- Последний пост
- 12 авг.
- Последнее чтение
- 15 авг.
- Постов за неделю
- 1
- Всего постов
- 20
- Тип
- открытый
- Язык
- арабский
- Категория
- Религия (по похожим)
- В каталоге с
- 13 авг.
- 1/24сутки в ленте
- 114
- 1/48двое суток
- 130
- 1/72трое суток
- 140
Оценка по просмотрам недавних постов: пост набирает почти всё за первые сутки.
Посты
İnsanın en büyük yanılgılarından biri.. Yaşamımızda yaptığımız en büyük hatalardan biri insanlara fazla güvenmek ve arkadaşlara ihtimam göstermektir. Kuşkusuz en yaman ve en cok eziyet veren düşman, düşmana dönüşen arkadaştır. Çünkü o arkadaş gizli sırlara vakıf olmuştur. Şair şöyle der: "Düşmanından bir kere sakın, Arkadaşından bin kere sakın, Bazen arkadaş düşmana döner, Ve nasıl zarar vereceğini en iyi o bilir."
Vah halime! Ne gönül huzuru var ne de sebat! Vah tasamdan dolayı çektiğim kaygıya! Vah yanmamdan dolayı yanmama! Allah'a yemin ederim ki gerçek yaşam ancak cennettedir; hoşnutluğun kesin bir biçimde bilindiği, hainlik etmeyen ve eziyet çektirmeyenlerle birlikte yaşanan yerde. Dünyaya gelince burası böyle safaların bulunacağı yer değil! Ebu'l Ferec İbnu'l Cevzi
Hayatta bazı fedakârlıklar vardır.. Bazen hayatta sevdiğin bir kimse için öyle fedakârlıklar yaparsın ki, bu yalnızca onun dünyası için değil ahireti için de yapılmış bir fedakârlıktır. Bu onun hoşuna gitmese de, senin onu düşündüğünden bihaber olsa da sen kendi içinde ciddi fırtınalara kapılarak bunu yapmışsındır. Böyle bir işe kalkışan kimse gerçekten sevgisinden emin olunacak kimsedir. Zira o şeytanın ve nefsinin vesveselerini perdelemiş tüm isteklerini göz ardı ederek bazı kararlar almıştır. Zaman zaman hayaline kapıldığı birçok şeyi cennette yaşama ümidi ile içinde örtbas etmiştir. Allah azze ve celle kendi rızası için attığımız adımları ve sevdiğimiz dostlar için fitne oluşturmaktan beri olmak adına yaptığımız amelleri kabul buyursun. Gerçekten de cennet ümidi taşımayan her bir kimsenin bu dünyaya aldanması oldukça kolay bir mesele.
видео или голосовое, без подписи
Sana isabet eden her şeyin senin için hayırlı olduğunu bil. Kulun her anında Rabb'ine hüsnü zan beslemesi ne güzeldir. Onu kaygılardan ve hüzünlerden arındıracak, kalbini selim kılacak olan işte budur.
İmam Şâfii'ye göre kendisine karşı en zalim olanlar şunlardır: - Kendisine saygı göstermeyen biri için kendisini düşüren - Faydasız birinden sevgi bekleyen ve - Kendisini tanımayan birinin övgüsüne itibar edenler
Muhammed b. Alî dedi ki: Benim bir kardeşim vardı, ve benim gözümde o çok büyüktü. Onu benim gözümde büyük kılan şey ise, onun gözünde dünyânın küçüklüğü idi. İbn Ebi’d Dunyâ, ez-Zuhd 394 Bu dünyâda şikâyeti az, şükrü çok, dert ve tasasını gizleyen, bâtılı ve boş olanı konuşmayan, ahlâkıyla seni ıslâh eden, dünyâ malı ve süsüne dalmamış ve baktığında dahi senin Allah’a muhabbetini artırandan daha hayrlı bir dost yoktur. Konuştuğunda seni âhiretten koparan herkesle dostluğunu kopar. Yoksa meâzAllah, onun seni Allah’tan koparması yakındır.
