tgindex
Müminlerin Yolu

Müminlerin Yolu

Статистика

Menhecimiz, Yalnız İndirilen vahye tabi olmaktır. İşte bu Mü'minlerin yoludur...

Последний пост
13 авг.
Последнее чтение
15 авг.
Постов за неделю
1
Всего постов
20
Тип
открытый
Язык
турецкий
Категория
Видео (по похожим)
В каталоге с
14 авг.
Подписчики
187
+1 за 1 дн.
Сутки
0
0,00%
Неделя
 
Месяц
 
Просмотров на пост
111
20 постов
Вовлечённость
59,4%
к подписчикам
Постов в день
0,1
всего 20
Упоминаний
0
каналов
Охват размещения
оценка
1/24сутки в ленте
31
1/48двое суток
35
1/72трое суток
38

Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.

Посты

  • Bana Zuheyr ibn Harb nakletti, bize Cerir ibn Abdul-Hamid nakletti; A'meş'ten, Musa ibn Abdullah ibn Yezid ve Ebu-Duha'dan, Abdurrahman ibn Hilal el-Absi'den, Cerir ibn Abdullah'ın şöyle rivayet ettiler: ​"(Bir defa) bedevi arablardan bir grup insan Resulullah (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ)yanına geldiler, üzerlerinde (eskimiş) yün elbiseler vardı. O, onların kötü halini gördü, gerçekten de onlara (fakirlikten dolayı) sıkıntı isabet etmişti. Bunun üzerine O, onları sadaka vermeye teşvik etti, ancak onlar bu hususta ağır davrandılar, hatta bu (hal), Onun yüzünden belli oldu. Sonra hakikaten Ensar'dan bir adam bir gümüş kesesiyle geldi, ardından bir başkası geldi; daha sonra ardı arkasına (sadaka getirmek için) birbirleriyle yarışmaya başladılar ve nihayet (bundan hasıl olan) neşe Onun yüzünde görüldü. Resulullah (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ)dedi ki: "Kim İslam'da güzel bir çığır açar ve kendisinden sonra onunla amel edilirse, o kimse için o ameli işleyenlerin sevabının bir benzeri yazılır; onların sevaplarından da hiçbir şey eksiltilmez. Kim de İslam'da kötü bir çığır açar ve kendisinden sonra onunla amel edilirse, onun aleyhine o ameli işleyenlerin günahının bir benzeri yazılır; onların günahlarından da hiçbir şey eksiltilmez." ​(Müslim-2317) Eb Bekr b. Ebu Şeybe, Ahmed, Darimi, Müslim, İbn Huzeyme ve Ebu Avane rivayet etmiştir.. Başka bir rivayette: ​Bize Muhammed ibn Cafer nakletti, bize Şu'be nakletti; Munzir ibn Cerir'den, babasından şöyle rivayet ettiler: ​"Biz bir defasında günün başında, Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında idik. O'nun yanına yalınayak, çıplak bir topluluk geldi, onlar yünden (çok ucuz, yırtık sökük) elbiseler veya abalar giymişlerdi, kılıçları da kınına sokulmamış, sıyrılmış haldeydi. Çoğu Mudar'dan (Mudar kabilesindendir), hatta onların hepsi Mudar'dandı. Onlarda gördüğü bu yoksulluk sebebiyle Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünün rengi değişti. (Evine) girdi, sonra çıktı, Bilal'e emretti, ezan okuyup kamet getirdi ve namaz kıldırdı. Sonra hutbe verdi, dedi ki: "Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden korkun!... ayetini sonuna kadar okudu: "Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir (Raqibdir)" (Nisa, 1). ​​Haşr Suresi'nde bulunan ayeti de okudu: "Herkes yarına (ahirete) ne hazırladığına baksın." (Haşr, 18). (Sonra oradaki her bir) kişi dinarından, dirheminden, elbisesinden, bir sa' buğdayından, bir sa' hurmasından sadaka verdi. Hatta (Nebi sallallahu aleyhi ve sellem) "Yarım hurma ile de olsa (sadaka verin!" buyuruncaya kadar (bu devam etti). Bu esnada Ensar'dan bir adam bir para kesesiyle geldi, nerdeyse avucu (veya avuçları onu taşımaya) güç yetiremiyordu, hatta avucunda tutmaktan aciz kalmıştı. Sonra insanlar birbiri ardınca (sadaka vermek için) gelmeye başladılar, hatta ben (sadaka olarak bir yere toplanmış) iki yığın yiyecek ve elbise gördüm. Ben Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem)'in yüzünün parladığını -onun muzhebe (altın suyuna çekilmiş parlak ziynet eşyası) gibi olduğunu kastediyor- gördüm. Sonra Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: "Kim İslam'da güzel bir çığır açarsa, onun için onun sevabı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin sevabı vardır; (buna rağmen) onların sevaplarından hiçbir şey eksiltilmez. Kim de İslam'da kötü bir çığır açarsa, onun aleyhine onun günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahı vardır; (buna rağmen) onların günahlarından hiçbir şey eksiltilmez. ​(Ahmed - 19388) ​Ebu Bekr b. Ebu Şeybe, Ahmed, Müslim, Nesai, İbn Mace ve İbn Hibban rivayet etmiştir.

