهن من هذه العشر، فأكثروا فيهن من التهليل والتكبير والتحميد Allah katında bu on gündeki (Zilhicce’nin ilk on günündeki) amellerden daha büyük/faziletli ve O’na (Allah’a) daha sevimli gelen bir gün yoktur. O günlerde tehlili (lâ ilahe illallah), tekbiri (Allâhu ekber) ve tehmidi (Elhamdulillah) artırın. İmam Ahmed Müsned, 6119 Ebu Zerr radıyallahu anh dedi ki; أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان يفضل ثلاث عشرات العشر الأول من ذي الحجة, والعشر الأواخر من رمضان, والعشر الأول من المحرم Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu üç on günü faziletli görmüştür: Zilhicce’nin ilk on günü, Ramazan’ın son on günü ve Muharrem’in ilk on günü. İbn Ebi’d Dunya Fadlu’l Aşr, 8 Said bin Cübeyr rahimehullah dedi ki: ما من الشهور شهر أعظم من ذي الحجة. Zilhicce ayından daha faziletli bir ay yoktur. İbn Ebi’d Dunya Fadlu’l Aşr, 10 “Zilhicce ayından daha faziletli bir ay yoktur.” Bu söz, Zilhicce’nin Allah katındaki büyük değerine işaret eden derin bir hatırlatmadır. Çünkü Zilhicce; ibadetin, teslimiyetin, fedakârlığın ve Allah’a yakınlaşmanın ayıdır. Bu ayın içerisinde öyle günler vardır ki, Allah katında salih amellerin en sevimli olduğu günlerdir. Tekbirlerin yükseldiği, duaların arttığı, sadakaların çoğaldığı, oruçların tutulduğu ve kalplerin Rabbine yöneldiği mübarek vakitler… Zilhicce, yalnızca hacıların değil; bütün müminlerin nasibinin bulunduğu bir bereket mevsimidir. Kimi dua ile, kimi zikir ile, kimi Kur’an ile, kimi tövbe ve istiğfar ile bu günleri ihya eder. Bu ay bizlere, İbrahim Aleyhisselam’ın teslimiyetini, kurbanın manasını ve Allah için fedakârlığın değerini hatırlatır. Dünya meşgalesi arasında kaybolan kalplere yeniden kulluk şuuru kazandırır. Nice insanlar vardır ki ömür boyunca fırsat bekler; nice insanlar da gelen fazilet mevsimlerini fark etmeden geçirir. Zilhicce ise, Rabbine yaklaşmak isteyenler için büyük bir fırsattır. Öyleyse bu mübarek ayı sıradan günler gibi karşılamayalım. Dilimizi zikirle, kalbimizi ihlasla, amellerimizi samimiyetle süsleyelim. Çünkü Allah’ın fazilet verdiği zamanları değerlendirmek, basiret sahibi kulların alametlerindendir.
️قَالَ الْحَسَن البصري : اعْلَمُوا رَحِمَكُمُ اللَّهُ أَنَّ أَهْلَ السُّنَّةِ كَانُوا أَقَلَّ النَّاسِ فِيمَا مَضَى، وَهُمْ أَقَلُّ النَّاسِ فِيمَا بَقَى، الَّذِينَ لَمْ يَذْهَبُوا مَعَ أَهْلِ الإتراف فِي إترافهم، وَلَا مَعَ أَهْلِ الْبِدَعِ فِي بِدَعِهِمْ، وَصَبَرُوا عَلَى سُنَّتِهِمْ حَتَّى لَقُوا رَبَّهُمْ فَكَذَلِكَ فَكُونُوا إِنْ شَاءَ اللَّهُ. [تعظيم قدر الصلاة للمروزي 2/678] Hasen el-Basrî -rahimehullah- dedi ki: “Bilin ki, Allah size rahmet etsin; Muhakkak ki sünnet ehli geçmişte insanlardan en azınlıkta olanlardı. Yine onlar kalanlar arasında da -şimdiki zamanda da- en azınlıkta olanlardır. Onlar refah ehliyle beraber bolluğu yaşamaz, bidat ehliyle bidatlarinde beraber olmaz ve rabbleri ile karşılaşıncaya kadar sünnet üzere kalırlar. Sizde böyle olun inşaallah. ” [ Tâzim'u Kadri's Salah, 2/678 ] Hak yolunun ölçüsü kalabalık olmak değildir. Nice zamanlar olmuştur ki sünnet ehli insanların en azı olmuş, fakat Allah katında en kıymetlileri arasında yer almıştır. Çünkü onlar insanların heveslerine, dünyanın aldatıcı süsüne ve bidatlerin yaygınlığına kapılıp gitmemişlerdir. Sünnet ehli; çoğunluğa göre yön değiştiren değil, delile göre yaşayan insanlardır. Refahın, makamın, dünyanın cazibesinin peşine düşüp dininden taviz vermezler. Bidat yaygınlaştığında ona alışmaz, insanlar yanlışta birleşse bile hakka sarılmayı bırakmazlar. Çünkü onlar bilirler ki kurtuluş; kalabalığa uymakta değil, Kur’an ve Sünnet üzere sabit kalmaktadır. Bazen hak üzere olmak yalnız kalmayı, sabretmeyi, insanların eleştirilerine tahammül etmeyi gerektirir. Fakat sünnet ehli için asıl ölçü insanların memnuniyeti değil, Allah’ın rızasıdır. Onlar Rabbleri ile karşılaşıncaya kadar sünnet üzere sebat etmeye çalışırlar. Bu zamanda da mümin için ihtiyaç olan şey; modaya, hevaya, bidatlere ve dünyevî akımlara kapılmadan hakka tutunmaktır. Sayının azlığı korkutmasın; çünkü hak ehli her zaman çoklukla ölçülmemiştir. Allah Azze ve Celle bizleri Kur’an ve Sünnet üzere yaşayanlardan, hak üzere sabredenlerden, bidatlerden uzak duranlardan ve Rabbine sünnet üzere kavuşan kullarından eylesin. Âmin.