Şam ehlinin güvenilir tabiilerinden Ebu Umeyye eş-Şabani, sahabeden Ebu Salabe el-Huşeni ile aralarında geçen bir konuşmayı şöyle aktarmaktadır: Bir gün Ebu Salebe'ye sordum: -"Ya Eba Salebe! "Siz kendinize bakın" ayeti hakkında ne diyorsun?" Ebu Salebe şöyle cevap verdi: "Vallahi sen bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben de bu ayeti Allah Rasülüne sormuştum da O, şöyle cevap vermişti:" "Birbirinize iyiliği emredin ve kötülükten sakındırın! Ne zaman; • Cimriliğe boyun eğildiğini, • Nefsani arzulara uyulduğunu, • Dünyanın (her şeye) tercih edildiğini, • Herkesin kendi fikrini beğenmeye başladığını görürseniz, işte o zaman kendinize bakın ve halkı bırakın. Çünkü artık önünüzde 'sabır günleri' var demektir. O günlerde sabretmek, avucunda kor ateşi tutmak gibidir. O günlerde ameline devam edenlere sizin gibi amel eden 'elli kişinin' sevabı kadar sevap verilecektir." |Ebû Dâvûd Ey karalar içinde, yazın sıcaklarına aldırmadan yürüyen kız kardeşim! İffetsizliğin, edepsizliğin sokaklarında, hayâ perdenin olmadığı günlerden uzaklaşan... Okuduğun ve duyduğun hakikatler neticesinde karşına herkesi almayı kabullenen imanın sahibi.. Nefes aldığın diyarda seni yok hükmünde sayanlara, seninle eğlenenlere, kirli dudaklarına seni meze edenlere rağmen Meryem iffetine talip olanlar... İğreti gözlerden çıkan kin ve nefrete karşı giydiği tesettürü kalkan bilen sen.. Sabır günlerinde sabrı kendine azık edin. Edin ki sana, isimlerini bile saymaya aciz kaldığın elli sahabe hanımın tesettür ameli ecri ve Rasûlü'ne hicret sevabı verilsin. Ey müminler! Sabır günlerinde kendinize dost olarak Allah'ı ve müminleri seçin. Sabır günlerinde sabır ağacının köklerine azı dişlerinizle sarılır gibi yapışın. Allah azze ve celle bu zor günlerde sabrı şiarımız kılsın. Sonumuzu sonların en güzeli eyleyip ,bizi fitnelerin gizlisinden ve açığından korusun. Bizi sarsılmayan bir sebât ile rızıklandırsın ve kalplerimizi yakîn ile doldursun.
Bir hüzün insana hayâtının bahârında gelir ve âdeta onu yüz yıl yaşlandırır. Ama o, ona dünyânın hakîkatini öğretir.. Kırıp acıtmasına rağmen öyle olgunlaştırır ki, ardından gelen her hüzne karşı artık sert bir kaya, hissiz bir dağ gibi olur insan.. ve güçlü yaşar, bütün parçalanmışlığına rağmen.. ama aslında kırık, bitik, tükenmiş bir güçle.. Allah’a dayanmak olmasa, O’ndan yine O’na kaçmak olmasa bu dünya yaşanacak yer değil, ne onda yaşanacak ne de insanına güvenilecek yer değil. Hâlâ şu dünya için kusursuz hayaller kuran insana şaşılır.. Allah kuluna yeter, kulu için O ne de güzel bir Vekîldir..
"كان رسول الله صلى الله عليه وسلم متواصلَ الأحزان، دائمَ الفكرة، ليست له راحةٌ، طويل السُّكوت، ولا يتكلَّمُ في غير حاجة." “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dâimâ hüzünlü ve dâimâ düşünceli idi. Onun rahat olduğu bir zaman yoktu. Sukûtu uzundu ve gereksiz yere konuşmazdı.”