  • https://youtu.be/0_CN58itgKM?si=A9R0Z5KUcSYy4WNp

  • https://youtu.be/sY4_XFHuc_0?si=HSTa2Z4wcmvv5T1w

  • 🌑🌑İhtilaf Rahmettir" Şüphesinin Batıllığı!!! ​"İhtilaf rahmettir" iddiası, ne hakikat arayışında olanları yolundan alıkoyabilecek, ne de batıla saplanıp kalanları hak üzerinde tutabilecek bir değer taşır. İhtilafın bizatihi kendisi bir günah ve isyanken, nasıl olur da rahmet olabilir?⁉️ ​İhtilaf, Allah’ın (azze ve celle) Kitabında vasfettiği üzere derin bir ayrılıktır (şiak). Allah (tealâ) şöyle buyurur: ​ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِي الْكِتَابِ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ ​"Bu, Allah'ın kitabı hak ile indirmesinden dolayıdır. Kitap konusunda ihtilafa düşenler, derin bir ayrılık (şiak) içindedirler." (Bakara, 176) ​Derin bir ayrılık (şiak) ise en büyük felaket ve cezadır. Felaket ve ceza olan bir şey, nasıl olur da rahmet sayılır?⁉️ ​Bu şüphe, üzerinde durulmaya bile değmeyecek kadar çürük, batıl ve iğrençtir. Ancak bazı gruplar, şahsi menfaat elde etmek veya hakkı gizlemek amacıyla bu zihniyeti sürekli körüklemektedirler. Allah (teala) bu gibileri şöyle tanıtır: ​وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهَذَا الْقُرْآنِ وَالْغَوْا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ​"Kafirler dediler ki: 'Bu Kur’an’ı dinlemeyin; okunurken gürültü yapın ki belki böylece üstünlük sağlarsınız.'" (Fussilet, 26) ​Kitapta ihtilaf etmek bir helak sebebidir. Allah (azze ve celle) ve Rasulü (صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) bu konuda uyarıda bulunmuştur. Dolayısıyla, bu ayrılığı "rahmet" olarak nitelendirmek, inatçı bir hastalıktır. Bu iddianın arkasında ya xabis (kötü/sinsi) bir amaç ya da cılız bir anlayış yatmaktadır. ​1. Sinsi Amaç (Hiyle) ​Bu kişiler, "rahmet" kavramını suçluların cezadan kaçması için bir kalkan olarak kullanırlar. Kişi, kendine ağır gelen mezhebi terk edip, sorumluluktan kurtaran diğerine geçerek "din" üzerinden oyun oynar. Bu "hoşgörü" dedikleri şey, aslında hakikatten kaçış ve dini kendi nefislerine göre eğip bükmektir. Allah’ın emirlerini hiyle ile geçersiz kılanlar, helak yurduna davetiye çıkarmaktadırlar. ​2. Cılız Anlayış (Zayıf Fikir) ​Allah’ın (azze ve celle) dini hükümlerde çelişkiye izin verdiğini savunmak, akıl fukaralığıdır. Eğer hükümlerde ihtilaf mübah olsaydı; İslam'ın tüm şeriatı hükümsüz kalır, suçlular için bir oyuncağa dönüşür ve din tamamen alay konusu olurdu. Bu durumda hiçbir sınır (had) isyankarları vazgeçiremezdi... ​Sonuç olarak; mezhepler arasındaki bu kafa karışıklığı, Allah ve Rasulü’nün (صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) emirlerini yıpratmaktan başka bir işe yaramaz. Kitabında ihtilaf çıkaranları Allah (azze ve celle) şiddetli bir şekilde hesaba çekecektir... ​Bu çürük şüphe de diğer batıl iddialar gibi, sahibini karanlık bir çukura sürüklemekten başka bir işe yaramayacaktır...

  • ​Açıkça görülüyor ki, mezheplerin getirdiği şeyler, onların kendi şahsi görüşleri ve heveslerinin bir ürünüdür. Onlar bu bidatleri kendi zan ve yalanlarıyla türetmişlerdir, haşa, Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)’in öğrettikleriyle hiçbir ilgisi yoktur! ​Allah (azze ve celle) şöyle buyurur: ​ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ اللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُم بِهِ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ ​"De ki: 'Hiç düşündünüz mü; ya o (Kur'an) Allah katından ise ve siz onu inkar ettiyseniz? (O durumda) haktan ve hidayetten uzak bir ayrılık, derin bir çatışma ve çelişki içinde olandan daha sapık kim vardır?'" (Fussilet, 52) 🌑​Netice şudur: "Bunların hepsi Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)’den alınmıştır" iddiası; temelsiz, ucuz, yalan ve uydurma bir şüphe; Allah (teala) ve O’nun Rasulü Muhammed (صلى الله عليه وسلم)’e yöneltilmiş ağır bir iftiradır‼️ Dolayısıyla, kim bize bu batıl argümanı ileri sürerse; onu hiçbir değere almadan bir kenara iteriz ve asla itibar etmeyiz... Çünkü bu iddianın İslam’ın hakikatinden zerre kadar nasibi yoktur...