El-Merrûzî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebû Abdullah'a 'Allah için sevmek nedir?' diye soruldu. O da 'Kişiyi dünyalığını umduğun için sevmemen (yalnız Allah için sevmen)dir' diye cevap verdi. [Tabakatu'l-Hanabile 7/34] “Allah için sevmek nedir?” sorusuna verilen bu cevap, kalpteki niyetin ne kadar belirleyici olduğunu gösterir. Ebû Abdullah’ın sözünde işaret ettiği gibi, sevginin ölçüsü menfaat değil, Allah rızası olmalıdır. Kişiyi dünyalık bir beklenti, çıkar ya da karşılık umudu ile sevmek; o sevgiyi safiyetinden uzaklaştırır. Gerçek muhabbet ise, Allah için olan sevgidir. Yani bir insanı; malı, makamı, gücü ya da sana faydası için değil, Allah’a olan bağlılığı, takvası ve salih hali için sevmektir. Böyle bir sevgi, zamanla değişmez; menfaatle bozulmaz, şartlarla sarsılmaz. Dünya menfaatine dayalı sevgiler hızlı başlar ama çabuk biter. Çünkü temeli zayıftır. Fakat Allah için olan sevgi, kalpte kök salar; zaman geçtikçe güçlenir ve sahibini de istikamet üzere tutar. Mü’minler arasındaki kardeşlik de ancak bu tür bir sevgiyle sağlamlaşır Bu anlayış, insanı kalbini arındırmaya ve ilişkilerini ihlas üzerine kurmaya yönlendirir. Kiminle nasıl bir bağ kurduğunu sorgulayan kişi, aslında kendi niyetini de kontrol etmiş olur. Gerçek dostluk ve gerçek muhabbet, Allah için olan sevgidir. Onun dışındaki sevgiler ise çoğu zaman geçici ve kırılgandır. Allah bizleri sevgisi, buğzu ve ilişkileri yalnızca kendi rızasına göre şekillenen kullarından eylesin. Âmin.
العلم قارب النجاة في بحر الفتن... İlim; Fitne denizinde (bir kimse için) kurtuluş sandalıdır... Fitneler çoğaldığında kalpler karışır, hak ile batıl birbirine benzer hale gelir. İnsan neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt etmekte zorlanır. İşte böyle zamanlarda insanı ayakta tutan şey hevâ değil, ilimdir. Çünkü ilim, karanlığı aydınlatan bir nurdur. Kişiyi şüphelerden kurtarır, basireti açar ve doğru yolda sabit kalmasına vesile olur. Cahillik ise insanı dalgalar arasında savrulan bir yaprak gibi yapar; her rüzgâra kapılır, her fitnenin içine düşer. Bu yüzden selef âlimleri ilme büyük değer vermiş, onu sadece bilgi olarak değil, kalbi ve ameli kurtaran bir rehber olarak görmüşlerdir. Gerçek ilim, sahibini Allah’a yaklaştırır ve onu fitneler karşısında sağlam kılar. Mü’minin vazifesi, bu kurtuluş gemisine binmek; yani sahih ilimle kendini donatmak ve onu hayatına tatbik etmektir. Çünkü ilimden uzak kalan kişi, dalgaların arasında kaybolmaya mahkûmdur. Allah bizleri ilimle hidayet bulan, fitnelerden korunmuş ve hak üzere sabit kalan kullarından eylesin. Âmin.
Cundub ibni Abdullah Radiyallahu anh’tan rivâyetle dedi ki: “Biz, ergenlik çağına ermek üzereyken Nebi Sallallahu Aleyhi wa Sellem ile beraberdik. Biz, Kur’ân’ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Sonra Kur’ân’ı öğrendik. (Sonra) Kur’ân sayesinde de imanımız arttı ve güçlendi.” [İbni Mace, 61] Abdullah ibn Mes'ud Radiyallahu anh dedi ki: "İlim isteyen Kur'ân'ana tutunsun. Çünkü onda öncekilerin ve sonrakilerin haberi vardır." [Saîd ibn Mansur,es-Sunen;2984] Ali b. İbrahim dedi ki: Abdurrahman'ın şöyle dediğini işittim: "Babam Fadl b. Şazan Kur'ân'ı öğreninceye kadar hadisle meşgul olmama izin vermedi. Sonra hadis yazmaya başladım." [Siyeru's Selef] -Mü'min bir kimse için, Allah'ın kelamını öğrenmekten daha mühim bir mesele olmamalı !.