اللهُّم صلِّ و سلّم على نبينا محمّد ﷺ
Allah kişiyi işlediği ilk günahta açığa çıkarıp rezil etmez. Eğer ki birinin yaptığını gün yüzüne çıkarıp rezil etmişse o kişi o yaptığını sık sık yaptığı içindir. Allah ona tevbe etmesi için fırsat vermişti o ise yaptığında diretti. Şeyh Abdulaziz Tarifi
Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Muhakkak ki Allah subhânehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır: {Ey Âdemoğlu… Sen kendini Benim ibâdetim için ada (Bana ibâdet etmeyi dünyevî zevklere önceliğin kıl); Ben de senin kalbini zenginlikle (rızâ ve kanaatle) doldurayım, senin bütün ihtiyaçlarını da gidereyim. Eğer böyle yapmazsan (ibâdeti öncelemez, dünyâ zevklerini tercih edersen); Ben de senin kalbini (yalnızca dünyâlık) meşguliyetle doldurur (uhrevî amellerden uzaklaştırır) ve senin ihtiyaçlarını gidermem.}» Tirmizî 2466 Hadiste; ibâdet üzere olmaya rağbet ve dünyâlık şeylerle meşguliyeti terk etmeye teşvîk vardır.
Dünyâda bir şeylere geç kaldığını düşünüyorsun. Belki eğitim hayâtında, belki evlilikte, belki çocuk sâhibi olmakta, belki ticâretinde… Bütün bunlarda başarılı olduğunu düşündüğün kimselere bakıyor, sonra kendine bakıyorsun, ve sonra üzülüp senin ‘geç kalmış’ olduğunu düşünüyorsun.. Rızkın Allah subhânehu ve teâlâ’dan geldiğine dâir iknâ edici bir şeyler söylemek için bunları zikretmiyorum.. Fakat, bizden kaçımız, geçmişine dönüp baktığında yaşadığı hüznü, öne geçememişliği, elde edemediği nimetleri, o ‘geç kalmışlığı’; Allah’a kulluğunda hissediyor?.. Geçmiş yıllarına dönüp baktığında, dünyâda elde etmekte geç kaldığını düşündüğün rızıklar için seni kaplayan hüzün, Allah’a kulluk ve ibâdetteki eksikliğin için de seni kaplayabiliyor mu? Bu yıllarda ilim talebi, sâlih ameller ve davet noktasındaki ihmâlkârlığın da seni üzüyor mu? «Rabbinizden bir mağfiret(e erişmek) ve Cennet(i kazanmak) için, birbirinizle yarışın!» [Hadîd: 21] buyuran Allah’ın icâbetine geç kalmak da seni tasalandırıyor mu? Geçen bunca zamanda, Rabb’ine kavuştuğun zaman seni sevindirecek hangi ibâdetleri ve seni O’na yakınlaştıracak hangi amelleri elde ettin? Nefsini hesâba çekiyor musun, geçen bu günleri ve saatleri neyde geçirirken, neyde geçirmekten mahrûm edildin?.. Vallahi üzülmeye değer gecikme, yalnızca Allah’a taatte geç kalmış olmamızdır.. Bir şeye geç kaldıysak, Allah’a koşamadık da Allah’a geç kaldık.. Bunun dışındaki hiçbir şey hüzne değmez, çünkü bu dünyâdan elde edeceğin rızkın ezelde yazıldı ve sana ondan ne eksik ne de fazlası isâbet edecek, onun kefîli Allah’tır. Fakat âhiretin için elde etmende Allah’ın ‘seni’ sorumlu kıldığı rızkına bak, amel heybene bak, azığına bak Cennet’e lâyık mı?.. «İşte onlar hayrlarda yarışanlar, ve onlar o hayrlarda öne geçmiş olanlardır.» [Mu’minûn: 61] Bu fazîletli gecelerde, Allah’a seni O’na giden yolda öne geçenlerden kılmasını, ömrünü ve gençliğini O’na ibâdette kılmasını, hayâtının en hayırlı zamanını nihâyeti ve amellerinin en hayrlısını da sonu kılması için duâ et. Bunlar için ettiğin duâlarda asla mahrûm bırakılmaz ve asla bedbaht olmazsın..