  • 🌑HEPSİ RASULULLAH'TAN ALINMIŞTIR" SAFSATASI!! ​ "Hepsi Rasulullah'tan Alınmıştır" Şüphesi.⬇️ ​Mezheplere körü körüne bağlananlar, insanların heveslerine kul olanlar ve dini bölüp parçalara ayırarak zilleti teşvik edenler böyle diyorlar... Farkında dahi olmadan Allah (azze ve celle) ve O’nun Rasulü’nün (صلى الله عليه وسلم) karşısına dikilen bu kimseler; cehaletlerini süsleyip bezeyerek her kesimden cahilin zihnini bulandırıyor, beyinlerini iğfal ediyorlar. İslam’ın hüküm koyma (teşri) esaslarına dair hiçbir ilme sahip olmayan bu güruh; Kitab’ın hükümlerinde ihtilafa düşüp çırpınanların, fırkaların, şiilerin, mezheplerin ve hizipçilerin birbirine girdiği o derin uçurumu, insanlara "doğru, meşru ve caiz bir yol" gibi yutturmaya çalışmaktadırlar.... ​Bu açık ve kesin sapkınlığa kılıf uydurmak için utanmadan şöyle derler: "Bunların hepsi, güven kaynağı olan Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)'den alınmıştır!" Onlar, iftiracıların iftirasını ve saptırıcıların dalaletini, yalan ve bühtanla Nebi (صلى الله عليه وسلم)'ye isnat ederler.❗ Allah (azze ve celle) onlar hakkında şöyle buyurur: ​$$ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِآبَائِهِمْ ۚ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ ۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا ​"Ne kendilerinin, ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük bir iftiradır! Onlar sadece ama sadece yalan söylemektedirler." (Kehf, 5) ​Allah (azze ve celle) başka bir ayette ise şöyle buyurur: ​ ذَٰلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ ۗ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِي الْكِتَابِ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ ​"Bu (cezayı hak etmelerinin sebebi şudur): Allah, Kitab'ı hak ile indirmiştir. Şüphesiz Kitab'ta ihtilafa düşenler, (haktan) uzak bir ayrılık ve derin bir kopuş (şitak) içindedirler!" (Bakara, 176) Eğer aklınızı kullanıyorsanız söyleyin: Nasıl olur da derin bir bölünme, tefrika ve hüsran, bizzat Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)’in öğrettiklerinden kaynaklanmış olabilir?! Fakat bu kimseler, kendi uydurdukları iftiralara sözde "dini bir kılıf" geçirerek süsleyip püslerler; böylece hakkı arayanları susturmayı ve cahillerin zihinlerini bulandırarak onları manipüle etmeyi hedeflerler.... ​Kitap’ta ihtilaf etmek, nasıl olur da Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)’in sünnetinden bir parça sayılabilir?⁉️ Bu, hem dehşet verici hem de korkunç bir bühtandır! Allah (azze ve celle)’nin kelamı ve O’nun Rasulü’nün tebliği, tüm zıtlıklardan ve çelişkilerden münezzehtir... Nitekim Allah (teala) şöyle buyurur: ​ أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ ۚ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا ​"Onlar halâ Kur’an üzerinde derinlemesine düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasından gelmiş olsaydı, şüphesiz içinde birbirini tutmayan pek çok çelişki bulurlardı." (Nisa, 82) ​Sonuç olarak: Dinde veya hükümlerde ihtilafa düşmek, bu ayrılığın ilahi bir kaynağa değil; bizzat insanların kendi heveslerinden uydurdukları yasaların bir ürünü olduğuna dair en kesin delildir..... ​Tüm mezheplerin kitaplarına bakın; nasıl da zıtlık ve çelişkilerle dolu olduklarını göreceksiniz❕ Şüphe yok ki, Kitab’da ihtilafa düşen hiç kimse bu sapmışlığını Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)’den almamıştır.... Allah (azze ve celle)’yi ve O’nun Rasulü’nü bu çirkin ithamlardan tenzih ederiz‼️ Aksine onlar, bu batıl iddialarıyla bizzat Allah (tebarake ve teala)’ya iftira atmaktadırlar.. Eğer bu mezheplerin görüşleri gerçekten Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)’den alınmış olsaydı, şüphesiz ki tüm konularda hüküm ve söz birliği içinde olurlardı, zira Allah (azze ve celle)’nin ve O’nun Rasulü’nün kelamında en ufak bir ihtilaf yoktur... ​Eğer iddia ettikleri gibi kaynakları Kitap ve Sünnet olsaydı, ortaya koydukları hükümler de bunlarla tam bir uyum içinde olurdu. Çünkü kaynağı aynı olan, aynı mahiyetteki ürünü verir. Bal peteğinden bal akar, irin veya kir değil.. Kitap ve Sünnetten rehberlik alan ise "hakkı" ve "doğru olanı" getirir, derin bir ayrılık ve tefrika değil!

  • İnsan kendine şu soruyu sormalıdır: Resûlullah ﷺ mı meramını anlatamadı, yoksa ben mi onun sözünü kendi düşünceme uydurmaya çalışıyorum? Bir hadis apaçık ortadayken, "Aslında bunu kastetmedi.", "Burada şunu ima ediyor." demeye başlıyorsan, dur ve kendini sorgula. Çünkü Resûlullah ﷺ, Allah'ın dinini eksiksiz tebliğ etmekle görevliydi. Allah'ın açıklattığını senin açıklamana ihtiyacı yoktur. Tehlike, hadisi reddetmekle başlamaz. Asıl tehlike, hadisi kabul ediyor gibi görünüp onu kendi arzularına göre yorumlamaktır. Böylece kişi farkında olmadan Resûlullah ﷺ'a değil, kendi yorumuna tâbi olur. Unutma: Hak, bizim ona uymamız için indirilmiştir; onu bize uydurmamız için değil.

  • https://youtu.be/Yk8JSdpecGo?si=-kQPzL4HYArLc_Kh

  • Bize Muhammed bin Cafer anlattı, bize Ma'mer anlattı, bize Zühri haber verdi; Selim bin Abdullah'tan, o da babasından rivayet etti: Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) şöyle dedi: ​"İnsanlar tıpkı yüz deve gibidir; aralarında (gerçekten) binmeye elverişli bir binek devesi zor bulunur." (Ahmed-4516). ​Diğer bir rivayette: ​Bize Ebu'l-Yeman anlattı, bize Şuayb haber verdi; Zühri'den, o da Selim bin Abdullah'ın kendisine haber verdiğine göre Abdullah bin Ömer (radıyallahu anhuma) şöyle demişti: Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)'i işittim, şöyle diyordu: ​"İnsanlar tıpkı yüz deve gibidir; aralarında binek olacak bir deve bulman neredeyse imkansızdır." (Buhari-6498). ​Humeydi, Ahmed, Abd bin Humeyd, Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Ya'la ve İbn Hibban rivayet etmiştir... ​⏺Develer farklı türlerde olur; yük taşıma, su taşıma, sütünden faydalanma, etlik vb. amaçlıdır. Binek devesi ise bunların en kıymetlisi sayılır. İnsanlar da böyledir; içlerinde (yüksek vasıflı olanları) iyileri çok azdır.

  • Bana Muhadir b. el-Muvarri anlattı; bize A’meş, Ebu Salih’ten, o da Ebu Said’den (kendi gördüğü kadarıyla) şunu aktardı: ​Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) dedi: ​"Kıyamet gününde Allah azze ve celle, 'Ey Adem!' diyecek. O, ''Emrine amadeyim, buyur, bütün hayır Sen’in elindedir!'' -diye karşılık verecek. Allah,( سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى)''Cehennemlikleri (ateş ehlini) ayır!'' diyecek. Adem, ''Ya Rabbi, cehennemlikler kimlerdir?' diye soracak. Allah,( سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى)'Her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzudur!'' buyuracak." ​İşte o an, çocuk yaşlanacak; gebe olan her kadın yükünü düşürecek, insanları sarhoş gibi göreceksin, oysa onlar sarhoş değildirler.Lakin Allah’ın azabı pek şiddetlidir. ​Bu durum, Nebi (صلى الله عليه وسلم)’in ashabına çok ağır geldi ve, ''Ya Rasulallah, o bir kişi (kurtulan) hangimizdir?'' diye sordular. O (صلى الله عليه وسلم) şöyle dedi: ​"Sizden bir kişi, Ye'cüc ve Me'cüc’den ise dokuz yüz doksan dokuz kişi! Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, sizin cennet ehlinin dörtte biri olmanızı ümit ediyorum." ​Bunun üzerine onlar tekbir getirdiler. Sonra O (صلى الله عليه وسلم), "Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, sizin cennet ehlinin üçte biri olmanızı ümit ediyorum" buyurdu. Onlar tekrar tekbir getirdiler. Sonra O (صلى الله عليه وسلم), "Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, sizin cennet ehlinin yarısı olmanızı ümit ediyorum" buyurdu. Ardından şunları ekledi: ​"Sizler, insanların içinde ya kara bir öküzün derisindeki beyaz bir tüy gibi ya da beyaz bir öküzün derisindeki kara bir tüy gibisiniz." ​(Abd b. Humeyd-918) Diğer bir rivayette: ​Bana İshak b. Nasr anlattı; bize Ebu Üsame anlattı; A’meş’ten, bize Ebu Salih anlattı; Ebu Said el-Hudri (radıyallahu anh)’dan, Nebi (صلى الله عليه وسلم)’den şöyle dedi: ​"Kıyamet gününde Allah(, سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى) ''Ey Adem!'' diyecek. O, ''Emrine amadeyim, buyur, bütün hayır Sen’in elindedir!'' diye karşılık verecek. Allah( سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى) ''Cehennemlikleri (ateş ehlini) ayır!'' diyecek. Adem, ''Ya Rabbi, cehennemlikler kimlerdir?'' diye soracak. Allah(سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى) "Bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzudur!'' buyuracak." ​İşte o an küçükler yaşlanacak; "gebe olan her kadın yükünü düşürecek, insanları sarhoş gibi göreceksin, oysa onlar sarhoş değildirler; lakin Allah’ın azabı pek şiddetlidir." (Hac, 2) ​Onlar, "Ya Rasulallah, o bir kişi hangimizdir?" diye sordular. O (صلى الله عليه وسلم) şöyle buyurdu: ​"Müjdeler olsun size! Çünkü sizden bir kişi, Ye'cüc ve Me'cüc’den ise dokuz yüz doksan dokuz kişi!" ​Sonra O (صلى الله عليه وسلم), "Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, sizin cennet ehlinin dörtte biri olmanızı ümit ediyorum" buyurdu. Biz tekbir getirdik. O (صلى الله عليه وسلم), "Sizin cennet ehlinin üçte biri olmanızı ümit ediyorum" buyurdu. Biz tekbir getirdik. O (صلى الله عليه وسلم), "Sizin cennet ehlinin yarısı olmanızı ümit ediyorum" buyurdu. Biz tekbir getirdik. Ardından O (صلى الله عليه وسلم) şunları söyledi: ​"Siz, insanların içinde ya beyaz bir öküzün derisindeki siyah bir tüy gibi ya da siyah bir öküzün derisindeki beyaz bir tüy gibisiniz." ​(Buhari-3348)