"Kişi için hasedden kurtulmanın yolu; Allah Teâlâ’nın hikmetinin, bu fazîleti o kulda kılmayı gerektirdiğini bilmesidir. Kişinin Allah’ın o kula verdiği bu fazîlete itirâz etmemesi gerekir. Ve aynı şekilde Allah Teâlâ’nın (bir başkası için) dilemiş olduğu ve kendisinden nefret etmediği bu fazîletten onun da nefret etmemesi gerekir.." en-Nevevî, et-Tibyân
SANA GÜL DİYORLAR EY RESÛL! Gül gibi nârin olduğunu söylüyorlar Haklılar Ama çelik gibi iradenden bahsetmiyorlar Seni övdüklerini sananlar Senden habersiz yaşıyorlar Zilleti sabır, korkaklığı metanet, kıyamı terör zannediyorlar Sana gül diyorlar ey Resûl! Gül gibi zarif olduğunu söylüyorlar Haklılar Ama kılıç tutan ellerinden bahsetmiyorlar Seni anlattıklarını söyleyenler Seni göklere çıkarıp aramıza karışmanı istemiyorlar Getirdiğin ayetlerin damarlarımızda kan gibi dolaşması gerektiğini Bir türlü kabul edemiyorlar Sana gül diyorlar ey Resûl Gül gibi güzel olduğunu söylüyorlar Haklılar Ama küfrün, şirkin belini nasıl kırdığından bahsetmiyorlar Adın anıldığı anda kalbini tutanlar Ne gariptir ki, katledilen masum çocukların acısından Bir yol bulup sana ulaşamıyorlar Sana gül diyorlar ey Resûl Gül gibi tertemiz olduğunu söylüyorlar Haklılar Oysa güller ağlıyor ey Nebi! Bunca feryat, figan, çığlık, ahuvah Yeryüzü romantik olamayacak kadar sıcak Adına yazılan şiirler, edebi metinler Etkinlikler, anlatılar ve tüm organizeler Bir türlü seni hatırlatmaya yetmiyor Davanı, mücadeleni ortaya koymuyor Tavizsiz duruşun ey Nebi! Sevgin, merhametin, öfken, adaletin ve cihadın Hayatımızda yerini bulmuyor Sefih adamların korkak ağızlarında cümlelerin geveleniyor Yalan yanlış çıkarsamalar Bin türlü yanlış aktarımlar Yazık ki, kare kare şeref timsali olan hayatının Örnek alınmaması için sayıklanıp söyleniyorlar Sana gül diyorlar ey Nebi! Gül gibi pak olduğunu söylüyorlar Haklılar Ama koca koca adamlar utanmıyor, sıkılmıyor Senin yoksul hayatını kırpa kırpa anlatıp zengin oluyorlar Müminler horlanıyor Çocuklar, kadınlar tecavüze uğruyor Allah için can verenler küçümseniyor Namusunu, izzetini, vatanını savunanlar hain ilan ediliyor Kâfirler, Müşrikler, Putperestler, Mecusiler, Ateistler, Hıristiyan ve Yahudiler, İrili ufaklı bütün batıl güruhlar Tüm güçleriyle, Teknolojileri, siyasetleri, sanat adı altındaki soytarılıklarıyla Vahşice Kudurmuş köpekler gibi saldırıyor Ve senin adına iyi niyet, hoşgörü naraları atanlar Tüm bunları görmüyor, göremiyor Yaralı bir ceylan gibi inim inim inlerken sabiler, masumlar, mazlumlar Koyun gibi melemeyi dahi isyan kabul ediyor Melemeden kurban edilmeyi öğütlüyorlar Sana gül diyorlar ey Nebi! Gül gibi saf olduğunu söylüyorlar Haklılar Gülün dikenine dahi katlanamayanlar Gül ile bülbül ile sanat satıyorlar Aşk’ı kitaplarda dahi doğru okuyamayanlar aşk’ı anlatıyor Dünya devasa bir arena oldu ey Rasul! Tüm insanlık seyirci Vahşi yaratıkların önüne atılıyor yiğitler Alkışlar dinmek bilmiyor İnsan kemiklerinden kuleler oluştu ey Nebi! Mazlum kanına doydu topraklar Doymadı alçaklar, doymadı zalimler Sayın seyirciler! Sayın seyirciler! İyi seyirler, iyi seyirler… Sana gül diyorlar ey Nebi! Gül gibi günahsız olduğunu söylüyorlar Haklılar Her yerde ismin anılıyor Süslü tablolarla yüksek yerlere asılıyor Ama kalplere kazınmıyor ey Nebi! Yüreklere dokunmuyor Eylemlerin sebebini oluşturmuyor Herkes senden bahsediyor Herkes sözde seni çok seviyor Yazık ki, yolunu takip etmek kimsenin aklına gelmiyor Vahiyle adım adım, karış karış ördüğün O kutlu emanete kimse sahip çıkmıyor Bu ne aşktır ey Nebi, kalplere inmiyor Bu ne sevgi ey Rasul, kılımızı dahi kıpırdatmıyor Sana gül diyorlar ey Nebi! Gül gibi gülüşün olduğunu söylüyorlar Haklılar Mazlumlar gülmeden gülmeyeceğini bilmiyorlar Gerçeğin ta kendisini getirdiğini bile bile Seni rüyalara hapsediyorlar Sen insanlığı kâbuslardan uyandırmak için geldin Onlar, senin hatıranı hayallere mahkûm ediyor La İlahe İllallah’a adanmış ömrünü Muhammmedun Resûlullah’ta bütünleşmiş kimliğinin rengini göremiyorlar Uluslara, ırklara ve hatta kabilelere ayrılıyor Ve adına birlik diyorlar Önderini unutmuş bir nesil yetişti ey Nebi! Dilde kalan bir iman Her şey bir varsayıma dönüştü İddia edenler çoğaldı İmanı yaşamak şartı yok artık zihinlerde Bu korkunç bekleyişte Bu kıyamet öncesi sarhoş şehirlerde Sana gül diyorlar ey Nebi Gülemeyeceğini bile bile “
Allah azze ve celle'den uzaklaştığının farkına varıp bu zilletten arınmaya çalışan, izzeti, teskini, muhabbeti ve yüceliği O'na yaklaşmada, yalvarmada ve yakarışta bulunmada bulan bir kul olarak; zamanın getirdiği sıkıntı ve musibetlere yalnızca sabrederek, salihlerden/salihalardan olmayı ümid ederek, cenneti tahayyül ederek ve Allah'a bir adım daha yaklaşmanın azmine kapılarak dayanabildim. Bizim için bundan başka çıkar yol yoktur. Kadere rıza göstermek, Allah subhanehu ve teala'nın bizler için seçtiğinde huzur ve mutluluğu aramak en hayırlısı ve güzelidir. Haram olan şeyler geçici lezzetler verse de, helalin vermiş olduğu lezzet ne kadar da sonsuzdur. Rabbimizden bizi kendisine yaklaşmakta azimli kılmasını, sıkıntı ve musibetleri bir rızık olarak görmemizi sağlamasını ve kalbimizi dini üzere sabit kılmasını dileriz. Kuşkusuz O'nun kendisine uzak kıldığı yaklaşamaz ve yine O'nun kendisine yakın kıldığını hiçbir güç uzaklaştıramaz.
Allah azze ve celle yapmış olduğumuz salih amelleri, duâları ve adadığımız kurbanları sizden ve bizden kabul buyursun. İslâm ümmetinin zulümden arındığı, müslümanlara yaşatılan açlık, susuzluk ve savaşın son bulduğu daha hayırlı bayramlara ulaşmak duâsıyla. Kurban bayramımız mübarek olsun.