  • ​ 🌑​Hakka Karşı Kibir ve İnat Bugünün mutaassıp mezhepçileri de tıpkı geçmiş kavimler gibi, kendilerine apaçık sünnet ve naslar sunulduğunda derin bir kibirle: "Bunca insan yanıldı da bir tek sen mi doğruyu bildin?" diyerek kulaklarını tıkar ve körleşirler. Kendilerini ıslah etmeye çalışan her davetçiyi bir yalancı veya bid'atçı olarak itham etmek, eski ümmetlerin de ortak refleksidir: ​أَأُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ ​"Aramızdan zikir (vahy) bir tek ona mı indirildi? Hayır, o kendini beğenmiş, kibirli bir yalancıdır!" (Kamer, 25) ​مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَٰذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ ​"Biz bunu diğer (son) dinde de işitmedik, bu ancak uydurulmuş bir yalandır!" (Sad, 7) ​فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَٰذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ ​"Kavminden inkar eden ileri gelenler dediler ki: 'Bu, sadece sizin gibi bir beşerdir; size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi melekler indirirdi. Biz geçmiş atalarımızdan böyle bir şey işitmedik!'" (Mü'minun, 24) ​فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسَىٰ بِآيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ ​"Musa onlara apaçık ayetlerimizle geldiği zaman: 'Bu, uydurulmuş bir sihirden başka bir şey değildir ve biz geçmiş atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik' dediler." (Kasas, 36) ​Vallahi, Allah azze ve celle Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) ve diğer tüm Nebiler vasıtasıyla hüccetini ikame etmiş, dinde fırkalara bölünmemeyi ve O'ndan başka rabler edinmemeyi emretmiştir.❗ İnatçıların anlamadıği şudur: Ataları bu hakikati duymamış olsa bile, kendilerine ulaşan bu ilahi daveti kabul etmek onlara ne zarar verirdi? Allah'ın rahmetini ve lütfunu bölüştürmek bu kibirli insanların haddine mi düşmüştür? ​أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ ۚ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۚ وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا ۗ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ ​"Senin Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların maişetlerini aralarında Biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürsünler diye bazısını bazısından derecelerle üstün kıldık. Senin Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından çok daha hayırlıdır." (Zuhruf, 32)