Dua için en hayırlı gün olan arefe günü gelmişken, Allah'ım, istiğfarların kabul edildiği bu mübarek vakitte, Sen bana, aileme ve ehlime; sağlık afiyet, hidayet, ğina, takva ve salih amel nasip eyle ve bizi istiğfar ehlinden kıl. Allah'ım.. Ümmet-i Muhammed'i sallallahu aleyhi ve sellem yaklaşmakta olan bela ve musibetlerden kendisini muhafaza etme yollarını gösteren; salih, alim ve hikmet sahibi İmamlar ve önderlerle doğru olan yoluna erdir ve Müslümanların dinlerine, vatanlarına ve onların huzur ve güvenliğine kasdeden küfr ehlinin de ordularını, mallarını ve diyarlarını helak eyle; ki, mazlum ve mustazaf olan kullarına zulmedemesinler. Allah'ım, Bize Seni ve Seni sevenleri sevdir, bizi sana yaklaştıran amelleri ve bu amellerde bize örnek olanları da sevdir, Bize seni sevmeyenleri ve âsi olanları sevdirme, kalbimizde Sen'in sevginden başka sevgilere yer verme. Allah'ım, Bizden yaşarken de, öldükten sonra da razı ol ve bizi razı kıldığın ve affettiğin kullarının arasına kat. Allah'ım, Aciziz, zayıfız, muhtacız, yoksuluz, Sen'sin Rabbimiz ve Vekîlimiz ve Sen'sin yeryüzünün mirasının ve gökyüzünün mülkünün sahibi, bizi Sen'den başkasına muhtaç eyleme bizi Sen'den başkasından "istiane"de bulunanlardan ve ibadetlerinde şirk koşanlardan kılma. Allah'ım, Bizleri daha önceki ümmetleri imtihan ettiğin gibi imtihan etme ve kaldıramayacağımız yükü yükleme, bize sabırla beraber, sadık bir iman ve akleden bir kalp, sana teslim olan bir nefis ver. Allah'ım, Bizi cömertliğinle yedir ve içir, yeryüzünde zulme uğrayan kullarını da katından ellerini uzatan salih ve sadık kullarınla himayene al. Ey göklerin ve yerlerin anahtarları ve yeryüzünün merhamet hazineleri katında olan Allahım, Sen'den isteriz Sen'den başka gidecek bir kapımız yok. Sana tevekkül ettik, Sana sığındık, Sen'in dinine ve kullarına tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçir ve onları aldıkları tedbirle helak eyle. Allah'ım, Bir düşmanını diğer bir düşmanına musallat ederek, salih ve sadık kullarını ve yeryüzünde zulme uğrayanları koru. Sen buna Kadirsin Allah'ım. Allah'ım, Rahmetinden umudumuzu asla kesmiyoruz. Sen el-Azîz, el-Hakîm ve el-Halîm olansın. Bize merhamet et, bizim cahilliğimiz yüzünden bizi ve Müslümanları helak eyleme isyan ve sapkınlığımızdan ötürü bizi cehenneminle cezalandırma, bize acı ve sana tevbe edecek yolları ve amelleri bize sevdir ve katına nefsine zulmedenlerden olmayarak al. |allahumme amin
Senden ricam, Allah’a yönelik bu senâ dolu sözleri yalnız gözlerinle değil, kalbinle de okuman. Bu sözler, İbn Kayyim el-Cevziyye’nin Madarij al-Salikin adlı eserindendir: “Ey Müslümanlar ve Rabbine, kitaplarına ve elçilerine kavuşacaklarını tasdik eden sadık müminler! Bizim yolculuğumuz ise; sonu gelmeyen bir nimet, kesintisiz bir ebediyet, yüce bir makam ve genişliği göklerle yer kadar olan bir cennetedir. Âlemlerin Rabbi’nin; merhametlilerin en merhametlisi, kudret sahiplerinin en kudretlisi ve hükmedenlerin en hikmetlisi olan Allah’ın yakınlığınadır. Yaratma da emir de O’nundur; fayda da zarar da O’nun elindedir. O, hak olan İlk’tir; varlığı zorunlu olandır; fıtratla bilinen, akılların varlığını kabul ettiği, bütün varlıkların kendisine delalet ettiği zâttır. Bütün mahlûkat, O’nun birliğine ve rubûbiyetine şahitlik eder; fıtratlar bunu ikrar eder. O’nun varlığı ve her şeyi ayakta tutuşu, her hareket ve sükûnda, olmuş ve olacak her şeyde apaçık görünmektedir. Gökleri ve yeri yaratan O’dur. Gökten su indirip onunla türlü türlü bitkiler çıkaran, yeryüzüne bütün canlıları yayan O’dur. ‘Yeryüzünü bir karar yeri yapan, aralarında nehirler akıtan, ona sağlam dağlar yerleştiren ve iki denizin arasına engel koyan kimdir?’ Darda kalanın duasına cevap veren, yardım isteyenin imdadına yetişen, kötülüğü gideren, sıkıntıları açan, düşenleri kaldıran O’dur. Kullarını karanın ve denizin karanlıklarında hidayete erdiren, rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgârları gönderen, bol yağmurla yeryüzünü dirilten O’dur. Yaratmayı ilk başlatan, sonra onu yeniden diriltecek olan da O’dur. Göklerde ve yerde bulunan bütün kullarına rızık veren de O’dur. İşitme ve görme nimetlerine sahip kılan, diriyi ölüden çıkaran, ölüyü diriden çıkaran ve bütün işleri idare eden O’dur. ‘Her şeyin hükümranlığı elinde olan, koruyup himaye eden fakat kendisi korunmaya muhtaç olmayan O’dur.’ ‘Göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, çocuk edinmeyen, hükümranlığında ortağı bulunmayan ve her şeyi yaratıp ona ölçü veren O’dur.’ Her musibet ve ağır yükte yardım istenen O’dur; her iyilik ve ikram O’ndan umulur. Yüzler O’nun huzurunda eğilir, sesler O’nun karşısında kısılır. Yer, gökler ve bütün varlıklar O’nu hamd ile tesbih eder. Ruhlar ancak O’nun sevgisiyle huzur bulur; kalpler ancak O’nu zikretmekle mutmain olur. Akıllar ancak O’nu tanımakla arınır. Başarı ancak O’nun tevfikiyle elde edilir. Kalpler ancak O’nun yakınlığının ve lütfunun esintisiyle hayat bulur. Hiçbir iş O’nun izni olmadan gerçekleşmez. Hiçbir sapmış kimse O’nun hidayeti olmadan doğru yolu bulamaz. Eğrilmiş olan hiçbir kimse O’nun düzeltmesi olmadan doğrulamaz. Hiç kimse O’nun öğretmesi olmadan bir şeyi anlayamaz. Hiç kimse O’nun rahmeti olmadan bir kötülükten kurtulamaz. Hiçbir şey O’nun koruması olmadan muhafaza edilemez. Hiçbir işe O’nun adı olmadan başlanmaz; O’na hamd edilmeden tamamlanmaz. Hiçbir arzu O’nun kolaylaştırması olmadan gerçekleşmez. Hiçbir mutluluk O’na itaat olmadan elde edilmez. Gerçek hayat ancak O’nu zikretmek, sevmek ve tanımakladır. Cennet bile ancak O’nun hitabını işitmek ve cemalini görmekle güzelleşir. Rahmeti ve ilmi her şeyi kuşatmıştır. Her mahlûka fazlını ve ihsanını bolca yaymıştır. İşte O; hak ilah, hak Rab, hak hükümdardır. Her yönden mutlak kemalin tek sahibidir; her türlü eksiklikten ve kusurdan bütünüyle münezzehtir. İnsanlar bütün vakitlerini her çeşit övgüyle doldursalar bile, O’na layıkıyla sena edemezler. Çünkü O’nun övgüsü bundan çok daha yücedir. O, kendisini nasıl övmüşse gerçekten öyledir.” | Ahmed es-Seyyid