  • 🌑Gelenekçilik ve Atalar Kültü ​İnsanların büyük bir çoğunluğu, inanç ve ibadetlerinde köhneleşmiş bile olsa sırf "eski" olanı kutsama, yeni beliren hakikatleri ise doğrudan yalanlama eğilimindedir.... Bu saplantılı tutumun arkasında delillere bakmak yerine, atalardan ve liderlerden tevarüs edilen geleneklerin mutlak doğru olduğu yanılgısı yatar. Toplumlar, körü körüne bağlandıkları bu alışkanlıkların İslam'ın aslına aykırı olduğu delilleriyle ispat edilse dahi, değişime karşı şiddetli bir direnç gösterirler.... ​Geçmişi kutsallaştırma ve körü körüne taklit etme hastalığı, en şiddetli haliyle dini ritüellerde ve ibadetlerde baş gösterir. Bu köhne anlayıştan ancak Allah azze ve celle'nin kalplerine basiret ve ihlas bahşettiği nadir insanlar kurtulabilir. .. Hak olanı arayanlar için geçmişin hatıraları bir engel teşkil etmez! o Onlar şüphe duvarlarını yıkarak sarih (açık) delillere teslim olurlar... Buna karşın, hak davete karşı duran mezhepçilerin tek sığınağı, asırlardır sürdürülen batıl pratiklerin arkasına saklanmaktır. Oysa geçmişin uzun olması, bir batılı asla temize çıkarmaz. ​Kur'an-ı Kerim, gelenekçilerin sığındığı bu çürük bahaneleri şöyle açıklamaktadır⬇️ ​بَلْ قَالُوا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءَنَا عَلَىٰ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰ آثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ (٢٢) وَكَذَٰلِكَ مَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءَنَا عَلَىٰ أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَىٰ آثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ (٢٣) ​"Aksine onlar: 'Şüphesiz biz atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve biz de onların izlerinden giderek doğruyu bulacak olanlarız' dediler. İşte böylece, senden önce de ne zaman bir memlekete uyarıcı bir elçi gönderdiysek, oranın şımarık zenginleri mutlaka: 'Biz atalarımızı bir ümmət üzerinde bulduk ve biz de onların izlerine uymuş gidiyoruz' dediler." (Zuhruf, 22-23) 🌑​Kör Taklidin Çirkin Yüzü ​Hakikatle yüzleştiklerinde atalarının masum olmadığını, hata yapabilen birer beşer olduğunu bile bile geçmişe taassup gösterenlerin mazeretleri, ilahi kelamla tamamen çürütülmüştür. Allah azze ve celle, aklını vahye teslim etmek yerine atalarının adımlarına teslim edenleri, çobanın sesini duyan ama manasını anlamayan şaşkın hayvanlara benzetmiştir: ​وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا ۗ أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ (١٧٠) وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً ۚ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ (١٧١) ​"Onlara: 'Allah'ın indirdiğine uyun!' denildiğinde: 'Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız!' derler. Ya ataları hiçbir şeyi akıl edememiş ve doğru yolu bulamamışlarsa?! O inkâr edenlerin misali, sadece bir çağırma ve bağırmadan başkasını işitmeyen hayvancağızlara haykıran kimsenin misali gibidir; onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler ve üstelik akıl da etmezler." (Bakara, 170-171) 🌑​Sapıklıkta Yardımlaşan Nesiller ​Tarih boyunca hidayet rehberlerine karşı çıkanların üslubu hep aynı olmuştur. .. Kendilerini mukaddes bir geçmişin bekçisi ilan edenler, aslında helake doğru sürüklenen birer mukallittir (taklitçidir). Allah azze ve celle, geçmişin yanlışlarına sımsıkı sarılanların hüsran dolu akıbetini şu sarsıcı ayetlerle beyan eder: ​إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ (٦٩) فَهُمْ عَلَىٰ آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ (٧٠) وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ (٧١) وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ (٧٢) فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ (٧٣) إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ (٧٤) ​"Çünkü onlar atalarını sapıklık içinde buldular da kendileri de peşisıra onların izlerinden koşup gidiyorlar. Andolsun ki, onlardan önce de evvelkilerin çoğu yoldan sapmıştı. Halbuki Biz onlara uyarıcı elçiler göndermiştik. Şimdi bak gör, o uyarılanların (ama ibret almayanların) akıbeti nasıl oldu? Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna." (Saffat, 69-74)

  • Dahhak ibn Kays,Numan ibn Beşir'e sordu: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem  Cuma namazında cuma suresinden sonra ne okuyordu?" Numan ibn Beşir dedi: "( - Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?) Ğaşiye suresini okurdu". (Malik 296)

  • без подписи

  • قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصًا لَهُ دٖينٖى۝ فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِهٖ قُلْ اِنَّ الْخَاسِرٖينَ الَّذٖينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْلٖيهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبٖينُ۝ لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِهٖ عِبَادَهُ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ۝ وَالَّذٖينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰى فَبَشِّرْ عِبَادِ۝ اَلَّذٖينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُولٰئِكَ الَّذٖينَ هَدٰیهُمُ اللّٰهُ وَاُولٰئِكَ هُمْ اُولُوا الْاَلْبَابِ۝ De ki: "Ben dinimi Allah'a has kılarak sadece O'na ibadet ediyorum." - Siz de Allah'tan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin! De ki: "Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. İyi bilin ki bu, apaçık hüsranın ta kendisidir." - Onlar için üstlerinde ateşten katmanlar, altlarında (ateşten) katmanlar vardır. İşte Allah, kullarını bununla korkutur. Ey kullarım, bana karşı gelmekten sakının. - Tağut'tan , ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah'a yönelenler  için müjde vardır. O halde, kullarımı müjdele! - Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. (ZUMER14-18)

  • ❗Mezhepçilerin Şüpheleri! ​Kitapta ihtilafa düşüp fırkalara, şia gruplarına ve hizplere sapan kimseleri, bu ihtilafları bir kenara atmaya, mezhepçiliği ve hizipçiliği terk edip doğrudan Kitap ve Sünnet'e sımsıkı sarılmaya davet ettiğinizde, aynı şekilde, içine gömüldükleri ve önünde boyun büktükleri günahların acı gerçeklerini yüzlerine vurduğunuzda, hele ki Allah’ın kelamı ve O’nun Rasulu'nun (صلى الله عليه وسلم) kelamı ile dinde parçalanmanın ve tefrikanın kesin, tartışılmaz ve şiddetli bir şekilde haram olduğunu apaçık delillerle ortaya koyduğunuzda, onların üç sınıfa ayrıldığını görürsünüz. ... "İcabet edenler, reddedenler ve tereddüt edenler."❕ ☀​İcabet edenler Allah’ın kalplerine hayat bahşettiği, hakkı can kulağıyla dinleyen ve samimiyetle idrak eden kimselerdir. Allah Teala şöyle buyurur: ​"Ancak (anlamak ve ibret almak için) dinleyenler icabet ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da yalnız O’nun huzuruna döndürüleceklerdir." ​إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ (En'am, 36) ​"Ölü iken (imanla, tevhidle) dirilttiğimiz, insanlar arasında yürürken onunla önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp da oradan asla çıkamayacak olan kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere, yaptıkları işler böyle süslü gösterilmiştir." ​أَوَمَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (En'am, 122) 🌑Reddedenlere gelince- onlar zifiri karanlıklar içerisindedirler.!!Allah kalplerini mühürlemiştir!! Artık ne hakikati dinlerler ne de işitirler. 🌒​Tereddüt edenler ise sürekli bir hidayet ve dalalet çekişmesi içindedirler. Onlardan ne açık bir kabul işitirsin, ne de kesin bir red görürsün. Onlar yol ayrımlarında kalmış, şaşkın bir haldedirler; Allah Teala'nın onlar hakkında ne takdir edeceğini bilemeyiz... 🌟​Bu hak daveti kabul edenler ise, ihlas ve sadakat ehli olan müminlerdir. .. Onlar, bu hakikatten önce gaflet içerisinde olan kimselerdi. Ancak hak kendilerine ayan beyan ortaya çıktığında, hiç vakit kaybetmeden ona yöneldiler ve ona sımsıkı sarıldılar. Üzerlerine sinmiş olan şirk ve mezhepçilik kisvesini tamamen soyunup attılar; tevhide ve ihlasa yüz dönüp ona bağlandılar. İşte onlar, Allah Sübhanehu ve Teala'nın kendilerine nimetler ihsan ettiği, sözü dinleyip en güzeline tabi olan kimselerdir. Allah Tebareke ve Teala tarafından işte onlar için bir müjde vardır⬇️

  • https://youtu.be/vWJfWrTa4Hg?si=L2QVis4I_UkVitjg

  • Urve ibnu’z-Zübeyr, müminlerin annesi Aişe’den (radıyallahu anha) şöyle rivayet etmiştir: ​"Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) hastalandığında evinde oturarak namaz kıldı. Bir grup cemaat de onun arkasında ayakta namaz kıldı. Rasulullah (صلى الله عليه وسلم)) onlara: 'Oturun!' diye işaret etti. (Müslim'in rivayetinde 'Onlar da oturdular' denilmiştir). Namazı bitirdiğinde ise şöyle dedi: ''İmam sadece kendisine tabe olunmak için tayin edilmiştir. O rüku ettiğinde siz de rüku edin, (rükudan başını) kaldırdığında siz de kaldırın! Oturarak namaz kıldığı zaman siz de oturarak namaz kılın!'" ​(Buhari). ​Malik, Ahmed, Buharî, Müslim, Ebu Davud, İbn Mace ve İbn Huzeyme rivayet etmişlerdir - Muhammed ibnu Müslim ibnu Şihab ez-Zühri, Enes ibnu Mâlik’ten (radıyallahu anh) şöyle rivayet etmiştir: ​"Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) bir ata bindi ve ondan (yere) düşerek sağ böğrü ağır şekilde yaralandı. Namazlardan birini oturarak kıldı. (Bize oturmamızı işaret ettiğinde) biz de onun arkasında namazı oturarak kıldık. Namazı bitirdikten sonra dedi: ​''İmam sadece kendisine iktida edilmek için tayin edilmiştir. İmam ayakta namaz kıldığında siz de ayakta kılın! Rüku ettiğinde siz de rüku edin! (Rükûudan) kalktığında siz de kalkın! İmam: ''Semiallahu limen hamideh' dediğinde, siz: 'Rabbena ve leke’l-hamd' deyin! İmam ayakta namaz kıldığında siz de ayakta kılın! Oturarak kıldığında siz de hepiniz oturarak kılın!'" ​(Buhari). ​Malik, Tayalisi, Şafi, Humeydi, Ahmed, Abd ibnu Humeyd, Darimi, Buhari, Müslim, Ebu Davud, İbn Mace, Tirmizi, Nesai, İbnu’l-Carud, İbn Huzeyme ve Beyhakî rivayet etmişlerdir. 273- A‘rac, Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet etmiştir: Nebi (صلى الله عليه وسلم) şöyle dedi: ​"İmam sadece kendisine tabe olunmak için tayin edilmiştir. Elinizde imam: 'Allahu Ekber' dediği zaman siz de 'Allahu Ekber' deyin! Rüku ettiğinde siz de rüku edin! İmam: 'Semiallahu limen hamideh' dediğinde, siz: 'Rabbenâ ve leke’l-hamd' deyin! Secde ettiğinde siz de secde edin! İmam oturarak namaz kıldığında siz de hepiniz oturarak namaz kılın!" ​(Buhari). ​Humeydi, Buhari, Müslim ve İbn Huzeyme rivayet etmişlerdir. 278- Ebu Alkame, Ebu Hureyre’den, Rasulullah’ın (صلى الله عليه وسلم) şöyle dediğini rivayet etmiştir: ​"İmam yalnız (bir) kalkandır; o oturarak namaz kılarsa, siz de oturarak namaz kılın! 'Semiallahu limen hamideh' derse, 'Allahumme Rabbenâ leke’l-hamd' deyin! Eğer yer ehlinin sözü, sema ehlinin sözüne muvafık olursa (onunla aynı zamana denk gelirse), o kişinin geçmiş günahları bağışlanır." ​(Müslim). ​Ahmed, Abd ibnu Humeyd, Müslim ve İbn Huzeyme rivayet etmişlerdir

  • ​الحديث التاسع والسبعون بعد المائتين: حدثنا محمد بن يحيى، حدثنا حميد بن عبد الرحمن، حدثني زهير بن حرب، حدثنا حميد، عن ثابت، عن قتادة، عن أنس: أن رجلاً جاء فدخل الصف -وقد حفزه النفس- فقال: "الحمد لله حمداً كثيراً طيباً مباركاً فيه". فلما قضى رسول الله (صلى الله عليه وسلم) صلاته قال: "أيكم القائل الكلمات؟". فسكت القوم. فقال: "أيكم القائل الكلمات؟ فإنه لم يقل بأساً". فقال رجل: جئت وقد حفزني النفس فقلتها. فقال: "لقد رأيت اثني عشر ملكاً يبتدرونها أيهم يرفعها". (مسلم). ​ ​279- Muhammed bnu Yahya, bize Humeyd bnu Abdurrahman rivayet etti, o bize Züheyr’den, o bize Humeyd’den, o Katade’den, o Sâbit’ten, o da Enes’ten rivayet etmiştir: ​"(Bir adam mescide) geldi ve safa dahil oldu , acele geldiği için nefesi daralmıştı- (şöyle) dedi: ''Elhamdülillahi hamden kesiran tayyiben mübareken fihi'' (Hamd, Allah’a mahsustur; çok, hoş ve mübarek bir hamd ile). Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) namazını bitirdikten sonra şöyle dedi: ''Hanginiz bu kelimeleri söyledi?'' İnsanlar sustular. Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) tekrar) dedi: ''Hanginiz bu kelimeleri söyledi? O, sakıncalı bir şey söylememişti.'' (Hemen o adam dedi: ''Ben acele-acele namaza geldim, nefesim daralmıştı, bu sözleri söyledim.'' Rasulullah (صلى الله عليه وسلم) dedi: ' 'Artık on iki meleğin hangisi onu (Allah dergahına) kaldıracak diye yarıştıklarını gördüm.'" ​(Müslim). ​ Ahmed, Müslim, Ebu Davud, Nesai, Ebu Ya'la, İbn Hibban ve İbn Huzeyme rivayet etmişlerdir.

  • Esselamu aleykum, Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi malesef gerek Türkiye 'de gerekse dünyanın birçok beldesinde islam dini hakkında sözde hocalar tarafından dezenformasyon yapılıyor. Bilerek yada cehalet sebebi ile batıl olan insanlara hakmış gibi anlatılıyor öğretiliyor.. Onlarca yüzlerce kitap önünde, hadis ve siyer araştırmaları yazılı bayrak masasında fakat ilimden zerre nasipsiz, kitap yüklü merkep misali konuşuyorlar.. İşin en üzücü kısmı ise bunları dinleyenlerden bir kişi bile çıkıp sorgulamıyor araştırmıyor.. Malesef toplum mukallit olmuş.. Beyinlerini kiraya vermiş.. Yüce Allah tebareke we teala bunlara hidayet etsin hidayetten yüz çeviriyorlarsa dillerini, ellerini, soylarını kurutsun, taklitcilerini islah etsin..